Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hayat da trafik de böyle akar

DİREKSİYON başına geçmiş, trafiğe çıkmışsınızdır. Bir köşeyi dönünce trafik polisi ile burun buruna gelirsiniz. “Sağa çek” işareti yapar. Siz içinizden “Hay ben kafama” diye saydırmaya başlayıp, emniyet kemerini bağlamadığınıza yanarsınız.
Trafik polisi size emniyet kemeri takmadığınız için, dolayısı ile kendi hayatınızı tehlikeye attığınız için para cezası keser. Siz sinirli sinirli kendinizi savunurken, ceza koçanını doldurmaya çalışan polis, arkasından geçen belediye otobüsünü görmez.
Görse de “ayakta gittikleri için” kemersiz yolcuları sallamaz. Belediye otobüslerinde oturan yolcular için de “emniyet kemeri” uygulaması yoktur. Özel aracın sürücüsüne “Hani senin emniyet kemerin” cezasını yazan trafik polisinin aklına, bunun ne yaman bir çelişki olduğu gelmez.
Trafik böyle akar gider, burası Türkiye’dir.

GÜLEN BİR ARINÇ

Ampul Partisi’nin en gözü yaşlı hükümet adamı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç fotoğraf makinelerinin ve TV kameralarının önünde, son gelişmelere dair bilgi vermektedir.
Devamlı olarak Muzaffer Akgün’ün “Boş Beşik” türküsünü dinliyormuş da gözü ondan doluyormuş gibi mahzun bakan Bülent Arınç bu kez çok neş’elidir. Hükümet kurulma görevi niye verilmiyor sorusuna cevap arayan haber leşkerlerine “O çok vazgeçemediğiniz Anayasa var ya!” deyip, laf sokmaktadır. Gecikmenin sebebi, muhalefetin beş yıldan beri direnmesi yüzünden bir türlü değiştirilemeyen o Anayasa’dır.
Bülent Bey, karşısındaki gazete ve televizyon leşkerlerinin kendisine “sıkıştırıcı bir soru” soramayacak kadar yıldırılmış olduğundan yüzde yüz emin olmanın rahatlığındadır.
Nitekim mikrofonlarını tutmuş, Başbakan Yardımcısı’nın serbest atışını dinleyen her on muhabirden dokuzunun aklından aynı soru geçmektedir:
“Seninkini zapt etmeye eski Anayasa’nın bile gücü yetmedi. Yenisi ile ne yapacaktık?”
Televizyonlar bu tür haberleri ekrana getirirken “dış ses” veya “kafa sesi” kullanmadıklarından, soru muhabirlerin kafasının içinde kadük olur.
Muhabirlerden birinin aklına, Bülent Arınç’ın memleketi Manisa’da asma yaprağı toplamaya giderken kamyon kasasında can veren on beş işçinin akıbeti gelir. Sormaya cesaret edemez. Olay “mevsimlik işçiliğin fıtratına” girmiştir.
Durduk yerde hatırlatıp kırk yılda bir ağlamadan konuşan Sayın Arınç’ın keyfini kaçırmaya değmeyecektir. Burası Türkiye’dir.


* * *


Elazığ’ın Sivrice ilçesine bağlı Gözeli köyünde çobanlık yapan Aydın Kıyak (65) esnerken ağzına kaçan sinek yüzünden başını derde sokar.
Sineği yutup yutmadığından emin değildir, boğazındaki gıcığın da ağzına kaçan sineğin oraya yapışmasından kaynaklandığını düşünür.
Herkesin önerdiği çare tarım ilacıdır, akıl için yol birdir. Sineği telef etmek için denileni yapar, hastanelik olur, komada on altı gün kaldıktan sonra gözünü açabilir ve olan biteni anlatır. Çoban olarak hizmet verdiği koyun sahipleri, tarım ilacı verdikleri çobanı “Koyunlara veriyoruz, bir şey olmuyor. Kendimiz de içiyoruz” diye ikna etmişlerdir. Burası Türkiye’dir, inandırıcı olanların kazandığı ülkedir.

BİR TEZ KONUSU

Ak Saraylı Büyük Usta’nın seçim şokundan yavaş yavaş çıktığı anlaşılıyor. Başına Yeşilaycı milletini toplayıp, mübarek ramazan gününde oruç ağzıyla “profesörlere” atarlandı.
Gizliden gizliye içki içtiklerini, hafazanallah fırsat buldukça da “cıgara tüttürdüklerini” söyleyip, hakikati tarihin kaydına geçirdikten sonra kendince bir yorumla, meselenin kuyruğuna düğümü “Bunlar sözde akademisyen” diyerek attı.
Sözde veya özde akademisyenlerden tek itiraz gelmedi.
Sadece yardımcı doçentlerden birinin aklına “Alenen sigara içmenin akademik hayat üzerine paralel etkileri” başlıklı bir tez yapsam profesörlüğü kapar mıyım fikri düştü.
Niye olmasındı, Burası Türkiye’ydi.


* * *


Ak Saraylı Büyük Usta ile “Senin iki bin odalı sarayına gelmem” diye tutturan Deniz Baykal’ın görüşmesine dair bir dedikodu ile finali yapalım.
Dışişleri Konutu’ndaki buluşmadan sonra yapılan “kuyruğu dik tutma” açıklamasında “Sayın büyüğümüz zaten orayı da konut olarak kullanıyordu” denmişti.
Vatandaş “Acaba iki bin odanın hangisine sığamadılar” diye kafa patlatırken, yeni bir çılgın proje dillere düştü. Yakında Ak Saray’a “bin odalık” yeni bir ek bina yapılacağını duyarsanız, şaşırmayın.
Yapılır mı yapılır, burası Türkiye.

X