Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Öküzü boynuzundan insanı plaketinden tutarlar

BÜYÜKLERİMİZİN “tasarruf tedbirleri” kapsamında aldığı “Seni o plakete kurban ederim” uygulaması başarılı olursa, beş milyarın üzerinde çıktığı hesaplanan Ak Saray’ın maliyetini iki yıla kalmaz plaketten çıkarırız.

Ben fiyatlara baktım.
Pikniğe gidildiğinde mangalda yanabilir “Ahşap Plaketler” ortalama 45 lira+KDV civarında.
Bunlar genellikle “Büyüklerine asi olmayan” astlara verilen plaketlerdir.
Müdürünü görür görmez abartılı biçimde ceketinin ön düğmesini ilikleyen, bastığı yeri bilemeyecek kadar telaşlanan memurlar da bu kapsama girerler, eninde sonunda bir-iki ahşap plaket sahibi olurlar.

***

“Kristal” diye tabir edilenler ise kesme cam üzerine yazının işlendiği plaketlerdir. Kristallik ile bir ilgisinin olmadığı fiyatından bellidir. Meraklısına 45 lira ile 60 lira arasında değişen fiyata mal olur.
“Kristal Plaketler” kamuda veya özel sektörde, bir kuruma yararı dokunan kişilere verilir. Verilen ödül, o kuruma yararı dokunan kişiden alınan hizmetin “bedavaya” getirildiğini gösterir.
Plaketi verenin, alana Dudullu’dan arsa bağışlıyor gibi azamet göstermesi, ödül ritüelinin olmazsa olmaz parçasıdır.

PLAKET KÜLTÜRÜ

Bir de “Gümüş Plaket” olayı var. Bu daha çok üst düzeydekilere verilen plaket türüne girer. Bakanlara, milletvekillerine, üst düzey bürokrata, çok paralı işadamlarına veya yabancı devlet temsilcilerine sunulur.
Bunların fiyatı da yüz lira civarındadır.
“Gümüş Plaket” statü tarif ettiğinden, bu ödülün alt düzeydeki memurlara verilmesi kesinlikle tavsiye edilmez.
Plaketin bünyesindeki gümüş madeni düşük maaşlı memur için kışkırtıcıdır, götürülüp satılma ihtimali vardır. Bu da plaketin altında imzası olan kişi veya kuruluşun ikinci el pazarına düştüğü izlenimi yaratır.
Bu ödülün dikkat çeken bir özelliği de kendi kendine “karşılık” yaratmasıdır. Sen filancaya bir plaket verirsin, o da fırsatını yaratır sana plaket verir. Aranızdaki ilişki “Plaket Kirveliği” olur.

***

Son yıllarda memleketimizde “Plaket Kültürü” inanılmaz ölçüde gelişti. Kendi kendine işin gelenek göreneği, ritüelleri oluştu.
Misal, birine plaket takdim edilecek.
Tezgâhtan mal seçmiş de paketleyip eline tutuşturmuşsun gibi yapamazsın. “Al bu plaketi de..” anlamına geleceğinden, husumete sebep olur.
Görgülü insanlar
plaketi birinci elden takdim etmezler. “Şimdi plaketi vermesi için filancayı sahneye davet ediyoruz” deyip araya birini koyarlar.

KELLE BAŞI HESABI

Türkiyemiz “Plaket Kültürü” açısından Avrupa’nın en bereketli ülkesidir. 2014 yılı verilerine göre kilometrekareye 386 plaket düşmektedir ki bu rakama göre yıllık kapasitemiz 300 milyon plaket civarında hesaplanır.
Bu rakam nüfusa vurulduğunda kişi başına dört plaket düşer.
Bu noktadan bakıldığında, Başbakanımız, bilim adamımız Ahmet Davutoğlu’nun aldığı tasarruf tedbirinin ne kadar yerinde olduğu görülür.
“Alavere” usulü ile el değişen plaketlerin yüzde 87.5’inin kamuda tüketildiği bilindiğinde, kazanç kendiliğinden hesaplanır.
Eğer Türkiye’de kamu kesimi, hissiyatına sahip olur da plaka dağıtımından vazgeçerse, bu bütçeye dört milyar liranın üzerinde bir rahatlık sağlar ki alın size üç aşağı beş yukarı bir Ak Saray parası.
Efendim o 5 milyara çıkmış.
Sen de “ikinci sarayı” bin yüz elli değil de bin odalı yap, dört milyara çıksın.

***

Bazı çevreler “bu tasarruf tedbirinin” memleketimizdeki “plaket kültürünü” çökerteceğini iddia ediyorlar ki aynı fikirde değilim.
Birkaç yıl nefsimize hâkim olup, birbirimize plaket vermeyeceğiz o kadar. Maliye kazanacak, bizim de incilerimiz dökülmeyecek.
Ayrıca ben Ali Kırca, Uğur Dündar, Reha Muhtar ve Şansal Büyüka’nın sahip olduğu plaket rezervlerine çok güveniyorum. Sadece bu dörtlünün birikimi Türkiye’yi iki sene rahatça idare eder.

X