Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

TV’nin Tarzan’ı zor durumda!

UZUN zaman yan gelip yattıktan sonra, sahaya çıkıp dökülen yıldızlar için sıkça kullanılan bir bahane vardır. “Maç eksiği var” derler.
Suriye üzerine uçak yollayıp “Kendi borsamızın yüreğine indirdikten sonra” medyanın hallerine baktım.
Gazetesinden televizyonuna, radyosundan kahvehane dedikoducusuna kadar herkeste “maç eksiği” var.


* * *


Ak Saraylı Büyük Usta, ani bir kararla cihat ilan etmiş. Gerçi Topkapı Müzesi’nde muhafaza edilen Sancak-ı Şerif meydana çıkarılmamış ama onun yerine F-16 uçaklarının arşiv görüntüleri TV ekranlarında dalgalanıyor.
Heyecanlı haber spikerlerinin sesleri, arşiv görüntülerinden gelen uçak homurtularına eşlik ediyor. O haber sıcaklığında televizyondan görebildiğimiz tek şey, gecenin karanlığındaki Diyarbakır’ın şehir ışıkları oldu.
Arada bir haberi sunan muhabir “Bakın bakın! F-16 uçağımız iniyor. Şu otomobil farı gibi görünen ışık uçağın motorundan geliyor” deyip haberi (!) yellemese ne olduğunu anlamayacağız.

TV’LERİ KURTARAN İKİ İSİM

TV haberciliği “zamana yetişme” konusunda önceliklidir. Toplumu sarsan haberlerde gazeteler, tarihe bırakılan arşiv belgesi gibidir. Habere ulaşmada televizyonlarla rekabet edemez.
Ama bakıyoruz ki bizde tersi oluyor. “Haber çıkarmakta yetersiz, anlatmada çaresiz” televizyonlar gazetelerin ağzının içine bakıyor.
Uçakların ilk kalkışında, yani IŞİD hedeflerine vurulan ilk gecenin ertesinde söyleyecek laf bulamayıp “Bakın bakın, uçağımız iniyor” veya “kalkıyor” arasında kalan televizyon habercileri, ertesi gün gazetelerden okudukları yorumları sahiplenip, kendi fikirleriymiş gibi vermeye başladılar.
Gazeteniz Hürriyet’te dış politikaya dair değerlendirmelerini okuduğunuz Tolga Tanış ile Verda Özer arkadaşlarımız, televizyonları kurtaran iki isim oldular.
Yarattıkları fark sadece olaylara hâkim olmalarından gelmiyordu. Amerika’daki sistemin işleyişini iyi biliyorlardı.
Olayları doğru okuduklarından yaptıkları yorumlar cuk oturuyordu. Televizyon habercilerini, bu işi dizi oyunculuğu ile karıştıranlar da dahil olmak üzere, toptan kurtarıyorlardı.


* * *


Tolga Tanış ile Verda Özer arkadaşlarımızın yorumları olmasa “özgür medya” söyleyecek laf bulamadığından susacak. En büyük hasarı da “kameraya dik dik bakabildikleri için” kendilerini “enchorman” kategorisine sokan hanım kızlarımız görecek.
Başlarına, program yapacak bir-iki kişi topluyorlar. Adamların ağzına lafı verip, araya girerken kuracakları cümleyi düşünmeye başlıyorlar. O cümle kafalarında oluşur oluşmaz da konuşanın sözünü kesiyorlar.
Ben bugüne kadar nisa taifesinden “enchorman” olanın söylenen bir şeyi sonuna kadar dinlediklerini görmedim. (Enchorman: Enkırman diye okunuyor, habercinin çokbilmişi manasına geliyor.)

HABERCİNİN ÇOKBİLMİŞİ

Televizyon haberciliği söz konusu olduğunda “Aptallığın Duayeni” unvanını kime vereceğimi bilemiyorum.
TV haberciliğinin gövdesi “görüntüdür”. İnsanlar “görüntüsü var” diye televizyonun gözünün içine bakarlar.
Bizimkiler ne yapıyor? Ekranın üçte birinden fazlasını, haberi tarif için verdikleri bantlara ayırıyor.
Üstte bir bant: “Suriye’ye hava harekâtı.”
Alttaki bant daha kalın ve cümle tek satıra sığacağı halde ikiye bölünüyor ki ekran biraz daha kapansın: “F-16 uçaklarımız IŞİD hedeflerini vurdu.”
En altta bir bant daha: “Hükümet adamı dedi ki...”
Altta kalan görüntünün canı çıksın. Bu, habercilikte tabela uygulaması rahatlığıdır. Nasıl olsa belediye bizden tabela vergisi almıyor rahatlığıdır.
Şimdi diyecekler ki “Amerika’nın habercileri de böyle yapıyor, sen daha mı iyi bileceksin?”
O Amerikalı, İran’a otuz beş yıl ambargo uyguladı. Geçen hafta kendi kendilerine bir anket yaptılar. O anket Amerikan ahalisinin yetmişinden fazlasının İran’ın haritadaki yerini bilmediğini ortaya çıkardı.
Eğer akıl almanın tek ölçüsü buysa, haberciliğinize mübarek olsun.

X