Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bana göre tek aday bile çok!

BEN tek adaylı, tek listeli “parti içi demokrasileri” seviyorum. Hatta demokrasilerin de “Tek Partilisi” daha iyidir. Birden fazla parti oldu mu, vatandaşın kafası karışır. Kime oy vereceğini bilemez.
Bilmemenin yükü ağırdır.
Diyelim oy kullanıyorsun. Hücreye girdin. Orada seni “oy pusulası” yerine kocaman bir kâğıttan kuşak bekler. Bir buçuk metrelik oy pusulası nerede görülmüş?
O oy pusulasının tersini çevir, üzerine keçe kalemle yakışıklı bir “Maşallah” yaz, sünnet vakti geldiğinde oğlanın boynuna çaprazlama as. İş görür.


* * *


Benim vatandaşım o bir buçuk metrelik pusula ile baş başa kaldığında psikolojik olarak eziliyor. Mührü nereye basacağını şaşırıyor. Her seçimde bir buçuk milyon oyun iptal edilmesi bu yüzdendir.
Çünkü o oy pusulasının üzerinde ne ararsan var. Ampulü var, beygiri var, kuşu var, davarı var. Haydi sıkıyorsa kendi partini bul da oyunu kullan.
Hem oyu iptal ediliyor hem de vatandaş durduk yerde “Ben cahil miyim?” deyip bunalıma giriyor.
Adama dışarıdayken “Bir Türk dünyaya bedeldir” diye övüyorsun. Seçim vakti gelince de “Madem dünyaya bedelsin, aha oy pusulası! Bul bakalım parti” diyorsun.

EN FAZLA İKİ ADAY OLSUN

Benim, Sütçü İmam Üniversitesi’nde işe girmek için kadro bekleyen bir akrabam var. Profesörlüğe çok hevesli, sırf bu yüzden oturdu “Batı demokrasileri üzerine” bir araştırma yaptı.
Gerçi daha akademisyen olamadı, şimdilik kadrosunu beklerken Bağcılar’da bir markette güvenlikçi olarak çalışıyor. Sırf “Bu çocukta profesör olacak kafa var” desinler diye boş zamanlarını araştırma yaparak değerlendiriyor.
Araştırmasına “İçten Yanmalı Batı Demokrasilerinde Çoklu Adayların Sebep Olduğu Psikolojik Sendromlar ve Seçmende Kepek Sorunu” adını vermişti.
“Kepek sorununun” işe karıştırılmasının sebebi; çalıştığı markete mal veren bir şampuan firmasının kendisine sponsor olması yüzündendi.
İşte o araştırma, “birden fazla adayın katıldığı” seçimlerin tartışmalı olduğunu açıkça göstermiştir. Rahmetli Evren Paşa bunu ilk teşhis eden devlet şahsımızdır.
Üç parti olduğu zaman kafası karışıyordu. Milli Güvenlik Konseyi üyelerinden Nurettin ve Sedat paşaların da kafası karışıyordu. Nitekim Nurettin Paşa, birden fazla tümenin katıldığı Kıbrıs Barış Harekâtı’nda kendi tümenini kaybetmişti.
Harekâta bir tümen katılsa, kimse onu kaybetmezdi.
12 Eylül sonrası milli demokrasimizin iki partiye göre tasarlanması bu sebeptendir. Lakin o güzelim düzeneği aradan fırlayıp çıkan Turgut Özal bozdu. Milli demokrasimiz de Amerikan demokrasisi gibi bir daha “iki partili olma fırsatını” asla bulamadı.


* * *


Ampul Partisi’nin kongresinin 12 Eylül tarihine getirilmesi bence ilahi bir tesadüftür. Buna ikinci 12 Eylül Vakası da denebilir.
Sayın Ahmet Davutoğlu kongrede tek adaydı.
Gerçi Bay Binali’nin de aday olacağı önceden yazılıp çizildi ama aslı çıkmadı. Bay Binali delegelerden 900 imza toplamıştı. İmzaların atıldığı o kâğıdın üzerinde bir isim veya gerekçe yoktu.
Bay Binali’nin yakınları, o dokuz yüz imzanın bir anket sorusuna karşılık olarak atıldığını söylediler. Kamuoyundan titizlikle saklanan anketin sorusu ise “Meclis binasının altından geçen bir metro hattı ister misiniz?” şeklindeydi.
Partililerin çoğu böyle bir metro hattına da Meclis’te istasyon açılmasına da evet demişti.


* * *


Günün sorusu şudur. Başarılı ve verimli bir demokrasi için ille de aday çıkarmak şart mıdır? Demokrasilerde “Hiç Değilse Tek Aday” çıkarma mecburiyeti var mıdır?
Sözünü ettiğimiz o “Tek Aday” ortaya hiç çıkmasa, oradaki ihtiyacı “Sağlam bir iradenin” atayacağı biri karşılayamaz mı? Sütçü İmam Üniversitesi’nden kadro bekleyen akrabamın elindeki araştırmaya göre karşılar.
Davutoğlu’nun tek aday olduğu kongre, demokrasimizin bunları aştığını göstermiştir. Artık “adaysız demokrasiyi” deneme zamanımız gelmiştir.

X