Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gelmiş geçmiş en büyük!

Kendisini bir anda Fenerbahçe’nin arka kapısından dışarı çıkarılırken bulan Küçük Efe’nin yeni limanı Başakşehir oldu. Kulüp Başkanı’nın yanında oturduğu o basın toplantısını dikkatle izledim, vücut dilinden bir şeyler çıkarmaya çalıştım. Ezikti, kırıktı, başı devamlı olarak önündeydi. Konuşurken başını kaldırıp kameralara bakması gerekirken, bu işte zorlanıyormuş gibi duruyordu. Sanki gözüne gerçeğin ışığı çok dik açıdan giriyordu.***O basın toplantısı bir ibret gösterisiydi. Bütün profesyonel futbolcuların ders çıkarması gereken “ibretlik” bir gösteriyi kare kare televizyon ekranından izledik. Alınacak ders ne miydi?Hangi takıma gidersen git, kime hizmet edersen et ki profesyonel futbolcuların tamamının hakkıdır bu, diğer camialara saygılı olacaksın. Özellikle bir camiayı hedefleyip, hasmane işler yapmayacaksın.İçine girdiğin yeni camianın eskilerine “Hiçbiriniz benden daha fazla buralı değilsiniz” tafrası atmayacaksın.

AŞIRI OLURLAR

Sosyoloji bilimi “sonradan olmaların” her zaman “doğuştan olanlardan” daha aşırı gittiklerini göstermiştir.Milliyet aidiyetinde de bu böyledir. Din aidiyetinde de böyledir.
“Milliyetçilik” olayını “ırkçılık” boyutlarına getirenlere bakın. Yüzde doksanının geçmişinde ezik bir ırktan gelmenin alametleri vardır. Dine bağlılığı “yobazlığa, ifrata” vardıranlara bakın. Yüzde doksanı, başka bir dinden dönüp o dini en son kabul edenlerdendir.
İbretlik Küçük Efe Vak’asında da aynı sosyolojik kuralar işledi. En iddialı Fenerli o oldu, en hırslı Fenerli o oldu. Üstelik kendisini yetiştiren, uluslararası platforma çıkaran camiaya da en aşırı hasım o oldu.
Sanırım bunu bir taktik olarak benimsedi.
Fenerbahçe ile G.Saray arasında gidip gelenlerin “herkesten daha çabuk unutulduğunu” görmüştü, aynı akıbete uğramak istemiyordu. Farklı bir şey yapmalıydı.
İçine sonradan girdiği “camianın aşırısı” olmayı seçti. Düşmanlığı seçti, gerilimi seçti. Oynarken de kendisi gibi aşırı olanlardan alkış aldı.
“Arkamda dağ gibi taraftar var” diye düşünürken kendini birden kapı önünde buldu. Neye uğradığını anlamadı. Zaten onun şokunu yaşadığı o basın toplantısında yüzünden belli oluyordu.

***

Futbol yazan köşecilerden biri, en fanatiklerden biri dahi çıkıp “Ondan ne istediniz” diye Aziz Bey yönetimine atar yapmadı.
“En büyük taraftar” dediklerimizin Fener’in payına düşenlerden bir tanesi dahi “Kaptanları için” arıza çıkarmadı.
Ahalimizin meşrebi böyleydi. İyi gün dostuyduk. Kötü günde, en kötüsü biz olurduk. Bir milyon nüfuslu şehirde 250 bin kişi ile karşıladığımız başbakanı, iki gün sonra tutuklayıp bileğine kelepçe taktılar. Bir sene sonra da astılar.
Bu toplumun içinden eline taş alıp da tepki niyetine bir cam kıran bile çıkmadı. Küçük Efe’nin davasını mı güdeceklerdi?

GELMİŞ GEÇMİŞ

Ahalimizin “Zaman tarifi” için değil, daha çok ettiği küfürü zenginleştirmek için kullandığı bu “gelmiş geçmiş” deyimini o basın toplantısında Başakşehir Başkanı’nın ağzından duyduk.
Başkan, futbolumuza nereden musallat olduğu tartışılan biri değildi.
Tam tersine, onun başımıza kimler tarafından musallat edildiğini herkes biliyordu. “Kız alıp verme” işlemi sayesinde Beyefendi’nin hanedanına hısım olması ona “eş durumundan” inanılmaz güzel pozisyonlar yarattı.
Ondaki “doğuştan başkanlık” yeteneğini fark eden “siyasal yancılık kurumları” iş yaratmakta zorlanmadılar. O herşeyin başkanı olabilirdi. Kulüp başkanı, kulüpler birliği başkanı, federasyon başkanı, il veya ilçe başkanı, belediye başkanı.
Yeter ki kartvizitine “başkan” yazılabilecek bir iş olsun. Başakşehir başkanlığı, eh işte! Kulüpler Birliği Başkanlığı, bu daha iyi işte. Sonu federasyon başkanlığına varır.
Allah için bu başkanlıkların hakkını verdi. Beyefendi’yi seçim öncesi sahaya çıkardı. Ona üç gol attırıp “Hat Trick yapan” tek siyasi lider unvanını kazandırıp, sandıklara oy devşirdi. O yüzdendir ki ben Başakşehir namındaki oluşuma futbol takımı niyetine bakmam. Benim için o takım, Ampul Partisi’nin “futbol şemsiyesi” ile süslenmiş faal bir ilçe teşkilatıdır.

***

Bu olup bitenin tamamını anlıyorum. Siyasetin kirliliği kulak deliklerimize kadar girmişken, Başakşehir’in neye alet edildiğinin hesabını sormam.
Ama eş durumundan futbolda söz sahibi olmuş birinin, kaptanlığını yaptığı takımdan “atılır gibi” ıskat edilen Küçük Efe’yi “Gelmiş geçmiş en büyük futbolcumuz” diye takdim edilmesine itiraz ederim.
İşte o zaman “gelmiş geçmiş” tarifini söylenme amacı dışında kullanırım.
Metin Oktay, Can Bartu, Lefter, Baba Hakkı, Baba Recep, Şükrü Gülesin, Selahattin Torkal. Şimdiki kuşakların seyrettiği Hakan Şükür, Cemil, Tanju, Tugay, hepsi de Küçük Efe’den on karış fazla futbolculardı.
Bu densizlikle hepsi taciz edilmiş, hakarete uğramış oldu. Eş durumundan başkan tarafından “gelmiş geçmişi en iyi futbolcu” ilân edilirken, üstelik bu hükmün kabulü “hiç şüphe yok ki” eklemesi ile zorlanırken Küçük Efe susuyordu.
Susmasından ve ağzından bir “estağfurullah” sözcüğü çıkmamasından bildim ki o da kendisi için böyle düşünüyordu.
Ne diyeyim? Tencere yuvarlandı, teee Başakşehir’e kadar gitti.

X