Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

IŞİD sanki telefonumda!

“SABAHIN körü” demeyeyim ama uyku saatim. Yatağın başucundaki sehpayı “nizamiye” yapıp, alarmına güvendiğim telefonu üzerine nöbetçi dikmişim ki gece yarısı bir saatte uyanmayayım.

“Zııırrr!!” deyip acı acı öten telefonu açıyorum. Her seferinde müşterisinin çıkarını düşünüp, ona daha iyi bir teklif sunmaya niyetli, şirketlerden birinin sözcüsü çıkıyor karşıma.


* * *


Gözlerim yarı kapalı dinlediğim ses “İyi günler” diye başlıyor. Sesin sahibi erkekse daha içten, daha bir samimi. Eğer arayan “kız çocuğu” diye tarif ettiğimiz nisa taifesinden biriyse, sesteki kibarlığın tonlaması değişik oluyor.
Cinsiyetinin avantajını, hafiften kafana kakar gibi tonluyor cümlelerini. “Ben olmasam seni kim arayacak da kadın sesi dinleyebileceksin” tavrını, özgüven fışkıran sesten anlıyorsun.
Uykuda mısın, hasta mısın, başka bir işin mi var? Hiç önemli değil. O lütfedip seninle konuşuyor ya tadını çıkarmaya bak.


KAYDINI TUTUN


Sana telefon marifetiyle zoraki dinletilen bu görüşmenin ilk cümlesinde mutlaka “Bu telefon konuşması kayda alınmaktadır” şerhi kullanılıyor. Gerekçesi de müşteriye telefonda verilen bu hizmetin kalitesinin kontrol edilebilmesi.
Yani onlar konuşacak, kampanyalarını neyim anlatacaklar. Onların tepesine dikilen amirleri de bu konuşmaların kayıtlarını dinleyip “Bizim çocuklar işlerini iyi yapmış mı yapmamış mı” ona bakacaklar.
Benim genelde makul bir “tüketici tepkisi” vermek için kullanılmasını beklediğim cümle de bu oluyor.
Karşımdaki ezberini “Bu konuşma kayda alınmaktadır” denilen yere getirdiğinde “Bitti mi?” der gibi bir tonlamayla soruyorum:
“Şimdi bu konuşmayı amirleriniz, onların müdürleri, en tepedeki CEO’nun da dinleyebilecek değil mi?”
“Evet efendim”
“Ama dinletmezseniz ölümü öpün, mutlaka dinlesinler tamam mı?”
“Tamam efendim”
İşte tam burada benim şovum başlıyor. Biri heveslendi, sövüp saymanın masterini yaptı dileyim. Hatta yetinmedi doktora niyetine “İstanbul’dan Doğu Anadolu’ya küfür edebiyatımız ve sinkaflı sövme zenginliğimiz” başlıklı bir de tez yazmış olsun.
Tövbe diyeyim! Kimse benim, uykudan uyandırılıp, beni hiç ilgilendirmeyen bir ürünün tanıtımını dinlemek zorunda bırakıldığın o uykulu kafa kadar yaratıcı olamaz.
Assolist çıkmadan önce fasıl dinletecekmişim gibi “Önce sizin grubun CEO’sundan başlıyorum” deyip, telefon kayıtlarına geçirdiğim küfürleri dinleyenlerin gözleri yaşarır.


* * *


Bir insan, küçük bir ekleme ile nasıl canlı anten haline getirilir? Dini bayramlarda bile adı akıllara gelmeyen uzak akrabalar bir küfür nöbeti sırasında nasıl tek tek hatırlanır? Bir insanın kulağı veya azı dişi üretim amaçlı kullanılabilir mi?
Sövme zenginliklerimin içinde hepsinin yeri var.
İşin enteresan tarafı, ben kendi küfürlerimden tahriklenip de işi azıttığımda karşı tarafın bunu “müşteri memnuniyeti” olarak algılaması ve sabırla dinlemesi.


ISRARCI İRADE


Tabii tepkiler de dinleyenin cinsiyetine göre farklı farklı oluyor. Kızlar, klasik cinselliği tarif eden bilgilendirmenin dışına çıkıldığında biraz şaşırıyorlar. Telefonu bir an önce kapatıp kaçmaya bakıyorlar.
Erkekler ise daha dirayetli oluyor. O küfür sağanağından “bir daha aranmak istemediğimiz” sonucuna varıp, doğru mu değil mi diye soruyorlar. Ve bir daha telefonla rahatsız edilmeyeceğim, güvencesini verip işlem başlatıyorlar.
Elbet bu lafta kalıyor.
Anladığım kadarı ile zaten müşterisi olan insanlara “daha ucuz bir kampanya sunup” kendi şirketlerini kazıklamaya can atan CEO’ların bu konuda bir planı yok. Koordinasyonları hiç yok.
O yüzdendir ki küfrü yedikten sonra “İşleminizi yaptım, bir daha aranmayacaksınız” teminatını veren kişinin sözü “kişisel teminat” olarak kalıyor. İki gün sonra bu sözden haberi olmayan başka biri sizi arıyor.


* * *


Bu ayrıntıları vermemin sebebi, benim gibi uykuda biriktirdiğiniz enerjiyi küfür yoluyla boşaltmaya çalışmayasınız, diyedir.
Debelenmenin, karşı koymanın faydası yok.
Nasıl ki IŞİD bizim sınırın otuz metre berisinde, Mehmetçiğin gözünün içine baka baka mayın döşeyip hendek kazıyorsa; telefondaki IŞİD de boş durmuyor. Sen kapıdan kovuyorsun, bacadan giriyor.
Seni bir şekilde vurup kaçıyor.
Bunun adı ya “IŞİD kararlılığında” telefon terörüdür. Ya da “Sizi değil kendimizi kazıklıyoruz” temalı telefon kampanyaları ile kendi müşterisine rahat huzur vermeyen sersem CEO’ların bünyeye zarar performansıdır.
Her halükârda kurban sizsiniz.

X