Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kadın futbolu, erkek futboluna fark atıyor

Endüstriyelleşen erkek futbolunun seyir zevki giderek düşerken, henüz mekanikleşmeyen kadınlar 1950’li yılların renkli, estetik güzelliklerle dolu futbolunu oynuyorlar. Daha fazla kondisyon, daha fazla güç diyen erkekler bindikleri dalı kesiyor olmasın?

Doksanlı yıllardı, Amerika’daydım ve gecenin bir vakti otel odasında televizyonu kurcalıyordum.
O kanal, bu kanal derken karşıma bir program çıktı. Program o yıl yapılan Dünya Kadınlar Futbol Şampiyonası üzerineydi.
Turnuvanın önemli maçlarından üç beş dakikalık özetler gösteriyor, kadın futboluna dair yorumlar yapıp, bilgi veriyordu.
Amerikalılar’ın futbolla bu kadar ilgilendiklerini bilmediğimden şaşırmıştım. Ayrıca bu ilgilerinin odak noktasının “kadın futbolu” olması beni daha da şaşırtmıştı.
Erkek futbolu dahi Amerika’da yeniydi.

***

Bizim çocukken oynadığımız “çelik çomak” oyununun topla icra edileninden farkı olmayan beyzbol Amerikalıların sevgilisiydi.
Avuç içine sığacak kadar küçük bir topu, on binlerce insanın doluştuğu tribünlere seyrettirmeye çalışmak bir “sersemlik hali” sayılsa da adamlar başarıyordu.
Beyzbol, muazzam bir halkla ilişkiler başarısıydı.
Seyirci gittiği maçta topu doğru dürüst göremese de oyuna dair istatistikleri “bilgi” kabul edip, üzerine saatlerce konuşuyordu. O istatistikler çikolata, çiklet kartlarında, sporcu fotoğraflarının arkasına yazılıyordu.
Milyonlarca çocuk onları biriktiriyor, yazılanları ezberliyor ve o malumatı hayat boyu birbirlerine satıyorlardı.

STARLARIN FUTBOLU

Sinema filmleriyle, televizyon dizileriyle beyzbolun hizmetindeydi. Robert Redford, Kevin Costner gibi Hollywood yıldızları beyzbolun efsane oyun olduğu teması üzerine filmler çeviriyorlardı.
Ama bunlar sadece Amerika’da geçerli oluyordu. Bir de gençliğinde Amerika’da yaşayıp beyzbola sevdalanan Castro’nun Kübası’nda.
Amerika beyzbol ile oturup kalkarken, dünyanın geriye kalanı futbolla yatıp kalkıyordu. On milyonlarca insan futbolun peşinden gidiyordu.
Amerikalı yatırımcılar birgün bunu keşfettiler. Dünya kendi aptal oyunlarıyla ilgilenmeyip, futbolun peşinden gidiyordu. Demek ki bu işte büyük paralar vardı.
Paranın itici gücüyle futbolu ülkelerine taşıdılar. Rugby stadyumları aynı zamanda futbol da oynanabilen tesislere dönüştü.
Sıra Amerikanvari yöntemlerle seyircinin ilgisini çekmekti. Önce Efsane Pele getirildi ülkelerine. Daha sonra da Avrupa’nın işi futbolu bitmiş yıldızları.
En nihayet de David Beckham’ı.
Allahı var David’in. 250 milyon dolar karşılığı transfer oldu ve bu paranın 75 milyon dolarını bir hafta içinde kombine satışlardan çıkarttı.
Sezon başladığında kulüp ödediği paranın tamamını bilet gişelerinden geri almıştı.

***

Dönelim “Kadın Futbolunun beni şaşırttığı” otel odasına.
O programı seyrederken öğrendim. Amerika’da erkeklerin ligi ortalama 7 bin 500 seyirci ile oynanıyordu.
Kadınların ligi ise ortalama on bir bin küsur seyirciyle.
Oracıkta bunun sebebi üzerinde kafa yorarken, ekrana gelen özet görüntüler yardım etti. Kafamın içine sıkışan gizem çözüldü.
Özet görüntülerini izlediğim İsveç–Amerika milli maçında bir kadın oyuncu, ayağına aldığı topla, karşısına gelenleri ipe dizer gibi çalımlayıp kale sahasına gidiyordu.
Bunu her seferinde yapıyordu. Ben de sanki İsveç milli takımının kanat oyuncusunu değil, efsane Brezilya’nın Garrincha’sını seyrediyordum.

TELEVİZYON BELASI

Erkeklerin oynadığı futbolda bu kadar renkli hareketler yoktu. Kadınlar aralarında 1950’li yılların futbolunu oynuyordu. Erkekler ise uzay çağının endüstriyel futbolunu.
Kadın futbolunda hâlâ fizik farkları, kondisyon farkları yüksek. Erkeklerde böyle değil. Herkes androit olmuş. Kaslar çeliğe dönüşmüş, vücut mekanik bir aletin yayı gibi.
Top kullanmada zaman azalmış.
Bugün herhangi bir milli maça bakın. Erkek futbolcunun ayağına top geldiğinde bir saniye, bilemediniz bir buçuk saniyelik zamanı vardır.
Topu indirecek, etrafına bakacak, düşünüp karar verecek ve onu uygulayacak. O bir buçuk saniyeyi iyi kullanamadın mı birisi başında biten, topu elinden alır.
O yüzden de erkek futbolu eskisi gibi tat vermiyor. Gözler 1950’li yılların estetik harikalarla dolu futbolunu arıyor.
Haaa! Bir de televizyon denen, daha doğrusu kamera denen bela girdi futbol hayatımıza. Bizde bile sıradan bir lig maçı on altı kameranın gözetiminde yapılıyor.
Herhangi bir hareketin gözden kaçması mümkün değil.
Teknik direktörler kendi futbolcusuna televizyon görüntüleri üzerinden rakiplerini ezberletiyor. Gel de karşındaki beke çalımı yuttur şimdi.
Messi iki yıl önceki hareketlerini yapamıyor, çünkü karşısına çıkacak kim varsa Messi’yi ezberine aldı.
Yarın bir başkası çıkacak, ilk iki sene dünyayı şaşırtacak. Üçüncü yıldan itibaren dünya onu ezberleyecek, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Bizde Burak’ın eskisi gibi rahat gol atamamasının sebebi de budur. Televizyon üzerinden ders çalışanlar onu ezberlediler.

***

İnsanları makineleştiren, yeteneklerinden çıkan sihirli hareketleri ezberleten, birbirine denk güçlerin boğuşması haline getirilen erkek futbolu zevk vermiyor.
Bir dünya kupası geçirdik.
“Güzel” diyeceğimiz maç sayısı iki elin parmaklarını biraz geçer. Bu mekanikleşmeden uzak olduğu için Kadın futbolunun hâlâ seyir zevki var.
Ben kadın futbolunu, seyir zevki yüksek olan, her türlü hareketi görebileceğiniz serbest güreşe benzetiyorum.
Erkek futbolu ise itiş kakıştan farksız greko romen güreş gibi.
Futbol seyrettiğimiz için yine de şanslı sayılırız. Ya biz de Amerikalılar gibi beyzbola dadansaydık?

X