Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Futbolumuzdan edebiyat alemine önemli bir katkı

Türkücü İzzet Bey’in, “Maalesef bazı sanatçı arkadaşlar konuşmak bilmiyor..” dediği günden beri Türkçemize bu kadar önemli bir katkı yapılmamıştı. Sayın Fikret Orman’ın Bodrum’da yaptığı açıklama beni bu yüzden heyecanlandırdı.

BİR haftadan beri memleketin dört bir yanında heyecanla beklenen yazıma başlarken Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün sevgili başkanı Fikret Orman’a “Türkçemize kazandırdığı yeni deyim” için teşekkür ederim.
“Laf-ı güzergâh!”
Fikret Orman
’ın bu lafı ilk kez nerede ettiğine ve ettiği laftaki edebi derinliğe ayrıca geleceğim. Önce kısa bir flash-back yapıp, gelişmelere bakalım.
Fikret Orman kulüp başkanı. Sevgili Ahmet Nur Çebi de yönetimin ikinci adamı. Şimdi ezberden unvanını bilemedim. Belki başkan yardımcısı, belki genel sekreter. Her hal-û-kârda kulüpte Fikret Bey’den sonra gelen şahsiyet olduğu kesin.

* * *

Beşiktaş’ın para işlerini Ahmet Nur Çebi’ye vermişler. Alacak, borç, hesap, kitap onda. Şu sıralarda takımın başı en ağrıyan adamı da o. Bir yandan takıma para yetiştirecek, bir yandan yapılmakta olan stadyuma.
Diğer yandan da sabahtan akşama kapıdan ayrılmayan alacaklılardan kaçacak.
Kulübün eski başkanı olan zat-ı muhterem, yol üstündeki büfeden meşrubat alır gibi futbolcu aldığından, satın alırken de kaça aldığına bakmadığından Beşiktaş perişan olmuş. Mali durumu, kredi kartı borcunu ödeyemez hale gelmiş maaşlıdan beter.
Bütün bu işlerin bir numaralı muhatabı da Ahmet Nur Çebi.

ARADA BİR SALLAMAK

FUTBOL takımlarının yönetimleri kendi içlerinde görev bölümü yapar. Başkan hem camianın tamamını temsil eder hem de taraftarla diyaloga girer. Başkanın işi sıkıştığı zaman “sallayıp” taraftarın gazını almaktır.
Temsil takımı, ikinci ligde sürünen başka bir taşra takımına Türkiye Kupası maçında yenildi diyelim. Taraftar da gazaba geldi. Böyle durumda iş başkana düşer. Kamuoyuna medya marifetiyle mesajını verip, ortalığı yatıştırır.
“Taraftarımız merak etmesin. Bu takımın formasını taşıyamayacak olanlarla yollarımız ayrılacaktır..”
Diyelim ki bu laflar da kesmedi taraftarı. O zaman “transfer müjdesi” vermek şart olur.
“Taraftarımız merak etmesin. Real Madrid ile Ronaldo için temastayız. Bizim takımın isteyip de alamayacağı futbolcu yoktur..”
Üç beş gün geçip “Ronaldo’dan ses (!) çıkmayınca” yeniden sallamak icap eder.
“Ronaldo’nun bonservisinde indirim yapmıyorlar. Artık Messi’ye bakacağız..”
Sual edilse: Taraftar inanır mı bu tür şeylere. El Cevap: İnanır!
“Taraftar” diye tarif edilen kitleye göre Ronaldo da Messi de Türkiye’ye gelip Kupa’da Sandıklıspor’a karşı forma giymeye can atan futbolculardır.
Taraftar da onlar kötü oynadıklarında “En büyük taraftar, futbolcular sahtekâr” diye bağırmaya hazır fedakâr, dost canlısı insanlardır.

* * *

Başkan ne zaman para harcama eğilimine girse, takımın mali işlerine bakan adamı ona direnir. “Messi işini anladık da toplantıda yenen dürümlerin parasını kim ödeyecek?” diye sorar.
O yüzdendir ki başkanla maliye adamı arasında her daim ihtilaf çıkar.
Beşiktaş’ta da olan budur. Orman ile Çebi arasında arada bir para meselesinden niza çıkmaktadır. Medyaya göre bu tür nizalar “iç savaş” sebebidir. Fırsatı asla kaçırmazlar. En küçük bir sızıntıda, uçan kuşun kanadından hile sezseler bile, manşeti basarlar:
“Başkan ile yardımcısının arası açık..”

LAF-I GÜZERGÂH...

BEŞİKTAŞ’ın Bodrum Şubesi açılmış. Fikret Orman ile Ahmet Nur Çebi de orada. Taraftar neşeli. Yemekler yenilmiş, ihtimaldir ki bir miktar müskirat da çekilmiş. Tam dağılacaklar, medya leşkerleri üzerlerine hamle yapmış.
“Sayın Başkan! Ahmet Nur Çebi ile aranız niye açık?” sorusunu patlatmışlar.
Dikkat buyurun. “Açık mı?” diye sormuyorlar. Açık olduğundan o kadar eminler ki niyesini merak ediyorlar.
Sanki Ahmet Nur Çebi’nin keçileri, Fikret Orman’ın bostanına girip acurlarını yemiş. Konu komşu kan çıkmasını bekliyor.
Fikret Orman ne yapsın, gazetecilere sakin sakin cevap veriyor.
“Arkadaşlar böyle bir şey yok.”
“Ama ama ama!”
“Ahmet Beyi çok severim. Hatta ıssız bir adaya düştüğümde yanıma alacağım üç şeyden biri Ahmet Nur Çebi olur. Merak etmeyin, uyum içinde çalışıyoruz..”
Lafın burasında tezi kuvvetlendirmek lazım diye düşündü besbelli, beni hislendiren, gönül tellerimi titreten o güzel deyimi patlattı:
“Bunlar laf-ı güzergâhtır..”
Gerçi bizim Türkçe’de “Laf-ı Güzaf” diye bir deyim var. “Güzaf” boş demek, manasız demek. Laf sözcüğü ile birlikte terkip olarak kullanıldığında “Laf-ı Güzaf”ın karşılığı “Boş laf, manasız laf” olur. Yan etkisi yoktur.
Fikret Orman’ın ilk kez kullanıp, edebiyat tarihine geçirdiği “Laf-ı güzergâh” ise bu terkibin bir cırtım ilerisi.
Ne demek istediğini elbette bir gün açıklayacaktır. Ahmet Nur Çebi ile arasının açık olduğunu yalanlarken “Bu lafları çıkaranları E-5 yolunda sarhoş TIR’cılar çiğnesin” demek istemiş de olabilir.
Dedikoduculara güzergâh tarif edip “Anca gidersiniz” demiş de olabilir. Lafın varacağı yeri merakla bekliyorum.

* * *

Bu hafta sahaya çıkan her üç yerli futbolcudan ikisi sakallıydı. Bu tesadüfen mi böyleydi yoksa bir şeylere gönderme mi yapıyorlardı bilmiyorum ama görüntü çirkindi.
Seyirciye saygı gösterip sahaya temiz pak, traşlı çıkacaklarına sakalları salmışlar. Sanki IŞİD’e asker yazılmışlar. Çoğunda bir karış sakal.
Bu futbolcular, yüz binlerce gence rol modeli oluyor. Görüntü hiç hoşuma gitmedi.

X