"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Çocuklarımız bu 7 beceriyi öğrenmiyorsa gelecekte işleri zor!

11 Eylül 2017

Rekabet koşulları belli!Daha evvel bu köşede 21. Yüzyıl becerilerini sıralamıştım o nedenle bu sefer sözü Harvard Innovation Lab’de öğrenme ve eğitim üzerine kafa yoran Toni Wagner’e bırakacağım. Wagner, artık klasikleşen Global Achievement Gap adlı çalışmasında global ekonomide başarılı olabilmek için 7 temel beceriye sahip olunması gerekir, diyor. Artık pek çok eğitim sisteminin benimsediği 7 global beceri şunlardan oluşuyor: Eleştirel düşünme, İşbirliği, Zihinsel Çeviklik ve Esneklik, İnisiyatif alma, Sözlü ve yazılı iletişim, Veri analiz ve Tahayyül! Dilerseniz her birini tek tek açalım.

1. Eleştirel Düşünme ve Problem Çözme Becerisi
Defalarca yazdım, tekrar edeyim: Eleştirmeden, itiraz etmeden yeni bir ürün, hizmet ya da fikir ortaya koyamazsınız! Varolanı olduğu gibi kabul eden birinden, herşeye evet diyen birinden ne mucit olur ne de kaşif. Ol sebep, katma değere dayalı yeni ekonomik üretim yarışında okulların yapması gereken varolanı eleştiren, eski sorunlara yeni çözümler üreten bireyler yetiştirmek. Okullarda eleştiri ve itiraza sınır koymak demek, bu çağda, sefaleti kabul etmek demektir. Öyle olmasaydı OECD gibi kalkınma odaklı bir kuruluş ‘eleştirel düşünme ve problem çözme becerisi’ adlı bir testle tüm üye ülkelerdeki gençleri ölçer miydi? Evet itiraz da ekonomik bir girdi artık…

2. Hayatın farklı katmanları arasında işbirliği kurma becerisi
Hayatımız her gün biraz daha karmaşıklaşıyor. Göçlerle, global ısınma gibi doğal afetlerle ve tabii ki sosyal paylaşım ağları gibi global bağlarla hayatımız her zamankinden daha fazla birbirine eklemlenmiş durumda. O nedenle farklı katmanlar arasında işbirliğini arttırmak her zamankinden daha hayati bir ihtiyaç. Önümüzdeki dönemde farklı kültürlerden ve hayatın farklı katmanlarından gelen bireyler arasındaki işbirliğini arttıracak kişilere ihtiyacımız her zamankinden fazla olacak. Türkiye gibi zaten kendi içinde ciddi toplumsal güven krizi yaşayan bir toplumda bu beceri ayrı bir aciliyet taşıyor. Herkesin kendi toplumsal katmanı içine sıkıştığı bu girdaptan kurtulabilmemiz için başta okullarda olmak üzere çocuklarımıza işbirliği becerisini kazandırmamız gerekiyor. Hem ekonomik hem beşeri bir aciliyet bu.

3. Zihinsel Çeviklik ve Esneklik
Tek bir meslekle bir ömür geçirmek artık tarih oldu. Meslekler de bireysel ilgiler de hızla değişiyor. Bugün doğan bir çocuk en az üç meslek değitirecek (Gerçi kimi uzmanlar 7 meslek diyor ama o başka bir tartışma!) Ve bugün varolan mesleklerin önemli bir kısmı o çocuk iş hayatına başladığında ortada olmayacak. Teknolojinin bu kadar hızla değiştiği bir çağda bu değişen hayata hızlı ve uyumlu bir şekilde müdahil olmak ayrı bir beceri. Ben bu beceriye zihinsel esneklik diyorum, Wagner ise çeviklik demiş. Tek bir fikre sonuna kadar bağlananların, fikir değiştirmeyi bir nevi eziklik olarak görenlerin çok zor elde edebileceği bir beceriden söz ediyoruz. Bizim biraz da sınav sistemi ile beslenen ‘tek bir doğru’ hastalığımız çocuklarımızın zihinsel çeviklik ve esneklik becerisi kazanmasının önündeki en büyük engel. Ama eğer başta okullarda çocuklarımıza hayata yaklaşırken bu zihinsel çevikliği kazandıramaz isek, geçmişte çakılı kalmış bireylerle yeni ekonomide rekabet etmemiz mümkün olmayacak.

4. İnisiyatif Alma ve Girişimcilik

Yazının devamı...

Türkiye’de Milli Park Hayalleri

28 Ağustos 2017

Amerika'da geçen sene her 4 kişiden 1’i milli parka gitti!
Resmi verilere göre milli park ziyaretleri her yıl rekor kırarak artıyor ABD’de. Geçen sene toplam 331 milyon ziyaret olmuş, bir giden birkaç kere gidiyor anlaşılan zira bu rakam ABD nüfusuna denk. O nedenle bireysel ziyarete bakınca durum daha da netleşiyor. ABD’de yaşayan her 4 kişiden 1’i her sene en az bir parkı ziyaret ediyor.

 

Milli Parklar neden bu kadar popüler?
Geçen hafta yazdığım gibi Grand Canyon, Yellowstone, Yosemite, Brice Canyon gibi pek çok Milli Park’ı ziyaret ettik ailece. O tecrübeye dayanarak ABD milli parkları üzerine biraz araştırma yaptım. Ama önce parkları anlatayım. Bu parklar aslında koruma alanları. Ama bu parklar, bu koruma işlevini yaparken yurttaşlara da doğaya karışma fırsatı veriyor. Doğada ‘iz bırakmadan’ kamp yapmaktan söz ediyorum. Her bir parkın kontrollü girişi, tuvalet ve duş gibi temel ihtiyaçlarınızı gidereceğiniz müştemilatı ve en önemlisi de size ayrılmış, güven içinde çadırınızı kurup kamp yapacağınız bir dinlenme alanı var. Bunların ötesinde iyi işaretlenmiş yürüme, tırmanma güzergahları, ‘ormancı’ dediğimiz her biri doğa bilimleri konusunda uzman park bekçileri, çocuklar ve yetişkinler için ayrı ayrı organze edilmiş pek çok etkinlik de mevcut bu parklarda. Ve işin en güzel tarafı bütün bu hizmetlerin neredeyse ücretsiz olması. Bizdeki Müze Kart uygulamasına benzer bir sistemle tüm parkların yıllık girişi tüm aile için birkaç saatlik asgari ücret bedeline tekabül ediyor. Hal böyle olunca da zengin fakir herkes çadırını arabasının arkasına atıyor ve soluğu bir milli parkta alıyor.

 

Amerika gibi özel sektörün her şeye hakim olduğu bir yerde bu parklar nasıl kuruldu?Bu köşeyi okuyanlar biliyor, nerede bir güzellik yaşasam tek bir soru soruyorum: Nasıl çoğaltabiliriz? Bu park sistemine benzer bir sistemi Türkiye’de orta ve dar gelirli aileler ve özellikle çocuklu ailelere nasıl sunabiliriz? ABD gibi özel sektörün ormanlar dahil herşeye egemen olduğu, eğitim ve emniyet gibi temel hizmetlerin bile merkezi devlet yerine yerel birimlere teslim edildiği bir sistemde nasıl oldu da bu kadar devasa bir güç merkezi hükümete bırakıldı?

 

Yazının devamı...

Çocuklarla Teknoloji Orucu

21 Ağustos 2017

Ekranlara doğmuş çocuklar için teknoloji detoksu!
Ev ortamının, otel ya da yazlık ortamının verdiği konforlardan uzak bir tatile çıkma fikri aslında yeni değil. Eskiden çocuklar olmadan evvel arada sırada yapardık. Çadırı kapıp doğaya kaçardık... Ama şimdi ekranların ortasına doğan iki oğlumla bu tatile çıktık. Ekran kuşağı diyorlar onlara. Ekran yerlisi. Hayır, sadece televizyonla değil, Ipad, akıllı telefon, tablet ve tabii ki oyun konsollarıyla büyüyen çocuklardan söz ediyorum. Ekransız tatile çıkma fikrini çocuklarla paylaşınca evdeki isyanı anlatmama gerek yok herhalde. Bilgisayar oyunlarından, arkadaşlarıyla iletişim kurdukları telefonlarından uzak üç hafta onlar için üç asır sonuçta... Ama uzun müzakereler sonucu anlaştık. İkisi de okumayı seviyor zaten. Bavula bolca kitap doldurup çıktık yola. Üç hafta boyunca en büyük sıkıntı çocuklara aradığı kitapları bulmak oldu... Ekranlar olmayınca günler bayağı uzuyor çocuklar için de... İyi oldu...

Kaliteli zaman paylaşımı için ekranları kapatmak gerekiyor!
Geçen haftalarda yazmıştım. Elde akıllı telefon, arkada açık televizyonla kaliteli zaman paylaşımı olmuyor çocuklarla. O nedenle bu üç haftalık ekran orucunun benim için en güzel tarafı aile içindeki sohbetlerdi. Dağ başlarında, dere kenarlarında saatlerce süren yürüyüşlerde daha önce konuşma fırsatı bulamadığımız pek çok konu gündeme geldi... Yeni şeyler öğrendik birbirimize dair bu yolculuklarda. Bir de akşamları, elektrik olmadığı için kamp ateşi etrafında geçen o doyumsuz sohbetler var tabii. Yaşar Kemal’in Üç Anadolu Efsanesi ile başlayan masallar, söylenceler... Ateşin insanda hikaye anlatma arzusu uyandıran bir tarafı var.

Zor olmadı desem yalan olur!
Bana gelince... Benim gibi çocukluğu internet ve elektrik öncesi çağda geçen biri için bu üç hafta bir nevi geçmişe geri dönüştü... Gaz lambası ışığında kitabı bitirmek, akşam çadırda uyurken gökyüzünde akan yıldızları seyretmek, sabahın ilk ışığıyla uyanmak... Çocukluğum. Unuttuğum çocukluğum. Neredeyse 30 yıldır işim gereği ekranlara bağımlı bir hayat yaşıyorum sonuçta. Bir de ekranlar benim ekmek teknem. Verdiğim dersler, yaptığım araştırmalar, yazdığım yazılar hep ekranlardan geçiyor. Ama son yıllarda bir de sosyal medya iptilası çıktı malum. Çoğu gün Twitter’a bakmadan, haberleri okumadan bir kaç saat bile geçirmek zor geliyor bana... Ol sebep şu üç hafta benim için zor oldu. İnsanın alışkanlıklarını bırakması hep zor olur...

En son üniversitede bu kadar çok kitap okumuştum.

Yazının devamı...

Çocuğunuzu ekran bağımlısı olmaktan kurtarmanın yolları

7 Ağustos 2017

Bir ebeveynin tek başına koca bir sektörle baş etmesi mümkün mü?

Önce bir itiraf. İlk oğlum doğduğunda evden televizyonu çıkartmıştık. İnternetin yaygın olmadığı zamanlarda bizim için büyük bir fedakarlıktı... Her genç ebeveyn gibi ‘ideal’ bir ebeveyn olmak istiyorduk. Bolca diyalog, bolca kitap olan bir çocukluk yaşasın istedik... Ama hayatın başka bir müfredatı var. Yaşadıkça öğreniyoruz. Zira ikinci oğlum doğduğunda evde televizyon da vardı, oyun konsolu da. Arada geçen zamanda hem biz tecrübe kazandık hem de teknoloji ilerledi. Akıllı telefonlar, gameboylar, Ipad benzeri tabletler. Bütün bu teknolojiyle birlikte milyarlarca bütçeli bir oyun sektörü çıktı ortaya son yıllarda ve bu sektörün tek bir amacı var: Çocukları ekran başına hapsetmek! Bir ebeveynin tek başına bu sektörle baş etmesi mümkün m

İmkansız değil! Evet rekabet dengesiz. Bir tarafta geçen hafta yazdığım gibi son derece bağımlılık yaratan oyunlar diğer tarafta çocuğunu ekran başından kaldırmak isteyen ebeveynler... Ama yine de bizim elimizde oyun şirketlerinde olmayan bir şey var: Kontrol. Ebeveynliğin bir tarafı sevgi ve şevkat sunmak ise diğer tarafı da bu, çocuklarımızın hayatını kontrol etmek. Peki bunu nasıl yapacağız? Bu noktada ebeveynler yalnız değil işte. Pek çok uzman, etik oyun yazarı ve Amerikan Pediatri Akademisi gibi kuruluşlar ebeveynlere çocuklarının ekran davranışını kontrol altına almak için bir dizi somut öneride bulunuyor.

Bağımlılık da çare de ev ortamında başlıyor!
Geçen hafta yazdığım gibi ekran bağımlılığı bizim gözümüzün önünde, ev ortamında oluşan bir alışkanlık. İşte bu nedenle anne ve babalara, çocuk yetiştiren herkese büyük bir sorumluluk düşüyor. Bu anlamda aşağıda sıraladığım Pediatri Akademisi’nin önerileri sanırım her sorumlu anne-babaya yol gösterecek somutlukta.

Ekran çağında çocuk yetiştiren ebeveynlerin dikkate alması gereken 4 kural:

Ekran Zaman Planı’nı hazırlarken, ki bunun yazılı olmasına gerek yok, şu prensipleri akılda tutmakta fayda var:

Ekranı yasaklamak çare değil!

Yazının devamı...

Madde bağımlılığı değil, ekran bağımlılığı!

31 Temmuz 2017

NYU’dan meslektaşım Adam Alter’in davranış bağımlılığı yaratan teknolojiyi irdelediği yeni kitabı ‘Irresistible’ bu soruyla başlıyor. ‘Davranış bağımlılığı’ bir kişinin her hangi bir davranışı kendi iradesiyle ‘sonlandırma’ ya da ‘devam ettirme’ tercihini kaybetmesi demek. Tıpkı esrar ya da alkol bağımlılığı gibi, her hangi bir davranışa bağımlı olanlar da o davranışı yapmadan duramıyor. Ekran bağımlılığı işte bu bağımlılıklardan en yaygın olanı. Kimine göre çağımızın vebası…

EKRAN ÇAĞINDA YAŞIYORUZ!
Çağımız ekran çağı. Televizyon, bilgisayar, telefon ve akla hayale gelmeyen her yerde ekransız bir hayat neredeyse imkansız.  O nedenle ekran bağımlılığından kurtulmanın formülü ekranlara veda etmek değil. Zaten erkanlar tek başına sorun da değil. Asıl sorun bu ekranların arkasındaki sektörün gücü ve motivasyonunda saklı. Çünkü milyarlarca dolarlık bütçeye sahip bu sektörün tek bir amacı var, bizi ekrana en çok bağlayacak ürünü pazara sunmak! Özellikle de çocuklar için… Çocuklarımızı ekran bağımlısı yapmak için yarışan milyarlarca dolarlık bir oyun ve yazılım sektöründen söz ediyorum. Hal böyle olunca da ortaya eroin ya da alkol kadar bağımlılık potansiyeli yüksek ürünler çıkıyor. World of Warcraft bu oyunlardan sadece biri. Pek çok uzmana göre dünyadaki en yaygın ve en çok bağımlılık yaratan bu oyun, 10 Milyar dolarlık hasılata ve 100 milyonu aşkın kullanıcıya sahip. Ve bu kullanıcıların yarısı bağımlı! Bu ne demek bir düşünün…

ÇOCUKLARIN İŞİ BİZDEN ÇOK DAHA ZOR!
Ekran bağımlılığı yetişkinler için ciddi bir sorun ama bu bağımlılığın en çok tehdit ettiği kesim bizim çocuklarımız. Çünkü onlar bizim gibi geç yaşta değil, doğuştan ekranlarla yaşamaya başladılar. Akıllı telefonlar, tabletler çocuklar için özel olarak tasarlanmış oyunlarla dolu. Meselenin bam teli de burası zaten. Yetişkinler yerine ekranlar tarafından büyütülen bu çocuklar büyüdüğünde ne olacak? Bu sorunun yanıtını tam bilen yok…

BAĞIMLILIĞIN FATURASINI ÇOCUKLAR BÜYÜYÜNCE ÖDÜYOR!
Ekran bağımlılığının çocuklar üzerindeki etkisine dair elimizde çok net veriler var. Bu çocuklar okulda başarısız. Bundan daha önemlisi bağımlı çocuklar obezite sorunu yaşıyor, çünkü bu çocuklar ekran başından kalkıp hareket etme kabiliyetlerini yitiriyor bir süre sonra. Ve belki de sorunun en can alıcı yanı ekran bağımlısı çocukların sosyal iletişim kurma yeteneklerini kazanamamış olması. Bu listeyi daha fazla uzatmak istemiyorum, durum ortada…

BAĞIMLILIK BİR ORTAM MESELESİDİR!

Yazının devamı...

Türkiye’de babalar ne kadar ebeveynlik yapıyor?

24 Temmuz 2017

İLGİLİ BABALIK DEMEK, BAKIM, KONTROL, YAKINLIK KURMAK DEMEK!

Araştırma pozitif babalık özelliklerini ‘ilgili babalık’ olarak tamınlıyor ve bunu da üç boyut altında değerlendiriyor: bakım, kontrol ve yakınlık. Babanın çocuk bakımından sorumlu olduğu davranışlara bakım; çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun olarak kural ve sınır oluşturmasına kontrol; çocukla karşılıklı ve yakın bağ kurmasına da yakınlık davranışı deniyor. Şimdi bu üç çerçevede bakalım durumumuz nedir.

BABALAR KENDİLERİNİ ÇOCUKLARININ BAKIMINDAN SORUMLU GÖRMÜYOR!

Araştırmaya katılan babaların yüzde 90’dan fazlası anneyi bakımdan sorumlu kişi olarak görüyor. Babaların yarısı çocuğunu hiç tuvalete götürmemiş. En temel ihtiyaç bu! Tahmin edeceğiniz gibi babaların üçte biri çocuğuun altını hiç değiştirmemiş. Benzer şekilde üç babadan biri çocuğunun tırnağını hiç kesmemiş! Anlaşılan bu işlerin tamamı annelere ipotek edilmiş durumda.  

YASAKLAMA BABAYLA BAŞLIYOR!

Araştırmada 4-10 yaş arasında çocuğu olan katılımcı babaların en sık uyguladığı cezalandırma yöntemi ise “yasaklama”. Babaların “sık sık” ve “her zaman” yasak uygulama oranı %33. Ancak sözel şiddet oranı da hiç azımsanacak boyutta değil ve yasaklamadan sonra en sık başvurulan kontrol yöntemi. Herşeye ragmen maalesef fiziksel şiddet içeren cezalar az da olsa bir grup için temel kontrol mekanizması. Neredeyse her 10 babadan biri çocuğunu kontrol etmek için fiziksel şiddete başvuruyor. Bu oran azımsanmayacak bir oran…

BABALAR ÇOCUKLARINA YAKIN HİSSEDİYOR KENDİNİ AMA

Babalar genel olarak kendilerini çocuklarına çok yakın hissediyor. Ancak bu yakınlığın davranışsal göstergelerine baktığımızda karşımıza çıkan manzara aşağıdaki o kadar iç açıcı değil. Dilerseniz aşağıdaki verilere beraber bakalım.

Yazının devamı...

Üniversite tercihi yapacak adaylara açık mektup (2017)

17 Temmuz 2017

Sevgili genç arkadaşım,

Öncelikle seni tebrik ederim. Zor olanı başardın ve tercih yapacak sayılı öğrenciler arasına girdin. Şimdi herkes tepene üşüşüyor, sana bu tercihin ne kadar hayati olduğunu anlatıyor. Bence hepsi yanılıyor. Rahat ol... Bu tercih hayati bir seçim değil! Çünkü hayat çoktan seçmeli bir sınav değil. Hayatta yaptığımız tercihlerde doğru seçimin ne olduğunu çoğu zaman kimse bilmiyor. Bilenler de zaman içinde yanılıyor. O nedenle benim size ilk tavsiyem tercih yaparken rahat olmanız. Kariyerinize dair, geleceğinize dair daha pek çok tercih yapma fırsatınız olacak. Üniversite tercihi o kararlardan ilki; ama en önemlisi değil.

Meslek değil, disiplini seçin!

Benim sana ikinci tavsiyem meslek seçimine çok kafayı takmaman. Eskiden, babanızın dedenizin zamanında üniversite tercihi demek, meslek tercihi demekti ve o tercih de hayatınızı ciddi ölçüde belirliyordu. Doktor, mühendis, öğretmen vs. olarak mezun olanlar bir ömür o işi yapıyordu. Artık öyle bir hayat yok. İnsanlar hızla meslek değiştiriyor. Çünkü meslekler hızla değişiyor. Hesap şu ki sizin kuşak en az üç, belki daha çok meslek değiştirecek! Şu an size tercih olarak sunulan pek çok meslek, siz iş hayatına başladığınızda olmayacak ve şu an size tercih olarak sunulmayan pek çok meslek iş piyasasında sizi bekliyor olacak. Dilerseniz İnsan Kaynakları sayfalarını dolaşın. Oradaki iş ilanlarınına bir bakın. Aranan elemanların pek çoğu üniversite tercih rehberinde olmayan ‘mesleklerden’ oluşuyor. O nedenle tercih yaparken mesleği değil, okuyacağınız disiplini seçin.

Taban puana değil, aynaya bakın!

Taban puanları geçen sene sınava girenlerin belirlediği bir referans. Başkalarının tercihleri yani. Kimbilir hangi nedenle yıllar önce öne çıkan bir bölüm, bir bakıyorsunuz orada takılıp kalmış. Yıllardır taban puanda zirvede olan öyle bölümler var ki eski halinden hemen her şeyi kaybetmiş ama zirvedeki yerini kaybetmemiş. Hocalar gitmiş, okul geriye gitmiş... Neyse konumuz bu değil. Diyeceğim şu: Sadece taban puan ile tercihlerinizi belirliyorsanız geçmişte bozulup kalmış bir pusulayla yolunuzu arıyorsunuz demektir.  Size tavsiyem bu sıralamaları bir kenara bırakın ve aynaya bakın. Nedir tutkunuz? Nedir beklentiniz? Hayalleriniz? Açayım...

Zamanı ve mekanı unuttuğun uğraş nedir? Bu soruya yanıt vermeden tercih yapma!

Sevgili kardeşim, biliyorum hayal, tutku falan soyut kavramlar. Aynaya bak deyince belki ne demek istediğim çok açık değil. O nedenle biraz daha somut olarak şu basit soruya yanıt verin derim:

Yazının devamı...

Umut Projesi

10 Temmuz 2017

 Bununla ne kadar gurur duysak azdır. Hatta bunu dünyaya ne kadar etkili bir şekilde anlatırsak yeridir. Çünkü Türkiye mültecilerin gıda, barınma, ve hatta sağlık ihtiyaçlarını karşılamada dünyaya örnek bir ülke. İstihdam konusunda da dünyadaki en ilerici uygulamalardan biri mevcut bizde. Özetle Türkiye mülteci hakları konusunda dünyaya örnek bir ülke.

ŞİMDİ MÜLTECİ ÇOCUKLARIN GELECEĞİNE ODAKLANMAK ZAMANI!

Şimdi artık daha yoğun bir şekilde mülteci çocukların geleceğine odaklanmamız ve ülkedeki mülteci algısını bu çocuklar üzerinden değiştirmemiz gerekiyor. Özellikle mülteci çocukların eğitim ve ruh sağlığını dert etmemiz gerekiyor. Fakat bu ihtiyaçların karşılanması barınma ve gıda ithiyaçlarını karşılamak kadar kolay olmayacak. Çünkü burada hem dil engeli var hem de ekonomik sıkıntılar. Malum Suriyeliler Arapça konuşuyor, öyle olunca da eğitime katılımda ciddi sorunlar ortaya çıkıyor. Şu an ilkokul çağındaki çocukların yarısı okula gitmiyor. Bu oran bakanlık verilerine göre ortaokul çağında yüzde 70’i aşıyor. Bizde bu çocuklara ders verecek sayıda Arapça bilen öğretmen de maalesef yok.

PSİKOLOJİK HİZMETLER ÇOK YETERSİZ!

Yazının devamı...