Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Akil adam” Cavcav’ın dediklerine kulak verin..

Kimsenin dillendiremediği bir konuda, İstiklâl Marşı’mızın itibarının korunması konusunda tek adım İlhan Cavcav’dan geldi. Tıpkı “sakal” meselesinde olduğu gibi çıkışı o yaptı ve stadyumlarda ıslıklattığımız milli marşımızı tartışmaya açtı.

Önce birinci lig maçlarından önce söylenmeye başladı.
Sonra ikinci ve üçüncü lig maçlarını da içine aldı. Baktık ki her maçtan önce “İstiklâl Marşı’mız” söyleniyor.
Ben söyleniyordu, diyeyim ama işin aslı katlediliyordu.
Bizim İstiklâl Marşı’nı söylemek zordur.
Mehmet Akif’in yarattığı güftesi şiir olarak harikadır ama “marş” tününden müziğe uygun değildir. O yüzden de şiirin mısraları bölünmüş “Larda yüzen Alsancak.” gibi meali tek başına çözülemeyen satırlar çıkmıştır.

***

İlk ve orta dereceli okullarda öğretmenlerin birinciye gelen mesaisi “İstiklâl Marşı’nın doğru söylenebilmesi” üzerineydi.
Üniversiteye gelene kadar, on bir sene düzenli bu marşı dillendiren öğrencilerin yüzde 99’u bir kez bile “doğru söyleme” başarısını gösterememiştir.
Hal böyleyken profesyonel maçlardan önce bu marşın söylenmesini çoğunluğu eğitimsiz olan seyirciye ihale etmek zaten hataydı. Sonunda tribünlerden çıkan her türlü ses üzerine iş teknolojiye havale edildi. İstiklâl Marşı bant kaydından icra edilir oldu.

LONDRA’DA BAŞLADI

Bu işin dünyada nasıl olduğunu merak etmiştim. Yurt dışında okuyan ve bolca zaman geçiren rahmetli gazeteci Ercan Arıklı’ya sormuştum.
O da anlatmıştı.
İkinci Dünya Savaşı’nın en kızıştığı yıllar. Avrupa ülkelerinin yarısından çoğu birer ikişer Hitler’in eline düşmüş, sadece Majestelerinin Ülkesi İngiltere ilk istila dalgalarından kendini kurtarabilmiş.
O da deniz aşırı ülke olması sayesinde.
Ancak Hitler azgınlığı bütün rüzgârı ile devam ettiğinden, İngiltere’de geri-lim had safhada. İngilizler Naziler’e inat, sanki “savaş çıkmamış gibi” günlük hayatlarına devam etmeye çalışıyorlar.
Bombardıman altındaki sinemalar inadına dolu.
İnsanlar gösterimdeki filmden önce, sinema teknolojisi ile görüntülenen savaş haberlerini de seyredebiliyorlar.
İşte böyle bir gösterimde “milli hisleri galeyana gelen” bir grup İngiliz, milli marşı söylemeye başlıyor. Diğer seyirci de ayağa fırlayıp coşkuyla o marşa katılıyor.
Olay bir anda moda olu-yor. Önce Londra’da, sonra diğer İngiliz kentlerindeki sinemalarda, her matine ve suareden önce seyirci ayakta milli marşı söylüyor, sinema gösterisi ondan sonra başlıyor.

***

Doğanın bir numaralı tüketicisi olan insanoğlunun tabiatı “çabuk usanmaya” programlıdır.
Bir şeyin fazlası onu sıradan hale getirir. Üzerindeki ilgiyi giderek azaltır hatta yok eder. Sonunda usandırır.
Eee! İkinci Dünya Savaşı’nın sıcak günleri de neresinden hesaplarsan hesapla, altı yıldan fazla.
Bu süre boyunca her filmden önce milli marş okumanın yan etkileri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Seyircide “milli deformasyon” başlıyor.

İLK OLMA SIKINTISI

Zaten Nazilerin savaştaki üstünlüğü kaybolmuş.
Hele 1944 yılından sonra Hitler’in teslim olup olmayacağı tartışılmaya, 1945’in başından itibaren de Hitler’in sonu için gün sayılmaya başlanmış. İngiliz Marşı hâlâ sinemalarda popüler.
Savaş bitmiş. Hitler kendini öldürmüş. Zafer kazanılmış. Sinemalarda yine milli marş söyleniyor.
Durum, Stalin’in diktatörlüğündeki Sovyetler Birliği’nin parlamento toplantılarındaki gibi sıkıntılı. Stalin, bir alkışlanmaya başlandı mı, işin sonu bir türlü gelmiyor.
Çünkü kimse “alkışı ilk kesen kişi olarak” görünmek istenmiyor.
İngilizler de aynı durumda kalmış. Kimse “Marştan ilk vazgeçen gibi görünmek” istememiş. Gerçi marş söyleniyor ama seyircinin çoğu oturduğu yerden kalkmıyor.
Kimi yanındaki kadına sarılmış, kiminin ayakları öndeki boş koltukta.
Sonunda gazeteci milletinden bir iki cesur yürek çıkmış. Olayın nasıl tavsadığını anlatıp, insanları ikna etmiş. Böylece sinemalarda işler normale dönmüş.

***

Bizim İstiklâl Marşı’nın da milli maçlar haricinde stadyumlara girmesi böyle bir sıkıntılı dönemin işidir.
İçeride dökülen kanın tavan yaptığı, her gün birçok vatan evladının bayrağa sarılı olarak evine gönderildiği zamanlar... Şimdi Türkiye başka bir rüzgârı yakalamış.
Kanama durmuş. Silahlar susmuş ama siyesetteki hesaplaşma devam ediyor. Olan da bu siyasi zıtlaşma içinde o güzelim “Milli Marş’a” oluyor. Kimi yerler-
de söylenirken ıslıklanıyor.
Futbolun görmüş geçirmiş akil adamı İlhan Cavcav, “Milli marşın sadece milli maçlarda söylenmesi” görüşünde haklıdır.
İstiklâl Marşı’nı bu kadar çok tekrarlayıp, vereceği heyecanı azaltmamak lazım. Her türlü küfür ve hakaretin dillendirildiği tribünlerin elinden korumak lazım. Bu konu tartışmaya açık.

X