Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Derbinin galibi kim?

Eğer ki her türlü tedbiri alıp, kuş değil sinek bile uçurtmadan o maçı oynatabilseydik Türkiye çok şey kazanacaktı.

Kan dökmek için her yolu deneyen teröre, barışçı insanların eliyle sıkı bir ders vermiş olacaktık.


Yazının sonunda söyleyeceğimi başında söyleyeyim de kafalarda “Öyle mi demek istedi, böyle mi demek istedi?” ikilemi yaşanmasın.
Galatasaray-Fenerbahçe maçının oynanmaması iyi olmadı. O maç ne pahasına olursa olsun oynanmalıydı?
Maç öncesinden gelen ihbarları da toplanan istihbaratları da ciddiye alıyorum. Mutlaka gerçeklik payı vardır ancak bütün Türkiye’nin odaklandığı bir etkinliği ertelemek çare değildir.


Hele bütün bir ülke “morali yerine gelmiş bir geri dönüş için” bu maçın coşkusuna bel bağlamışsa, ülkenin üzerine çöken kara bulutların bir nebze dağılmasını bu maçın coşkusundan bekliyorsa...


*  *  *


Ev sahibi Galatasaray’ın stadyumu da ortada duruyor. Maçtan önce o stadyuma girer, didik didik ararsın. Bir çakmak düşürülmüşse dahi bulursun.
Maçtan saatler önce stadyumun etrafını koca bir güvenlik çemberi ile çevirirsin. Gelenin üzerini ciddiyetle ararsan, fazladan bir de manyetik taramalardan geçirirsen içeriye tek kullanımlık tıraş bıçağı dahi sokamazlar.


“KENDİM ETTİM”


Maçtan sonrası için aynı “stadyum dışı güvenlik çemberini” dağıtmadan korursun ki gözünü karartmış terörist, sırtında bomba çantası ile aralarından geçip maç sonu kalabalığını bekleyemez.


Başı sonu belli metro hattı ve istasyonları da aynı sıkılıkta koruma altına alınabilir, sinek uçmaz. Ve bütün Türkiye’nin üzerine kilitlendiği Galatasaray-Fenerbahçe maçı da çatır çatır oynanır.


Türkiye’nin moralini yerine getirmesi beklenen bir futbol şölenine “kendine güvensizlik” yüzünden böyle bir damga vuruldu.
Vuruldu da ne oldu? Terörün yaratmaya çalıştığı korku atmosferini kendi elimizle, bizzat yaratmış olduk. Sanki ek yerimizi düşmanlarımıza kendimiz göstermiş gibi olduk.
Terörün bundan sonra bu yapay fobiden yararlanmak üzere “kanlı plânlar” üretmesinden korkarım.


* * *


Maçı oynatmadık, şimdi pratik sonuçlarına bakalım. Fenerbahçe ve Galatasaray’da dünya yıldızı diyebileceğimiz futbolcular var.
Daha önce tanık oldukları kanlı eylemlerden sarsılmış olan bu insanlar ülkelerine dönmeyi ciddi ciddi düşünürken, sen onlara “Kalın, bir şey olmaz” diye sesleniyorsun.
Bunun tartışmasını açana da sosyal medya üzerinden saldırıyorsun.


DERS VERİRDİK


Evdeki karısı “korkuyorum” diye sızlandıkça durumunu tartışmaya açan yabancı futbolcuya sosyal medya üzerinden “Defol git ülkene” diye babalanmak kolay.
Hele ki adam sosyal medya şirretliğinden sinip, susuyorsa mesele yok. Peki ya gerçekten ülkesine dönen biri çıkarsa ne olacak? Adam barhanasını toplamış giderken, diğerleri “biz niye duruyoruz” diye birbirlerine bakmayacaklar mı?


Aha basketbolda yaşanan durumumuz! Hafta sonu gelmesi beklenen yabancı takımlar aralarında “gitmesek mi?” muhasebesi yapıyorlar. Maazallah biri niyeti bozarsa zincirleme reaksiyon yaşanır. Kimseyi tutamazsın.


Beşiktaş Başkanı Fikret Orman “Futbolda Katar’dan önceki son durak sayılmamızı” içine sindiremeğini söylerken haklıdır. Türkiye elbet bir Katar değildir.
Ancak ülkesine savaş halindeki Irak ve Suriye’den bir tek “din kardeşini” sokmayan Katar, yabancıya verdiği güven açısından bizden on durak ötededir.


* * *


Lafı uzatmayayım. Galatasaray-Fenerbahçe maçının oynanması her hâlükârda oynanmamasından iyi olurdu. Dilimizden düşmeyen “Biz büyük devletiz” söyleminin icabı buydu.

Yazık oldu. Gözü dönmüş teröre, barışçı dünyanın eliyle “bir ders verilmesi” fırsatını kaçırdık.
Ben bundan sonra eğilip bükülmeyelim, derim.

 

X