Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Koç yiğitlerin günahı yok!

DÜNYANIN en sıkı sosyal bilimcilerini getirin, yüzlerce uzman demograf çalıştırın, bizim memleketteki “nüfus dalgalanmalarının” içinden çıkamazlar.
“Kelle sayısı” bir nüfus sayımından öteki nüfus sayımına, bir genel seçimden öteki genel seçime değişir durur.
Bir azalır, bir çoğalır. Sanki memleketimizin nüfus artışını “iki kaşı bitişmiş koç yiğitlerimiz” değil de “emme basma tulumba” yönlendirir.
O zaman üç çocuk için pehlivan kesimli yiğitlerimize ne diye ev ödevi veriyorsun? Emrindeki nüfus memurlarına yolla talimatı. Onlar halletsinler.


* * *


Kelle sayımı için vatandaşın evlerine metazori tıkılması çok hayırlı bir memleket işidir. İstatistik biliminin ana damarı budur.
Bizi istatistik bilimi ile resmi olarak ilk tanıştıran, Amerika’nın Osmanlı nezdindeki ilk büyükelçisi S. Samuel Cox’tur. İtimatnamesini takdim ederken, Amerika’dan getirdiği bir kitabı da takdim etmiş.
Kitap, Amerika’nın son dört yıllık dökümünü veriyormuş.
Rakamları inceleyen İkinci Abdülhamid, bu çalışmadan müthiş etkilenmiş ve Cox’a bu bilgilerin nasıl derlendiğini sormuş. Öğrenince de Sadrazam Sait Paşa’yı çağırıp bizde istatistik dairesinin kurulmasını irade etmiş ve nüfus sayımı için 750 bin lira ayırmış. O zamanın büyük parası.

HESAP TUTMUYOR

Sultan Hamid’in bu modern hamlesinden beri mülkümüzde ne kadar inek var, ne kadar davar otlar, kaç tavuk gezinir, gelen kaç kişi, giden kaç kişi, hepsini biliriz.
“Kelle sayısını” da biliriz lakin sonuncusunun hesabı bir öncekine bir türlü uymaz.
Haydi diyelim ki Devr-i Osmanlı’nın mazereti vardı. Özellikle kırsaldaki ahali, sayım için gelen memurları görünce “vergi alacaklar” sanıp malı davarı dağlara kaçırıyordu. Devr-i Cumhuriyet’in mazereti de yok.
Hele hele, Türkiye’yi dünya devi yaptık diyenlerin hiç yok.
Sadece son üç seçimin seçmen sayısı bile işin ne hallere geldiğini gösterir.
Önce dört milyon artış, ardından altı milyon eksilme, son olarak dört milyon yeni artış. Bre bu nasıl bir “Üç çocuğu olan ak çadırda, olmayan kara çadırda otursun” politikasıdır ki bu kadar hızlı ürüyoruz.
Keskinoğlu tavuk fabrikasının yumurta artışında bile böyle bir oran, böyle bir başarı yok. Hükümet adamlarından kuşkulanmasam “Helal olsun memleketimin kaşı bitişik yiğitlerine” diyeceğim. Lakin el frenini çektiğim yer orasıdır.


* * *


Haberler hayırlı değil. Kocaeli’nde Sazcı Oğlan’ın partisi 550 farkla ilk kez milletvekili çıkarmıştı. Seçimin üzerinden iki ay geçti. Bir baktık ki orada seçmen nüfusu on sekiz bin artmış.
Bir kuş gördüm ayağını nallatır, gel de bunun mânâsını ver şimdi.
Hesabını yapmışlar. Ampul Partisi’nin Kocaeli’nde olduğu gibi ucu ucuna kaçırdığı milletvekili sayısı sekiz tane mi dokuz tane vilayet mi ne? Hepsinde de iki ay içinde yaşanan nüfus patlamaları var.
Üstelik kudurup da muhalif partilere veren seçmen sayısı toplam 600 bin azalmışken.
Bir tay gördüm anasını emzirir, gel de bunun mânâsını ver şimdi.

DAVULLA ARADIK

Bu söylediklerim memleketin Avrupa’ya yakın tarafında yaşananlar. Bir de Mezopotamya’ya komşu olanlar var.
Hangi şehirde kan gövdeyi götürüyorsa orada “Terör var” bahanesi ile koca koca mahalleleri seçmene kapamışlar. Plan üç yere sandık koyup etrafına eli makineli özel harekâtçıları yerleştirmek.
Sonra seçime katılım beklemek, bence bu plan tutar.
Ahalinin içine kuşku girdi bir kere. Oy vermeye mi gidecek, ölmeye mi yoksa tutuklanmaya mı?
1929’da Serbest Fırka (Parti) Tek Parti’nin emriyle kurulmuştu. İlk imtihanını da yerel seçimlerde verdi.
Sandık demokrasiye çok uygundu lakin başına seçmen gitmiyordu. Tek Parti adamları “oy kullanma süresini” yirmi beş güne çıkardı. Koca İstanbul’da ancak yirmi beş bin kişi oy kullanmıştı.
Sokaklara davullu tellallar çıkarıldı.
Sokak sokak dolaşan o tellallar hem davul çaldılar hem de oy kullanmayana para cezası verileceğini duyurdular. Demokrasinin verdiği mesaj açıktı.
“Ya adam gibi oy kullanırsınız ya da sizi bu tokmağın ucuna geçiririz.”
Bu bile katılımı beş on bin fark ettirdi.


* * *


Yazının başında söylediğimi sonunda da söylüyorum. Bizim memleketin siyasi hallerini bilmeyenler nüfus dalgalanmalarının sırrını istatistik verilerle açıklayamazlar.
İstatistik bilimi, söz konusu olan bizim memleketse maskara olur.
Kıssadan hisse: Lafın tamamını deliye söylerler!

X