Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Her yiğidin bir hobisi olmalı

DEMOKRASİNİN bünyesi içinde sorulabilecek sorulardan en sevdiğimdir.

“Siz diktatör müsünüz?”
Çünkü durduk yerde sorulduğunda “vukuat çıkarma potansiyeli” vardır. Ayrıca hem soranın hem de soruyu karşılayanın zekâsını ele verir.
Misal, Putin’in karşısına dikilip bu soruyu sordun diyelim
Zor bir iş değil. Finlandiya Cumhurbaşkanı’nın heyetine katılıp, misafir statüsü ile kazandığın “dokunulmazlık zırhına güvenip” sorarsın.
Ne diyecek Putin sana?
“Hayır, ben diktatör değilim. Demokrasi tasarımcısıyım. Alıştığınız kalıpların dışına çıkıp demokrasiyi kafama göre yeniden tasarlıyorum” mu diyecek?


* * *


Finlandiyalı gazetecinin yaptığını yapıp, nezaket sınırlarını zorladın mı adama “Nasıl bir cevap bekliyordun da damarına bastın” diye sorarlar.
Ben soruyu aptalca ve demode buldum.
Demodeliğini şöyle açıklayayım.
Bu soru en çok 1900’lü yılların başındaki liderlere sorulmuştur. Sorula sorula beylik olmuştur. Ayı ne kadar yol bilirse avcı da o kadar yol bilir.


BİR AVUÇ ÜLKENİN DIŞINDA


1900’lü yılların başında, özellikle de yirmili, otuzlu yıllarda dört yanımız diktatördü.
Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, Rusya’da Stalin, İspanya’da Franko, Portekiz’de Salazar yükseliyordu.
Macaristan, Polonya, Yunanistan, Bulgaristan, Baltık ülkeleri tek adam rejimleri ile yönetiliyordu.
Hepsi de “Avcı kollayan ayı gibi” birbirlerinin gözüne bakıyordu. Biri Portekizli Salazar gibi “Yeni devlet” (Estato Novo) kararı ile öne çıktığında diğerleri de kopyalıyordu.
Avrupa “küllerinden doğan yeni devletler” ile dolmuştu. Ahalileri aynıydı, coğrafyaları aynıydı, başlarına gelenler aynıydı ama hepsi de yeni ve orijinaldi.
Yeni Portekiz, Yeni Macaristan, Yeni Polonya!
Birbirlerine baka baka nasıl yeni şeyler icat ettilerse “Siz diktatör müsünüz” sorusuna da birbirlerine baka baka en uygun cevabı buldular.
“Diktatör olsam bana bu soruyu sorabilir miydiniz?”
“Hakkat yahu! Soramazdık.”


* * *


Saçma sorulara saçma cevaplar.
Uzun bir kuyruk var, en sondakine yanaşıp “Kuyruğun sonu burası mı?” diye soruyorsun. O da cevap veriyor:
“Hayır! Burası kuyruğun başı, hepimiz ters duruyoruz.”
“Siz diktatör müsünüz?”
“Hayır değilim ama ülkeyi tek başıma idare etmeyi seviyorum.”


DAHA NE OLSUN EFENDİLER?


Şahsen demokrasi terbiyemi kendi imkânlarımda evde kendi kendime edinmiş bir kişiyim. O yüzden rejimin kimliğine bakmak aklımın ucundan geçmez.
Başbakanımız, gücümüzü test ettirme kolu başkanımız Sayın Davutoğlu geçenlerde rejimin özelliklerini dibine kadar açıkladı.
“Demokratik bir ülkeymişiz.”
Demokratik ülke olduğumuzdan adamın kendisi “canlı bomba” bile olsa tutuklayamazmışız. Eğer kendisini patlatırsa, parçalarını yakalarmışız.
Bu açıklama benim için yeterlidir. Bu saatten sonra “Nasıl bir ülkeymişiz?” deyip Hasan Cemal’in yazılarından sonuç çıkaracak halim yok.
Üstelik demokratlıktan fazlası da var bizde, laikiz!
Laikliği Zülfü Livaneli’ye tarif eden yaşlı köylünün söylediği yerlerdeyiz.
“Atatürk bize layikliği getirdi. Layik olan camiye, layik olan meyhaneye gider.”
Bunları bilin, demokrasi benim dediğim gibi olacak, diye ayak altında dolaşmayın. Kendinize başka bir hobi bulun. Yazları tespih çevirmesi, kışları kavurma yemesi iyidir. Tavsiye ederim.


* * *


Demokratik bir ülkenin kulu olarak gözüm Sedat Peker reiste. Yaptığı son mitingden önce dağa taşa “Reis geliyor” diye yazdırdı. İlk siyasi eylemini “Reis sizleri mitingine davet ediyor” afişiyle duyurdu.
Kendisine iki koruma polisi verildi. Şehirlerarası yollarda ise bir polis aracı kendisine eşlik ediyor.
Uzun lafın kısası siyaseten yükseliyor.
1 Kasım seçiminden tek parti çıkmazsa akıbet koalisyondur. Bana, koalisyon hükümetini kimin kuracağı belliymiş gibi görünüyor. Ben buraya yazayım da başımıza geldiğinde şoklanmayın.

X