"Şehnaz Tanılkan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Şehnaz Tanılkan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Şehnaz Tanılkan

Şehnaz Tanılkan

Alex’le yeniden buluşma

16 Mart 2018

Taraftarların onu özlediği kadar, Alex de Fenerbahçe’yi ve Türkiye’yi çok özlemiş. Bunu her konuşmasında, bakışında görebiliyorsunuz. 1907’li Saatler Sohbet toplantısının konuğu olan Alex coşkulu alkışlarla salona giriyor. Samet Güzel’in moderatörlüğünde yapılan toplantının başında gösterilen videoda, Fenerbahçe anılarını ve attığı golleri izleyen Alex öyle duygulanıyor ki, birden göz yaşları akıyor. Alkışlar ve sevgi tezahüratları arasında bir süre durup göz yaşlarını siliyor, sonra konuşmaya başlıyor...

Alex şu sıralar Brezilya’da bir televizyon kanalında futbol yorumculuğu yapıyor. Aynı futbol programında eski Fenerbahçeli Fabio Luciano da var. ‘’Sizlere Brezilya’dan Zico, Luciano, Zico’nun kardeşi Edu, Deivid ve Lugano’nun selamlarını getirdim’’ diyor. En çok Fenerbahçe stadını, maç atmosferini, Kadıköy’deki tribünlerin coşkusunu özlediğini, Luciano ile de sık sık Fenerbahçe anılarını konuştuklarını anlatıyor. Fenerbahçe futbol takımının şu anki durumuyla ilgili sorulan soruya, ‘’Fenerbahçe ile ilgili böyle bir yorum yapabilmek için, önce takımı detaylı takip edebilmek, iç dinamiği bilmek gerek ve bu uzaktan anlaşılıp değerlendirilecek bir durum değil’’ diyor. Gelen yabancı futbolcularla ilgili karşılaştırmalar için de, Alex, Diego, Giuliano... ‘’Bu tip kıyaslamaları her yeni gelen futbolcuda yapmak doğru değil, çünkü her oyuncuya kendi hikayesini yazabilmesi için şans verilmeli’’ diyor.

CSKA Moskova ve Galatasaray maçları
En unutamadığı maçlar ve goller sorulduğunda, ‘’2007-2008 sezonunda Şampiyonlar ligindeki CSKA Moskova maçı’’ diyor. ‘’Çünkü o maç aslında gruptan çıkmamızı sağlayan dönüm maçlarından biriydi, kendi sahamızda 1-0 yenik duruma düşmüştük ve hemen üstüne attığım kritik golle önce skoru eşitledik, sonra maçı 3-1 kazanıp yolumuza devam ettik.’’ Türkiye ligindeki en unutamadığı maç ise, 2012 yılında Türk Telekom Arena’nın açılışının yapıldığı ve Fenerbahçe’nin deplasmanda 2-1 kazandığı Galatasaray derbisi. ‘’Cumartesi günü Kadıköy’de Galatasaray derbisinde oynamak ister miydin’’ sorusuna gülümseyerek cevap veriyor, ‘’takımı seçen hoca, oynatırsa oynardım’’ diyor içtenlikle.
Alex’in çocukluk hayalleri
Alex’in çocukluğuna ve o yıllardaki hayallerinde dönersek... Futbol çocukluğundan beri onun tek tutkusuydu. Hayali önce ailesiyle birlikte daha iyi şartlarda yaşamak ve yaşatabilmekti. O yıllarda ailesiyle yaşadığı şehir Curitiba, Brezilya’nın en soğuk bölgesinde. ‘’Curitiba’da çocukken hayalim önce lavabosu ve tuvaleti evin içinde olan sıcak bir evde yaşamaktı’’ diyor. Futbol sayesinde hayallerini gerçekleştirmek ve hayata futbolla daha sıkı tutunup daha iyi yaşam koşullarına sahip olabilmek... Alex, diğer çocukluk hayalinin ise doğduğu şehrin takımı olan Coritiba FC’de oynamak olduğunu belirtiyor. Çocukluğundan beri hep hayallerinin peşinden gittiğini ve ilk kez Coritiba takımının soyunma odasına girip oyuncuları gördüğünde hayallerinin de giderek daha büyüdüğünü anlatıyor. ‘’Hayal etmek bedava ve hayallerinizle yapacaklarınız sizin elinizde’’ diye ekliyor.

Dede Lefter, torun Alex

Yazının devamı...

Kongreye 3 ay var, şimdi Fenerbahçe

14 Mart 2018

10 yıl önce tam bu zamanlar, sarı lacivert çubuklu forma, Avrupa'nın en büyük 8 takımından birinin formasıydı... Tarih 4 Mart 2008, Fenerbahçe Şampiyonlar liginde Sevilla deplasmanında... Maçın henüz 9. dakikasında 2-0 mağlup duruma düşen takım, inanılmaz bir geri dönüşle 3-2'lik skoru yakalıyor ve maç uzatmalara, sonra penaltılara kalıyor. Fenerbahçe, Sevilla'daki bu müthiş düelloyu penaltılarla 2-3 kazanıp çeyrek finale adını yazdırıyor.

Bu maçtan tam 10 yıl sonra, dün Sevilla, Old Trafford deplasmanında Manchester United'ı 2-1 mağlup ederek çeyrek finale yükseldi. Dünkü Sevilla maçını imrenerek seyredip, 2008'deki Fenerbahçe maçını hatırlamamak mümkün değildi. O parlak, heyecanlı takımdan ve umut dolu camiadan bugünlere, nelerin nasıl değiştiğini, nerelerde hatalar yapıldığını görmek ve özeleştirisini yapabilmek en önemlisi. O Sevilla yerinde şimdi Fenerbahçe de olabilir miydi, 2018'de nasıl oldu da Vardar'a elenen bir takım haline dönüşüldü... Şüphesiz ki, başarıyla emin adımlarla ilerlenen yolda en büyük dönüm noktası 3 Temmuz 2011'di. Kulüp sportif, finansal ve psikolojik açıdan büyük yaralar aldı. O kırılma noktalarının en büyüğü, direkt katılacağı Şampiyonlar liginden men edilerek, en acı ve haksız vedayı yaşamasıdır. O dönemde yazılan insafsız yazılar, sıklaştırılan saflar, arşivler hala hafızalarda. Bunları unutmak mümkün değil, şimdi gelinen noktada yok saymak da büyük haksızlık olur.

Fenerbahçe taraftarları bu süreçte hiç vazgeçmedi, direnç gösterdi ve ayakta kaldı. Hep herşeyin farkında oldu. Şimdi de ligde kalan son 9 haftada ne olursa olsun iyisiyle kötüsüyle bu takıma destek olunması gerek. Galatasaray maçına 3 puan farkla çıkmak varken, Kadıköy'deki beklenmedik Akhisar yenilgisiyle bu avantaj kaybedildi. Kalede Kameni'nin yediği vasat goller yine Volkan'ın Beşiktaş kupa maçındaki sorumsuzca aldığı kartı hatırlattı. Son Y.Malatyaspor maçı, Volkan'ın etkili performansıyla dengeleri nasıl değiştirebildiğini yeniden gösterdi. Neden daha fazla yaratıcı, skor üretecek oyuncuları sahada göremediğimizin yanıtı ise Aykut Kocaman'da. Geçen 24 hafta sonunda takımın hala oturmuş bir oyun karakteri olmadığı gözleniyor. Şampiyonluk hedefi bu kadar net görünürken son maçta tribünlerdeki doluluk neden 20 binlerde olur... Şampiyonluk umudu varken ve Galatasaray derbisine 2 hafta kala Fenerbahçe'nin mabed'ini böyle görmek üzücü. Taraftarı ile bütünleşemeyen ve hala zor atan ve kolay yiyen bir takım görünümünde Fenerbahçe... Bu durumda, takımı ve özellikle saygıdan ödün vermeyen teknik direktörü için, haksızca atan ve tutanı da çok oluyor. Fenerbahçe'nin Kadıköy'de en büyük gücü taraftarında. Rakipleri sindiren o büyülü atmosfer mumla aranıyor. Taraftarın gücü, tribünlerin coşkusu sahayı aydınlatmadıkça, zaten zorlanan takım iyice eksik, yalnız kalıyor. Aykut Kocaman'ın Başakşehir galibiyeti sonrası basın toplantısını hatırlayın. O konuşmasındaki umudu ve özgüveni her hafta artarak takıma ve taraftara yansıtması önemliydi, yapamadı. Zorlu günlerden geçiliyor ve bu takım özellikle kendi sahasında taraftar desteğini hissetmeyi hak ediyor. Eldeki takım bu ve her şeye rağmen şampiyonluk şansı devam ediyor. Umut da umutsuzluk da bulaşıcıdır. En kritik dönemlerde destek olan ve camiayı ayakta tutan taraftarların artık "meydan boş değil" diyerek oyuna dönmesi şart.

Sezon başında, "bu yıl Fenerbahçe için en kritik dönemeçlerden biri de Kongre ve yansımaları olacaktır" diye yazmıştım. Özellikle de başarıya en çok ihtiyacı olan futbol takımının olumsuz etkilenmemesi en önemlisiydi. Sahada, parkede oynayan takımlarını desteklemek yerine, kendilerini yok yere fazlaca kongre gündemine kaptıranlar, tribünde olmak yerine sosyal medyada kongre çığırtkanlığı yapanlar ve takım puan kaybettiğinde üzülmeyip sevinebilecek seviyeye gelenler... İşgüzarlık ve kraldan çok kralcılık böyle dönemlerin olmazsa olmazıdır. Her şeyden, herkesten ve kişilerden bağımsız "önce Fenerbahçe" diyebilmek şimdi çok daha önemli. Kaunas'a kadar gidip kritik Zalgiris maçında Avrupa şampiyonu takımını desteklemek yerine tam bench arkasına pankart açmak mesela, açılan resim güzel görünse de esas yeri ve zamanı o maç mıydı tartışılır. Obradovic'in doğum günü için pankart açmak ya da oyuncuların fotoğrafıyla da bunu yapabilmek varken... Bunlar iki taraf için de işgüzarlıktan öteye gidemiyor. Başkan ve yönetimin bu dönemde özellikle futbol takımına ve Kocaman'a daha fazla desteği gerekiyor. Kongre gündemi elbette önemlidir ama hiçbir şey Fenerbahçe'nin sportif başarısından daha öne geçmemeli. Şu anda takım ve futbolculardan çok, kongre ve üyelerin ön planda olduğu bir gündem hakim. Bu da büyük bir başı boşluk ve Aykut Kocaman yalnızlığı olarak yansıyor ve yansıtılıyor. Herkes için 3 Haziran'a kadar sabretmek ve takımın yanında durmak bu kadar zor olmamalı.

Şimdi o eleştirileri, tepkileri, çubuklu formanın üzerinde sindirilemeyenleri ve yıllardır taraftarların içinde biriken hayal kırıklıklarını da 3 ay için olsun rafa kaldırma zamanı. Çünkü bu gidişle, ne yazık ki Fenerbahçe'nin en büyük rakibi yine kendisi olacak. Ligde 4 takımlı şampiyonluk yarışı devam ediyor. Hala herkesin şansı var. Fenerbahçe kendi sahasında Galatasaray'ı yenip derbi geleneğini sürdürebilirse, avantajlı fikstürü de arkasına alarak moralli bir şekilde ilerler. Şimdi yeniden birlik beraberlik ve sadece Fenerbahçe'yi destekleme zamanı. 17 Mart akşamı Kadıköy'de, sahada şanslı ve performansı daha iyi olan takım kazanacaktır.

Yazının devamı...

Daha yeni başlıyor

3 Mart 2018

Futbolda gündem yine Beşiktaş- Fenerbahçe maçı… Öyle bir maç ki, 4 gol, 3 kırmızı, 8 sarı kart, 36 faul, 10 dakika uzatma ve futboldan başka her şey… Sonuç 2-2 beraberlik ve akıllarda en çok kalan, spora ve futbola hiç yakışmayan, hepimizi içten büken o gerilimli görüntüler... Ne yazık ki, futboldan çok, oyuncuların kavgaları, fauller, havada uçuşan kartlar, itiş kakış, aşırı tepkiler ve şiddetli itirazlar maça damgasını vurdu. Gergin başlayan derbide tansiyon giderek arttı, neredeyse hiç düşmeden devam etti. Fenerbahçe 3-1 kaybettiği ilk maçın üstüne set çekip, kupada yüksek motivasyonla kazanmak için oynadı. Bu maçta alınacak ikinci bir yenilgi, moralleri bozup ligdeki maçlara da olumsuz yansıyabilirdi. Sarı lacivertliler, Volkan’ın göz göre göre aldığı ikinci sarı kartla, 9 kişi kaldığı oyunun son bölümünde büyük direnç gösterdi. Sonunda maç 4 gol, 3 kırmızı, 8 sarı kart, 36 faul, 10 dakikalık uzatma ve iki tarafın da kendine göre haklı isyan ve tartışmalarıyla son buldu. Deplasmandaki ilk maçtan 2-2’lik sonuçla dönmek, bu zorlu şartlarda skortif başarı sayılabilir. Rövanş, Nisan ayında Kadıköy’de oynanacak. O zamana kadar lig yarışında daha çok sular akar, dengeler değişebilir, sonra sıra yeniden kupa maçlarına gelir.

Mehmet Ekici farkı
Tam 91 gün sonra yeniden sahalara dönen Mehmet Ekici etkili pasları ve futbol kalitesiyle fark yarattı, maçın adamlarından biriydi. Çok uzun bekletti, ama aylardır Ekici diye sabırla ve ısrarla beklediğimize değdi. Soldado 17’de klasına yakışan, güzel bir gol attı skoru 1-1’e getirdi. Şener oyunun iki yönünde de çok başarılıydı, savunmada ve hücumda etkili oldu, 45+2’de Fenerbahçe’yi öne geçiren golü attı. Hasan Ali, Ekici ve Alper üçlüsü, birbirlerine olan fiziksel benzerlikleriyle de dikkat çektiler. Maçın başında sahaya 3 tane Hasan Ali çıkmış gibi göründü. Aykut Kocaman, ilk 11’de 6 yerli futbolcu ile başladı, yabancı sınırının olmadığı sezonda ne olursa olsun, takımın bu yerli yabancı dengesinde oynayabildiğini görmek memnuniyet verici.

Aykut Kocaman’ın yolu
Fenerbahçe için her şey daha yeni başlıyor diyebiliriz. Kalan maçlarda rakiplerine göre fikstür olarak avantajlı görünüyor. Ozan’ın geç de olsa sonunda, köprüden önce son çıkışta affedilip yeniden kadroya alınması olumlu bir karar, kalan maçlarda takıma katkısı olacaktır. Aykut Kocaman’ın kadroda Giuliano, Valbuena, Ekici, Soldado ve Eljif gibi yaratıcı oyunculara daha fazla ağırlık vererek, şampiyonluk yolunda iddiasını ortaya koyarak ilerleyeceğini düşünüyorum. Bahsettiği ve hep çok önem verdiği taraftar-oyuncu bütünlüğü de özellikle Kadıköy’deki maçlarda sağlanacaktır. Bu takım en zorlu ve umutsuz dönemlerde, ligde 8 puan gerideyken, kendi azmi ve başarısıyla geri dönüşünü gerçekleştirip bu noktaya geldi. Bunda ne olursa olsun sabrı, emeği ve saygılı duruşuyla Aykut Kocaman’ın katkısı çok büyük. Fenerbahçe için, sarı lacivert şampiyonluk hikayesini başarıyla yeniden yazmak da, ertelemek de yine kendi elinde.

Kaptan Volkan
Alper, Volkan ve Quaresma, gördükleri kartlarla oyundan atılarak takımlarını eksik bıraktılar. İlk maçın yıldızı Quaresma, oyuna girdikten 7 dakika sonra kırmızı kartla atıldı ve takımını 10 kişi bıraktı. Volkan, kalesinden çıkıp her koştuğunda, sonunda hayırlı olmayan durumlara sebep olmaya devam ediyor. İlk sarı kartında yanına kadar gelen Aykut Kocaman’ın ısrarlı uyarılarına rağmen yine kendini kontrol edemedi. Kaptan, maçtaki başarılı performansına ragmen, sorumsuzca oyundan atılarak kendi gemisini kendi eliyle batırmış oldu. Isınmadan oyuna giren Kameni’nin yediği gol de, belki de kaçırılan deplasman galibiyeti de Volkan’ın hanesine yazar.

Algıda seçicilik

Yazının devamı...

Ali Koç sahada

20 Şubat 2018

Bu toplantı Ali Koç’un seçim çalışmaları kapsamında verdiği ilk davet olmasıyla öncekilerden farklıydı. Şimdiye kadar yapılan organizasyonların tümü münferit kongre üyeleri tarafından düzenlenmiş, kendisi ise davetli olarak katılmıştı. Ali Koç, bu toplantılara neden ilk olarak kadın kongre üyeleriyle başladıklarını da, Fenerbahçe’nin kadın taraftarlarının gücünü ve 3 Temmuz sürecindeki dirence olan olağanüstü katkısını vurgulayarak açıkladı. 20 Eylül 2011’de tribünleri dolduran 45 bin kadın ve çocuk taraftarın yer aldığı tarihi Fenerbahçe Manisaspor karşılaşmasının hikayesini anlatırken, dünyada büyük ses getiren bu maçla ilgili CNN International’a yaptığı canlı bağlantı coşkulu alkışlar eşliğinde barkovizyonda gösterildi, o sembol olmuş tarihi gün yeniden hatırlanmış oldu.

Önce Fenerbahçe

Ali Koç’un konuşmalarından yansıyan en önemli unsurlardan biri, Fenerbahçe başkanlık adaylığına ve iddiasına rağmen, içindeki yüce Fenerbahçelilik olgusunu her şeyin üstünde tutması. Hayallerinin peşinden koşmakla birlikte, söz konusu Fenerbahçe olduğunda geriye kalan her şeyin bir ayrıntı olduğunu her sözüne, bakışına yansıtması da bu sebepten. Yeri geldiğinde eleştirmenin, muhalefet yapmanın da saygı ve nezaketle nasıl olabileceğini gösteren, sporda, yönetimde "başka bir iletişim mümkün" umudunu yansıtan Ali Koç… Özlenen Fenerbahçe diye çıktığı aydınlık yolda, taraftarların yoğun kongre gündeminden etkilenmeden, birlik beraberlik içinde sahada ve parkede mücadele eden takımlarına sonuna kadar destek vermesinin önemini her fırsatta vurguluyor.

Fenerbahçe’nin futbol kültürü

Futbolda bir oyun kültürü oluşturmak, transfer politikasını bu doğrultuda belirlemek, altyapı ve scouting sistemini bunun ışığında inşa etmek ve bu planlamaları uzun vadeli yapmak değindiği diğer önemli konulardı. Bilgiye dayalı yönetim, stratejik noktalarda profesyonellerin çalışması, çağın gerektirdiği sürdürebilir ekonomiyi sağlayacak bir güç ve yapıda, ayrıştırıcı değil birleştirici bir yönetim anlayışının önemine dikkat çekti. Şu anda kulübün mali ve yönetimsel açıdan sürdürülemez bir durumda olduğunu sözlerine ekledi. Fenerbahçe’nin saha dışında da daima yapıcı rekabet içinde olması gerektiğinden söz ederken, doğru iletişim ile içte ve dışta iyi ilişkiler kurmanın önemine dikkat çekti. Fenerbahçe kongre üyelerinin kulübün işleyişine ilişkin hususlarda da etkin bir şekilde söz sahibi olmaları gerektiğini belirtti. Bunu gerçekleştirebilmek için de, daha katılımcı, daha şeffaf, daha fazla söz sahibi olunacak, çok sesli bir camia ve kongre yapısına ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Barça Innovation HUB

Ali Koç, "Spor bilimleri konusunda ne yapmayı düşünüyorsunuz?” sorusuna, Türkiye’nin bu konuda daha gidilecek çok yolu olduğunu vurgularken geçtiğimiz hafta sponsorluk anlaşması için görüşmelerde bulunduğu Barcelona Kulübü’ndeki incelemelerinden bahsetti.

Bilindiği üzere, FC Barcelona, spor bilimleri ile ilgili araştırmalara stratejik olarak büyük önem veriyor. Bunun için kurduğu "Barça Innovation HUB” ile sporda mükemmelliği yakalamayı, kulübün marka değerine katkı sağlamayı ve nihayetinde, geliştirdiği ürünlerle yeni gelir kaynakları yaratmayı hedefliyor. Çalışma alanları ise, sporcu sağlığı, sporcu beslenmesi, takım sporlarında performans arttırımı, çeşitli kurumlarla ortaklaşa düzenlediği spor bilimleri eğitim programları ve kulübün farklı departmanlarına verdiği teknolojik proje desteği olarak özetlenebilir.

Yazının devamı...

Kocaman dersler

15 Şubat 2018

Fenerbahçe, sezon başından bugüne belki de en başarılı futbol performansını gösterdi, sahada gerçekten şampiyonluğa yakışır bir oyun sergiledi. Bu galibiyetle, tünelin ucundaki puslu şampiyonluk fenerini de kendi eliyle yeniden yakmış oldu.

Fenerbahçe, lider Başakşehir’i deplasmanda 2-0 mağlup ederken maçın başından sonuna kadar kazanmak için oynadı ve bu kritik dönemeci galibiyetle tamamladı. Ligde lideri değiştirdi, "gerçek Fenerbahçe esas şimdi geliyor" dedirtti... Bu takımın futbol geleneğinde büyük maçları üst düzey motivasyonla oynayıp rakiplerine üstünlük sağlamak var. "Oynatmamak için sahaya çıkmışlar" denilen Fenerbahçe’nin, sahada basmadık yer bırakmadan, maçın daha ilk dakikalarından etkili gol pozisyonlarıyla oyunu domine ettiğine şahit olduk. Aykut Kocaman, sezon başından beri hep futbolcu isimlerinden çok, sahadaki görevlendirmenin, sistem takımı olmanın önemine dikkat çekiyordu. Bu maçı da yine o sistemle, fizik gücüyle ve başarılı oyun taktiğiyle kazandı. İki gole imza atan Fernandao’nun yanı sıra Giuliano, Isla, Dirar ve Josef ön plana çıktılar. Bu önemli galibiyet için önce Aykut Kocaman’ın hakkını vermek gerekir. Futbol dersini, sadece sahadaki Başakşehir’e ve rakiplerine değil, çoğunlukla saygı ve seviye sınırlarını aşarak onu haksızca eleştirenlere de vermiş oldu. Zorlu fırtınaları başarıyla atlatıp şimdi rüzgar dönünce, o yüksek sesli yermelerin yerini birden beklenmedik ani alkışlara bırakması da sürpriz değil. Sonunda görüldü ki, bu takım maçın ilk dakikalarından oyunu domine edip, "göze hoş gelen" futbolu oynama kapasitesine de sahipmiş. İkinci bölge, üçüncü bölge derken ezberler bozuldu. Doğru taktik, sistem ve kazanmaya daha çok motive olan tarafın emeği kazandı.

Yüzü gülen Aykut Kocaman
Maç sonu Aykut Kocaman’ın yüzüne düşen o bir anlık gülümseme ifadesini bundan sonra daha sık görmek, hem takıma hem de Fenerbahçe taraftarlarına daha fazla umut ve moral olacaktır Kocaman, futbolun sadece futbol olmasına, oyun sisteminin, istatistiklerin, fizik gücün ve performansın ön planda tutulmasına öncelik veren bir teknik direktör. İnandığı doğrularla kendi yolunda ilerlemeye devam ediyor ve bu duruşuyla, emeğiyle saygıyı hak ediyor. Beklenmedik kritik sakatlıklar, kadro yapısındaki dezavantajlar, üst üste gelen hakem hataları, devre arasında yapılamayan takviye transferler, tekrarlanan bireysel hatalar ve şanssızlıklar derken bugünlere gelindi. Aslında son puan kaybına rağmen bu olumlu futbolun sinyalleri geçen haftadan verilmişti.. Daha ligin ilk yarısında rakiplerinin gerisine düşüp o tablodan bugünlere gelen Fenerbahçe’nin futbolu her daim eleştirilse de, azmi ve sabırlı geri dönüşü takdirlik. Sarı lacivertliler bu sezon gitti denilen o şampiyonluğun şimdi belki de en büyük favorisi oldu.

Şampiyonluk yolu
"Fenerbahçe taraftarı şampiyonluğa inanmıyor" haberleri son iki gündür bu kadar gündemdeyken, Alanyaspor maçında tribünlerin takımın yanında olup her zamankinden fazla destek olması bekleniyor. Unutulmamalı ki, Fenerbahçe her daim halkındır. 1907’den beri tam 111 yıldır, sarı lacivert renklerine gönül vermiş, yetişmiş, yetiştirilmiş milyonlarca Fenerbahçe taraftarınındır. Kulübün divan ve kongre üyeleri ise aslında o milyonları temsil ederler. Şimdi gelinen zaman, taraftarı kategorize etmeden birlik beraberlik içinde koşulsuz destek olma zamanıdır. Fenerbahçe şampiyonluğun büyük favorisi görülen Başakşehir’i yenerek esas gücünü ortaya çıkardı ve kendi şampiyonluk yolunu açtı. Sezon sonunda formasının göğsüne 4. yıldızı takmak da artık hayal değil. Başarılı futboluyla aydınlatsın, yolu açık olsun. Hoş geldin Fenerbahçe.

Giuliano de Souza

Yazının devamı...

Şimdi tam zamanı

3 Şubat 2018

Çünkü umut varsa çok şey vardır, umut da umutsuzluk da bulaşıcıdır…

Söylenen bir söz o umutları azaltabilir de, ters etki yaratıp ateşi daha çok alevlendirebilir de…

Aykut Kocaman’ın Giresunspor kupa maçınının ardından, ”Bizim şampiyon olma ihtimalimiz ligde ve kupada, iki tarafta da çok zor gözüküyor” açıklamasını duymak da aslında umut kırıcıdır.

Çünkü, o an ne kaybedilmiş bir maç vardır, ne de ligde şampiyonluk yolundan uzaklaşmış bir takım…

Üstelik, sakatlıklarla, kadrodaki önemli eksiklerle dezavantajlı haftalardan geçilirken o umut ve kenetlenme vurgusuna şimdi en çok ihtiyaç olan dönemlerdedir Fenerbahçe…

Aykut Kocaman’ın isyanında ve eleştirisinde haklılık payı büyük olsa da, bu konudaki açıklamaların yeri ve zamanı o maç sonrası mıdır tartışılır. Lehine dönüşecek, yeni bir gündem yaratmaya çalışıyor da denilebilir, mümkündür…

Son Trabzonspor deplasmanında verilmeyen bariz kırmızı kartlara ve maçın hakemine isyan ederken ne kadar haklıysa, bunların üzerinden erken bir şampiyonluk umutsuzluğu yansıtmakta da bir o kadar haksız olabilir…

Hakem Ali Palabıyık’a bu hatalara ragmen iyi ve verimli performans anlamına gelen 8.4 puanının verilmesi ayrıca manidardır.

Yazının devamı...

Sponsorluğun önemi, çubuklu’nun değeri…

26 Ocak 2018

Hafızalarda yer edenler ve 3 Temmuz döneminde yaşananlar, üzerinden geçen yıllara ragmen hala tazeyken, bu beklenenleri yapabilmek ve donmuş buzları eritmek her zaman çok kolay olmayabiliyor.

Devre arası kamp ve transfer döneminin belki de en hareketli gelişmesiydi… Fenerbahçe için bir sol bek ya da santrfor transferi değildi ama sponsorluk yankısı, transfer kadar büyük oldu. Formadaki göğüs sponsorluğu için Acıbadem Grubu ile 3+3 toplam 6 yıllık bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma gereği ilk 3 yıl için 55 milyon doların (209 milyon 352 bin TL) peşin olarak Fenerbahçe Kulübü'ne ödeneceği açıklandı. Başkan Aziz Yıldırım ve Mehmet Ali Aydınlar'ın, sonraki 3 yıl icin ise yeniden masaya oturup anlaşacakları belirtildi.

Dün dündür bugün bugün… Aslında sponsorlukla ilgili ifade edilenler yanlış da değil. Önemli olan Fenerbahçe ve kulübün bu sponsporlukla sağlanacak ekonomik çıkarları… “Söz konusu Fenerbahçe ise gerisi teferruattır” gibi yapıcı ve olumlu yaklaşımlar dönemindeyiz… Bu pakete Fenerbahçe Kadın Voleybol şubesine 2 yıllık sponsorluk ve kurulacak olan Fenerbahçe Üniversitesi'ne 9 milyon dolar bütçeli büyük bir katkı da dahil.

Şimdi bu anlaşma vesilesiyle, tüm zamanların en pahalı fotoğraflarından birini görme fırsatına da erişilmiş olundu. Aslında bir spor ve sponsorluk fotoğrafıydı ve Fenerbahçe açısından parlak bir devre arası transferi yapılmışcasına takdir edilmesi de bekleniyordu… Ekonomik dengeler ve faydalar düşünüldüğünde, evet belki de tam zamanında imzalanmıştı… Hatta böyle güçlü ve uzun vadeli bir sponsorluk anlaşması yapılabilmişken, o zaman sezon başında olup ilk devre de forma sponsorsuz geçirilmemiş olurdu. Zaman ve zamanlama her zaman manidardır, her şeyin ve herkesin bir zamanı, dönemi, işlevi vardır. Bu bol bütçeli sponsorluk fotoğrafı da bunun yansımasıdır.

Bu bütçe ve maddi katkılar Fenerbahçe kulübüne forma sponsorluğu olmadan da aktarılabilir miydi, zamanında sözü edilen miktarların kulübe geri dönüşü farklı yollarla ve o formalara dokunulmadan yapılabilir miydi tartışılır.

Bir an durup, o fotoğraftaki masada özenle serilmiş olan formalara baktım… Aklıma masumiyet karinesi geldi… Orada duran formalar ve armalar en başından beri hep masumdu temizdi. Söz konusu masumiyet ilkesi dünyanın her ülkesinde açıkça kabul ediliyordu. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde olduğu gibi Anayasa’da da yer alan “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” yönündeki düzenleme artık standarttı.

Fenerbahçe ise, 3 Temmuz’da bu standarda tabi tutulmadı, daha ortada iddianame bile yokken, soruşturma gizliyken en başından “durum vahim” denildi. Kararı UEFA verdi gönderilmiş yazı var denildi, o yazıya da yıllardır ulaşılamadı. Fenerbahçe’yi en verimli, en güçlü ve hevesli döneminde Şampiyonlar Ligi’nden men eden, kulübün 2 milyar dolar civarındaki piyasaya değerini kaybettiren ve camia olarak itibarsızlaştırmaya çalışan, işte o dönüm noktası karar ve dönemdi...

Bugüne hızlıca geri dönersek, futbolda ekonomi ve finansal şartlar her zaman önemlidir, kulüpler için kriz dönemidir sponsorluklar şarttır… Ne olursa olsun sporun, futbolun içinde bu gibi tartışmalı sponsorluklar da olacaktır. Zamanında verilen maddi manevi zararlar mutlaka geç de olsa telafi edilebilir ve edilmelidir de…

Yazının devamı...

Sayılmayan şampiyonluklar, unutulan değerler…

20 Ocak 2018

Son dönemde yeniden gündemde olan ve uzun yıllardır hala kapanmamış olan önemli bir konu var. Fenerbahçe’nin 1923 ile 1959 yılları öncesindeki sayılmayan şampiyonlukları… Hepsini eklersek, Fenerbahçe’nin aslında toplamda 19 değil 28 şampiyonluğu olması gerekiyor. Türkiye Futbol Federasyonu’nun kuruluş tarihi 1923 ile, profesyonel ligin başlangıç tarihi olan 1959 yılları arasında unutulup kalmış 9 Fenerbahçe şampiyonluğu var. TFF ise lig şampiyonluklarının sayısını belirlerken 1959 yılında kurulan birinci ligi temel alıyor.

Burada önemli olan sadece şampiyonluk, yıldız sayısı degil. Kendi öz futbol tarihine, efsanelerine sahip çıkmak adına da 1959 öncesindeki sayılmayan şampiyonlukların unutulmaması önemli. O yıllarda verilen emeklere saygı ve vefa için de bu kıymetli şampiyonlukların 2018’de tescil edilmesi sağlanmalı. Sadece Fenerbahçe için değil, adları geçen diğer tüm kulüplerimiz için de bu hakların verilmesi gerekli. Bunları hala değerlendirmemek, 1959 öncesi Türkiye futbol tarihini de bir nevi saymamak, görmezden gelmek gibi oluyor.

TARİH DİYOR Kİ...
Tarihlere bakarsak, 1923 yılında Türkiye Futbol Federasyonu resmi olarak kuruldu. 21 Mayıs 1923’de Türkiye'nin FIFA'ya yaptığı başvuru kabul edildi ve Türkiye FIFA'nın 26. üyesi olarak yerini aldı. 1923 yılında resmi olarak kurulan ve FIFA üyesi olan TFF, 1924'de Türkiye'de ilk kez, o döneme kadar bölgesel oynanan liglerden farklı olarak, Ulusal Şampiyona düzenledi. Bu şampiyonanın adı Türkiye Futbol Şampiyonası oldu. Bu şampiyona bazı istisna yıllar hariç 1951 yılına kadar oynatıldı. TFF, 1936-1950 yılları arasında Milli Küme adı altında ulusal şampiyonalar düzenledi. İstanbul, İzmir ve Ankara'da düzenlenen bölgesel turnuvalarda başarılı olan takımların katıldığı ve deplasmanlı lig usülüyle oynanan bu ulusal şampiyona 3 sezon hariç tüm sezonlar oynandı. Sonuç olarak, TFF tarafından 1924-1950 arasında oynatılan, 2 ulusal şampiyonada, Fenerbahçe'nin toplam 9, Beşiktaş'ın toplam 5, Galatasaray'ın ise toplam 1 şampiyonluğu bulunuyor.

Bu tartışma, ‘’Türkiye’de futbol o yıllarda profesyonel değildi, amatör olan bir turnuva sayılmaz ve profesyonelliğe geçiş esas milattır’’ vurgusuyla kabul edilmese de, futbol o yıllarda dünyanın başka ülkelerinde de amatördü. Ülkelerin futbol federasyonları kurulduktan sonra, profesyonelliğe geçiş öncesindeki amatör yılların şampiyonlukları da sayılmıştı. İtalya'da profesyonel Serie A, 1929 yılında başlamış olsa da, İtalya Futbol Federasyonu şampiyonlukları 1898'de oynanmaya başlayan amatör şampiyonadan itibaren değerlendiriyor. Genoa CFC’nin, en son 1924'te olmak üzere toplam 9 şampiyonluğu var, ve bir tane daha eklendiği takdirde yıldızını takmaya hak kazanıyor. Hollanda liginde futbol federasyonu 1899 yılında kuruldu. Profesyonel futbola geçiş 1954 yılında gerçekleşti. Hollanda ligindeki şampiyonluklar ise 1899 yılından itibaren sayılıyor.

Milli maçlar 1923 ve derbi maçlar 1909 yılından itibaren kayıtlarda sayılırken, şampiyonluklar ise yine 1959 sonrası esas alınarak hesaplanıyor. Beşiktaş Kulübü, 2002’de kazandığı dava ile 1958 ve 1959 yıllarındaki Federasyon Kupası şampiyonluklarını tescillettirmişti. Geç kalınmış olsa da, şimdi Fenerbahçe için de bu gündemin yeniden oluşturulması ve hem sportif hem de hukuki tarafı olan bu davanın takipçisi olunup unutturulmaması gerekiyor. O yıllarda çok zorlu şartlar altında, amatör ruhla sadece kulüpleri, formaları ve ay yıldız için oynayan, kalplerimizdeki yerleri doldurulamayacak isimler düşünüldüğünde de bu şampiyonlukların tescilinin ayrı bir anlamı olacaktır. Bazı değerler kutsaldır, vefa ve verilen sözler unutulmamalı, sahip olunan değerlerden hiç bir şartta vazgeçilmemelidir. Hepsi bir yana, 1907’den bugünlere Fenerbahçe’nin çubuklu forması en kutsalıdır, arması ve ruhu aydınlık değerlerini, tarihteki mücadelelerini, direnişini ve duruşunu yansıtır. Lefter’lerin, Zeki’lerin, Fikret’lerin, Cihat’ların ruhuna sonsuz saygıyla.

 

 

Yazının devamı...
Şehnaz Tanılkan Kimdir?

Şehnaz Tanılkan