"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Bir fikir bir ülkeyi kalkındırabilir

DIŞ kaynak olmadan bir ülkeyi kalkındırmak mümkün mü? Bu hafta Nobel Ekonomi Ödülü alan Paul Romer işte bu soruya yanıt arıyor.

İki yıl evvel bu günlerde bizim New York Üniversitesi resmi sitesinden garip bir anons yapıldı: Akademisyen arkadaşımız Paul Romer’a 2016 Nobel Ekonomi Ödülü verilmişti! Sonradan yanlış olduğu anlaşılan bu duyuru Paul’ün 20 yıldır her sene ekim ayında yaşadığı stresin üniversiteye yansımış bir haliydi elbette. Bu heyecan neyse ki bu sene bitti. Paul Romer 2018 Nobel Ekonomi Ödülü’nü aldı. Peki neydi ona Nobel’i getiren çalışma?

Bir fikir bir ülkeyi kalkındırabilir

Soruya yanıt vermeden evvel bir kişisel not düşeyim. Benim Paul ile tanışmam, bundan 5-6 yıl önce, kendisi de önemli bir ekonomist olan Prof. Dr. Can Erbil aracılığıyla oldu. Aradan geçen sürede Paul Türkiye’yi birkaç kez ziyaret etti ve aynı zamanda NYU’ya gelen pek çok tanıdığımla buluştu.

 

NOBEL GETİREN FİKİR NEDİR?

Romer’ın kalkınma iktisadına yaptığı en önemli katkı bir ‘fikrin’ bir toplumu kalkındırabileceği tezini test etmiş olması. Endojen Kalkınma Kuramı olarak da bilinen bu yaklaşıma göre eğer bir ülke Ar-Ge, inovasyon ve beceri bazlı eğitime yatırım yaparsa o ülke kendi iç dinamikleriyle zenginleşebilir. Romer’a göre eski ekonomide emek, toprak ya da sermaye kalkınmanın lokomotifi ise, yeni ekonomide de fikir kalkınmanın lokomotifi. Elbette bu yaklaşımın bizi ilgilendiren bir tarafı var.

 

TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİ BİR FORMÜL!

Malum, Türkiye ancak dışarıdan borç kaynak alarak kendi kalkınmasını gerçekleştirebilecek bir ülke. Eğer dışarıdan kaynak girişi olmazsa kendi finansal kaynaklarımızla kendi kalkınmamızı sağlayamıyoruz. Bu bağlamda Romer’a göre Türkiye gibi ülkeler eğer fikri zenginliği yeşertecek politikaları hayata geçirirse kendileri ‘içeriden’ bir kalkınma dinamiği yakalayabilir!

 

İNGİLİZCE BASİT OLSA DÜNYA DAHA ZENGİN OLURDU!

Paul oldukça farklı alanlarda çalışma yapmış bir akademisyen. İngilizce dilinin basitleştirilmesi ile ekonomik hayatta elde edilecek tasarruf üzerine epey kafa yordu mesela. İngilizcedeki ‘and’ yani ‘ve’ bağlacının gereğinden fazla kullanıldığını ve bunun da bir alternatif maliyet getirdiğini iddia ediyor. Ama farklılığı bununla da kalmıyor. Bir taraftan oldukça kompleks modelleri test ederken diğer taraftan da kendi adına bir startup kurarak ilk online öğrenme platformlarından birine imza atıyor. Yani hem kuramsal hem de pratik çalışan bir iktisatçı!

 

ÇARTER KENTLER

Benim için Paul Romer’ın en ilginç tarafı çalıştığı tüm kuramsal çalışmaları hayata geçirmek, gerçek hayatta test etmek için çaba harcamış olması. Romer’ın yukarıda aktardığım tezine göre eğer bir ekosistemde, fikirlere özgürce gelişme fırsatı verilirse o fikirler Ar-Ge olarak, inovasyon olarak, yeni beceri setleri olarak hayata geçerse o sistemde kalkınma göstergeleri çok daha pozitif olur. Bu çerçevede Romer, NYU’ya geldiğinde bu tezini hayata geçirmek için ‘Çarter Kentler’ üzerine bir girişim başlattı. Tezin test edilmesi için var olan eski kentler yerine, sıfırdan tasarlanan ve adına ‘Çarter Kent’ denilen yeni yapılar tasarlandı. Bu yeni kurulan kentlerde adil rekabet kuralları uygulanacak ve fikirlerin özgürce yarışması sağlanacaktı. Romer bu çılgın projesini hayata geçirmek için uzunca bir süre Honduras hükümetiyle çalıştı. Ancak maalesef proje bir türlü ümit edilen noktaya gelemedi.

 

HEM ARAŞTIRAN HEM UYGULAYAN BİR AKADEMİSYEN!

Paul Romer bu sene Nobel Ödülü’nü William Nordhaus ile paylaştı. Her ikisinin de ortak noktası, devlet ve BM gibi devletler üstü organların verecekleri kararlarla hayatımızda çok ciddi sonuçlar elde edilebileceğine inanmaları. Bu bağlamda çevre politikaları ve bu politikaların hayatımızdaki etkileri elbette oldukça önemli bir alan. Hem Nordhaus hem de Romer yaptıkları çalışmalarla işte bu etkinin hesabını yapan iki bilim insanı. Ancak yukarıda da dediğim gibi Romer sadece hesap yapan, bu hesapları yayınlayıp köşesine çekilen bir akademisyen değil. Romer aynı zamanda arenaya da inen bir akademisyen. İşte tam da bu nedenle Romer iki yıl önce NYU’daki akademisyenlik pozisyonunu bırakıp Dünya Bankası’na başekonomist oldu. Orada başta çevre olmak üzere, devletlerin ve devlet üstü kurumların aldıkları kararlarla gezegenimize verdikleri zarar ya da kârların hesabını çıkardı.

#sendeanlat

Bir fikir bir ülkeyi kalkındırabilir

DEVİR değişiyor. Yaşandığı dönemde suç sayılmayan ya da suç olduğu halde göz yumulan eylemler yıllar sonra insanın karşısına bedel ödemesi için çıkarılabiliyor. Türkiye’de pek gündem olmadı ama Amerika, haftalardır lise yıllarında yapılan bir sarkıntılık olayını tartışıyor. Trump’ın yüksek mahkemeye aday gösterdiği Brett Kavanaugh ilk başta gayet rahat bir adaylık sürecinden geçiyordu... Sonra lise yıllarında yaptıkları bir bir ortaya çıktı. Önce bir kadın sonra başkaları... Sonuçta Kavanaugh yüksek mahkemeye seçildi ama kadınların isyanı daha yeni başlıyor. #MeToo hareketi etkisiyle artık kadınlar susmak ve yapılan haksızlıkları sineye çekmek istemiyor. Türkiye’de kadınlar yeni yeni #sendeanlat etiketiyle başından geçen olayları sosyal medyada paylaşmaya başladı fakat Amerika’da artık şirket ve STK yönetim kurullarında en az bir kadın kuralı tartışılıyor. Hollywood içini temizlemekle meşgul. Hindistan’dan Japonya’ya uluslararası arenada da kadınların konumu artık gündemin önemli bir parçası olmuş durumda. Dalga dalga büyüyen bu hareket bize yeni yeni ulaşıyor ama bir patlama olması yakındır...

 

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI