Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bana 1 Kasım’ı sakın sormayın

KİME denk gelsem bana “Türkiye’nin tek organik akil adamı” muamelesi yapıp, önümüzdeki seçimde ne olacağını soruyor.

Bre nabekârlar!

Bende o sorunun cevabını bilecek kafa olsa, her gün para babalarından birinin karşısına dikilir, ona yövmi elli bin dolardan “vaziyet raporu” veririm. Paraya para demediğim gibi “geçineceğim” diye bu köşeden zırvalamak durumunda da kalmam.

Ben 1 Kasım’da seçim yapılabilecek mi onu bile bilmiyorum. Kaldı ki sonucunu bileyim.

***

Anket filan, o da bir yere kadar. Çünkü anket, bilimsel çabayla yapılabilen bir şeydir. Bizim ahalinin DNA’sında “bilimsellik kromozomu” bulunmadığından bizde işe yaramaz.

Bilim dünyasını sorarsanız, onlarda da bizim ahaliyi sindirebilecek kafa yoktur. O yüzden ortadan gideriz, tarife gelmeyiz.

Dünyanın AIDS hastalığını keşfettiği zamanları hatırlayın. Ne diyordu bilim? “Prezervatif ile korunmazsanız maazallah AIDS olursunuz.”

YEŞİL ACI BİBER ONUN ÇARESİ

O günlerde özel TV kanallarından biri “Türk’ün AIDS ile imtihanını” test etmek istedi ve ahalinin arasında kamera gezdirip sokak anketi yaptı.

Erkeklerimizin yüzde doksanı “AIDS bize bir şey yapmaz” özgüvenindeydi. AIDS virüsünün o noktaya gelindiğinde, birbirlerini “Bir Türk’e bulaşmak istemezsin” diye uyaracağına inanıyordu.

Geriye kalan yüzde 10’luk kesim ise AIDS’e karşı çarenin yeşil acı biber olduğuna iman etmişti. Maslahata yeşil acı biber sürülürse, hastalık o yiğide sokulamazdı.

Bu görüşün bilimsel bir tarafı var mı, yok. Peki, işe yaradı mı? Diğer ülkeler ile bizim ülkenin rakamlarını kıyaslarsanız, yaradı.

Seçim anketi de böyle bir şey işte. Kimin ne oy alacağını bilimsel yöntemlerle çözmeye çalışırsanız çuvallarsınız. Akşamdan abdest alıp istihareye yatarsanız şansınız daha fazla olur.

***

Size Reyhanlı’nın seçim sonuçlarını hatırlatayım.

Çarşının orta yerinde bir bomba patladı. Ak Saraylı Büyük Usta’nın tarifine göre “Elli iki Sünni vatandaş” öldü. Onca ev, dükkân hasar gördü.

İlçeye sınırın öte yakasındaki Suriyeliler yığıldı. Dükkânlarını, imalathanelerini açtılar. Üzerine Arapça tabelalarını yerleştirdiler. Ne belediye gelip denetledi ne devlet gelip vergi istedi.

Suriye’nin mültecisine karşı mağdur olan Reyhanlı esnafı yine gidip Ampul Partisi’ne oy verdi.

BİR ÇOCUĞUM DAHA OLSAYDI...

Yukarıdaki ara başlıkta kullandığım “olsaydı” fiiline üç nokta koyun. O patlamada çocuğunu kaybettikten sonra Ampul Parti mitinginde bağıran babanın temennisi ortaya çıkar.

Bir çocuğum daha olsaydı veya bir çocuğum daha ölseydi. Bir ile iki çocuk arasında ne fark var diyeceksiniz? Cevap vereyim, yüz bin lira. O baba ölen çocuğu için yüz bin lira aldı. İki çocuk kaybetse iki yüz bin lira alacaktı.

O yüz bin lira, ölmemiş çocuğu da “iktidara adamanın” kazancıdır ve o kendine “baba” diyen o adam için görülmemiş bir paradır.

Ampul Partisi, o felaketten sonra ilçede kime denk geldiyse para dağıttı. Adamın işyerinin camları kırılmış, ona verilen zarar ziyan parasını anlarım da çuvallar içinde bekleyen suni gübreye ne oldu ki sahibine “tazminat” adı altında para dağıtıyorsun?

Üstelik Reyhanlı ahalisi “Battım, öldüm, devlet bize sahip çıksın” diye ağlaşmadan dayıyorsun parayı.

Elde dağıtılacak para çok. Nasıl olsa Banknot Matbaası iddia kuponu basar gibi para basıyor. Dolar beş liraya kadar fırlamazsa, kendi bileceği iştir.

***

Belki hizmet getirdikleri için gönülleri kazanıyorlar, diyeceksiniz. Reyhanlı’nın yerlisinden dinliyorum. Bizim tarafın elektriğini özelleştirmişler.

Bizim yakada haftanın yedi günü elektrik arızası var. Günün yarısı elektrikle geçiyorsa ne iyi. Savaş halindeki Suriye yakası ise ışıl ışıl.

Haller böyle iken 2011 seçimi ile 2015 seçimi arasında oy oranlarında ciddi bir fark yok. Reyhanlı ahalisi huzur içindeyken de bombalandıktan sonra da gitmiş, oyunu aynı yere atmış.

Bana 1 Kasım’da ne olacak diye sormayın.

X