"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Yoksa ‘Arap Baharı’ da Soros’un kışkırtması mıydı?

İDDİANAMENİN ‘Birinci Bölümü’ “Soruşturma evrakı incelendi” denildikten sonra ‘1.1.GİRİŞ’ başlığının altında daha ilk cümlede “Arap baharı, Arap dünyasında meydana gelen büyük siyasi sonuçları olan harekettir. 2010 yılında başlayan ve günümüzde de süren, Arap coğrafyasında yaşanan halk hareketlerine verilen ortak addır” tespitiyle yola koyuluyor.

Bu bölümde “Arap Baharının Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıktığı” vurgulanıyor, protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmaların yaşandığı ve “Halkların özgürlük mücadelesi adı altında hükümetleri resmen devirdikleri” anlatılıyor. Arap Baharı hareketlerinin “büyük çapta” meydana geldiği ülkeler arasında Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Yemen sıralanıyor.

Ayrıca, bu süreçte İslami demokrasi taleplerinin arttığıvurgulanarak, “Siyaset bilimcilerin bu eşi görülmemiş halk hareketini Arap dünyasında yaşanan en büyük değişim olarak adlandırdığıda belirtiliyor (sayfa 23).

*

Taksim Gezi Parkı direnişini konu alan 657 sayfalık iddianamenin giriş bölümünden yaptığımız bu alıntılar, 2011 sonrasında birçok Arap ülkesinde yaşanan toplumsal hadiselerin en azından başlangıç dönemi için genel kabul görecek olan tespitlerdir.

Savcılık makamı, bu tespitlerin hemen ardından Arap ülkelerinde yaşanan olaylarla Taksim Gezi Parkı hadiselerini ilişkilendiriyor. İddianamede “Bu olayların (Arap Baharı) farklı bir yansıması ve uyarlaması olarak Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların nakledilmesi bahane edilerek başlayan protesto hareketlerinin provokasyonlarla birlikte ülke çapında olaylara, şiddet eylemlerine ve hükümete yönelik bir kalkışmaya dönüştüğü” belirtiliyor.

İddianame, bundan sonraki bölümde Türkiye’deki Gezi direnişinin gerisinde dış kaynaklı bir komplo arayışına giriyor. İşte bu noktada “uluslararası finans spekülatörüGeorge Soros karşımıza çıkıyor. Arap Baharı ile Taksim Gezi direnişi büyük ölçüde George Soros üzerinden ilişkilendiriliyor.

İddianamenin mantığıyla ilgili sıkıntılı bölüm de burada başlıyor. Çünkü, akış içinde Arap Baharı’nın metnin giriş bölümünde anlatılan çerçeveden farklı bir şekilde tasvir edildiğine tanıklık etmeye başlıyoruz.

Metnin birçok bölümünde “Eski Doğu Bloku ülkeleri ve Arap ülkelerinde yaşanan halk ayaklanmalarında George Soros’un önemli bir aktör olduğu, bu ülkelerde yaşanan devrim süreçlerine çok büyük finansal katkı sağladığıkuvvetli bir tema olarak sıkça tekrarlanıyor (örneğin sayfa 25).

*

Soros’un aynı zamanda “Türkiye’deki Gezi kalkışması sürecinde de etkin olduğu” tezi ileri sürülüyor. Buna göre, Soros’un bu etkiyi icra etmek için kullandığı araç, kendisinin yönetiminde olan, birçok ülkede ve Türkiye’de faaliyet gösteren ‘Açık Toplum Vakfı’dır.

Bundan sonraki bölümünde “Gürcistan ve Baltık ülkelerinde Turuncu Devrim, Arap ülkelerinde Arap Baharı, Türkiye’de ise Taksim Gezi Parkı olaylarının Açık Toplum vakıfları vasıtasıyla gerçekleştirildiği veya teşvik edildiğibelirtiliyor (sayfa 104).

Buradaki kilit bir ifadeye dikkat çekelim: “...olaylara maddi destek verildiği, özellikle sanal ve sosyal medya üzerinden Sırbistan’da başlayan bu dalganın bir şekilde önce Arap ülkelerine ihracının sağlandığı, sonrasında da ülkemizde de kendileri açısından ihracına çalışıldığı...” (sayfa 91).

*

Görüleceği gibi bu noktada iddianame kendi içinde ciddi bir çelişkiye düşüyor. Çünkü, Arap Baharı’nı önce “Arap halklarının özgürlük, insan hakları, demokrasi talepleriyle ortaya çıkan, eşi görülmemiş bir halk hareketi” olarak gösteriyor. Daha sonra da yabancılar tarafından “ihraç edilmiş”, George Soros’un önemli bir aktör olarak sahneye çıktığı bir komplo...

PEKİ ARAP BAHARI SİZCE HANGİSİ?

Tunus’ta 17 Aralık 2010 tarihinde kendisini yakarak Arap Baharı gösterilerini tetikleyen Muhammed Buazizi adındaki seyyar satıcı sizce George Soros’un bir ajanı mıydı?

İddianamede dikkatime takılan bu çelişkinin İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bundan sonraki safhasında bir şekilde açıklığa kavuşturulmasını bekliyorum. Mahkemede olmadığı takdirde istinaf ve Yargıtay, dosya gittiği takdirde Anayasa Mahkemesi ve hatta AİHM aşamalarında konunun netlik kazanacağını ümit ediyorum.

Not: Yıllık iznimin bir bölümünü kullanmak üzere yazılarıma bir süre ara veriyorum.

X