"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Akıldışı davranışlarımıza ikinci Nobel!

DANİEL Kahneman’ın ardından Richard Thaler da gündelik hayatta verdiğimiz kararlarda ne kadar akıldışı davrandığımızı ortaya koyan çalışmalarıyla Nobel’i aldı.

Böylece 15 yılda ikinci defa Nobel Ekonomi Ödülü, psikoloji ile ekonominin buluştuğu bir alana, ‘davranış iktisadına’ verilmiş oldu. Bu yeni yaklaşım, tercihlerimizin klasik iktisadın iddia ettiği gibi rasyonel değil irrasyonel, yani akıldışı olduğunun altını çiziyor. Hakikat-sonrası çağa da bu yakışırdı.

OBAMA KİTABINI TÜM KABİNE ÜYELERİNE DAĞITMIŞTI!

Richard Thaler popüler olmak için Nobel’e ihtiyacı olmayan bir ekonomist. Hollywood filmlerinde oynamış, kitapları yıllardır çok satanlar listelerinde yer alan biri Thaler. Benim de ders kitabı olarak kullandığım Nudge kitabını (Türkçeye ‘Dürtme’ olarak çevrildi) Obama, başkan olduğunda tüm kabine üyelerine zorunlu okuma olarak dağıtmış ve kitabın diğer yazarı Cass Sunstein’i kabineye almıştı. Eğer hâlâ okumadıysanız hemen bu yazıyı bırakıp bir kitapçıya koşun. Bu çağda hayatı dönüştürmek isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.

NOBEL’İN YOLU TÜLİN HOCA’DAN GEÇİYOR!

Türkiye’de ne kadar tanınıyor bilmiyorum önce University of California, Berkeley şimdi de NYU’nun efsane pazarlama profesörü Tülin Erdem Hoca yıllardır Nobel Ekonomi Ödülü’nü belirleyen jüride yer alıyor. Kahneman ve Thaler dahil şimdiye kadar seçilen 9 Nobel’li ile arkadaşlığı var, 4’ü ile aynı bölümde çalışmışlığı var. Hoca bu sene Thaler’i şu 3 anahtar kavramı literatüre kazandırdığı için aday göstermiş: Endowment Effect, Mental accounting ve Transaction Utility.

“Endowment effect” (Sahip olma etkisi) insanların duygusal nedenlerden dolayı sahip oldukları şeyleri daha kıymetli sanmasını açıklayan bir kavram. Çoğu insan 10 lira kıymet biçtiği evdeki bir fincanın yenisi için 5 lira vermeyi reddediyor. Oysa fincan aynı fincan.

“Mental accounting” (Psikolojik muhasebe) insanların aynı miktar parayı geldiği ve harcayacağı yere göre farklı değerlendirme eğilimini açıklıyor. Piyangodan kazanılan 1000 lirayı çarçur eden bir kişi maaşından gelen 1000 lirayı çok daha özenli bir şekilde harcamayı seçiyor. Oysa para aynı para.

“Transaction utility” (İşlem değeri) ise çarşıda pazarda gördüğümüz kampanyaları açıklayan bir kavram. Normalde 5 liradan 3 tanesine 15 lira vermediğimiz bir ürüne, “2 alana 1 bedava” diye satılınca 15 lira veriyor çoğumuz. 

TERCİH MİMARİSİ

Thaler deyince benim aklıma bu üç kavramın bir nevi uygulama sahası olan ‘Tercih Mimarisi’ kavramı geliyor. Bir örnekle açıklayayım. İki şirket düşünün. Her iki şirkette de özel emeklilik bir seçenek. İlk şirkette işe başladığınızda özel emekliliğe otomatik olarak başlayıp bu seçenekten çıkmak için form doldurmanız isteniyor. İkinci şirkette ise işe başladıktan sonra özel emekliliğe geçmek için form doldurmanız isteniyor. Her durumda özel emeklilik sizin tercihiniz. Zorlama yok! Peki sizce özel emeklilik fonuna katılım oranı hangi şirkette daha yüksek? Thaler’e göre, ki pek çok deney de bunu gösteriyor, ilk şirkette katılım ikinci şirketin çok üstünde olacak. Oysa her iki şirkette de katılım çalışanın tercihi ama iyi bir tercih mimarisi ile ilk şirket fona katılımı kolaylaştırırken ikinci şirket fona katılımı zorlaştırıyor.

Thaler’in fikirlerini organ bağışından market ve kafeteryalarda sağlıklı beslenmeyi özendiren raf düzenine kadar pek çok alana uygulamak mümkün. Bizdeki gibi davranış değişimi deyince akla zor ve cebrin geldiği bir toplumda tüm yöneticilerin ve tabii ebeveynlerin tercih mimarisin kavramına kafa yormasını çok isterim. Çünkü zorla güzellik olmaz!

 

KUZULARIN SESSİZLİĞİ!

HARVEY Weinstein Hollywood’un en parlak yapımcılarından. Yaptığı 20 film Oscar almış: Kill Bill, Yüzüklerin Efendisi bunlardan ikisi. Fakat Weinstein, bu hafta yaptığı filmlerle değil ahlaksızlıklarıyla gündeme bomba gibi düştü. Gwyneth Paltrow, Angelina Jolie gibi pek çok kadın, mesleğe ilk adım attıkları dönemde Weinstein tarafından tacize uğradıklarını açıkladı. Kimi 17 yaşında kimi 22 yaşında ve Weinstein bir nevi patron... Kurtla kuzu hikâyesi. Yıllarca başka başka kurbanlarla devam eden bir rezalet. Tüm sektörün bildiği ama kimsenin açığa çıkarmadığı bir rezalet. Arada sesini çıkaranların başına da gelmedik kalmamış: Neden öyle giyindin? Orada ne işin vardı?

GERÇEĞİN PİS BİR HUYU VAR!

Ama işte ne kadar güçlü olursanız olun, gerçeğin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu var. Nitekim aradan çeyrek yüzyıl geçse de her şey bugün tek tek açığa çıkıyor. İlk başta basit bir özür bile dilemeyen Weinstein adını taşıyan şirketten atıldı. Çok değil geçen haftaya kadar bir telefonla Obama’dan Trump’a herkese ulaşabilen adam şimdi hapse girmemek için doktor raporu peşinde...

Eğitim üzerine konuşmak içimden gelmiyor?

TWITTER’da da paylaştığım bir liste var önümde. Sadece son birkaç yılda liseye geçiş sisteminde neler olmuş hatırlayalım. 2005’te LGS gitmiş yerine OKS gelmiş. 2007’de OKS gitmiş yerine 3 aşamalı SBS gelmiş. 2012’de SBS gitmiş yerine 16 sınavlı TEOG gelmiş. Ve geçen hafta TEOG gitti yerine adını henüz koyamadığımız yeni bir şey geldi. Benzer bir süreç üniversiteye geçiş sınavlarında da olmuş. ÖSS gitmiş yerine YGS ve LYS gelmiş. Ve bu hafta bu ikisi de gitti yerine YKS geldi. Tüm bu değişiklikler yapılırken ne ortada veriye dayalı bir prensip var ne de yapılan ikazları dikkate alan bir irade. O yüzden eğitim konuşmak içimden gelmiyor artık. Çünkü ‘reform’ diye diye hep aynı şeyleri yapıp, farklı bir sonuç bekliyoruz. Olmaz!

 

X