"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Yargı bağımsızlığı yalnızca etik bildirge ile sağlanabilir mi?

Hafta başında Adalet Bakanı Abdulhamit Gül tarafından açıklanan ve önceki günkü Resmi Gazete’de Hâkim ve Savcılar Kurulu (HSK) kararı olarak yayımlanan ‘Türk Yargı Etiği Bildirgesi’nin en önemli yönü hâkim ve savcıların ‘bağımsız’ ve ‘tarafsız’ hareket edecekleri hususunda kamuoyuna yapılan kuvvetli taahhüttür.

Hâkim ve savcıların bağımsız ve tarafsız davranmaları, bildirgede deyim yerindeyse bir ‘olmazsa olmaz’ şeklinde takdim ediliyor. Örneğin bildirge, bu kategorilerdeki yargı mensupları için “Bağımsızlıklarına doğrudan ya da dolaylı olarak etki edebilecek baskı ve tesiri kayıtsız şartsız reddederler” diyor.

Bildirge, bağımsızlığa ilişkin aynı bölümde “Kararlarını kişilerin, kurumların ya da kamuoyunun tepkisini çekeceği endişesi duymaksızın ve onları memnun etme kaygısı taşımaksızın bağımsız olarak verirler” diye devam ediyor.

Metnin ‘tarafsızlık’ bölümünde ise hâkim ve savcılar için “Tarafsızlıklarına ilişkin her türlü kuşkuyu bertaraf edecek bir duruş sergilerler (...) tarafsız olmak kadar tarafsız görünmenin de önemli olduğu bilincindedirler” deniliyor.

*

Keşke bütün mesele bir etik bildirge metni hazırlayıp, bunu HSK’nın onayından geçirdikten sonra Resmi Gazete’de yayımlayıp, ardından hâkim ve savcılara tebliğ etmekle çözüme kavuşuyor olsaydı. Bildirgenin içeriğinin bu alandaki evrensel ilkeleri yansıtıyor olması çözüm için yeterli olmuyor. Sorun dönüp dolaşıyor, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı başlıklarında yaşanan güven meselesinde düğümleniyor.

Sorunun gerisinde hem yapısal hem de uygulamayla ilgili birçok neden var. Başlıca yapısal neden, 2017 anayasa değişikliğiyle getirilen düzenlemede Hâkim ve Savcılar Kurulu’nun oluşumunda siyasal iktidara tanınan geniş yetki alanıdır. Nitekim Avrupa Konseyi’nin hukuk standartlarını belirleyen saygın Venedik Komisyonu HSK’nın oluşumunu yargı bağımsızlığı açısından problemli bulmuştur.

HSK’nın 13 üyesinden ikisi (bakan ve bakan yardımcısı) zaten iktidarı temsil ediyor. Kurulun adli ve idari yargıdan gelen 4 üyesini doğrudan Cumhurbaşkanı seçiyor. Kalan 7 üye (Yargıtay’dan 3, Danıştay’dan 1, akademisyen ve avukatlar kontenjanından 3) ise TBMM tarafından seçiliyor. Ancak buradaki seçim mekanizmasının işleyişi muhtemel bir iktidar çoğunluğuna ya da iktidar blokuna belirleyici olma imkânını veriyor. Nitekim HSK’nın bu kategorilerdeki 7 üyesinin TBMM’deki seçimi ‘cumhur ittifakı’nın genel kurul salonundaki oy toplamına yakın marjlar içinde şekillenmiştir.

HSK’nın hâkim ve savcılar üzerindeki geniş yetkileri dikkate alındığında, oluşumunda siyasal iktidarın bu ölçüde belirleyici olabildiği bir kurulun yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını güvence altına alabilmesi her zaman tartışmaya açık bir konu olacaktır.

*

Sorunun bir başka boyutu bugün Türkiye’de yargıya hâkim olan bazı sıkıntılı uygulamalarla ilgilidir. Hâkim ve savcıların kritik soruşturma ve davaların seyri sırasında değiştirilebilmesi karşılaşılabilen bir durumdur. Özellikle hâkimlerin bağımsızlığını güvence altına alabilmek için etik bildirgeler dışında hâkim teminatını güçlendirecek ek mekanizmalara, güvencelere ihtiyaç vardır.

Bazı siyasi davalarda tartışmalı, zorlama delillere hem iddia, hem karar, hem istinaf hem de temyiz aşamalarında itibar edilmesi, yargı bağımsızlığı ile ilgili algıyı daha da olumsuza çevirmektedir. Uygulamada bu gibi problemlere işaret eden sayısız örnek verilebilir.

*

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığından söz etmek istiyorsak bu gibi örneklerin artık tekrarlanmaması gerekiyor.

Başkanlığını Adalet Bakanı’nın yaptığı HSK bu bildirgeyi yayımlayarak bütün hâkim ve savcılar adına kamuoyu karşısında kuvvetli bir taahhüt üstlenmiştir. Şimdi bütün hâkim ve savcılarımızdan bu etik kuralları uygulamalarını beklemek durumundayız. Sadece onlardan mı? Bu çerçevede HSK’nın da yargı mensuplarına bildirgenin ruhuna ve lafzına uygun hareket edebilecekleri hareket alanlarını açma yükümlülüğü vardır.

Sonuçta bu bildirgenin değerini hiçbir şekilde azımsamıyoruz. Ancak bildirge gerçek değerini, yazıda kalmayıp, uygulamada hayata geçirilebildiği ve buna paralel bir şekilde Türk toplumunda güven yarattığı ölçüde kazanacaktır.

Bildirgenin uygulamasıyla ilgili şüpheci bir bakışa sahip olanlar aslında bu şüphelerinde yanılmayı çok arzuluyorlar.

X