"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de karışık bir durum

Geçen 9 Haziran’da Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Tevhid Camisi’nde, İdlib’deki bir çatışmada yaralanıp ölen Ceyş el İzze örgütü komutanlarından Suriyeli eski milli futbolcu Abdülbaset el Sarut’un cenaze namazı kılındı. El Sarut, bir gün önce İdlib’in kırsalındaki çatışmada ağır yaralanmış ve tedavi için getirildiği Reyhanlı’da hastanede hayatını kaybetmişti. Cenazesi İdlib’in kuzeyindeki El Dana yerleşiminde toprağa verildi.

Silahlı Suriye muhalefetinin popüler isimlerinden El Sarut’un Türkiye’deki bir hastanede ölmesi ve cenaze namazının Reyhanlı’da kılınmasının İdlib’de sürmekte olan savaşın seyrinde Türkiye’nin konumu açısından taşıdığı bir anlam var. El Sarut’un saflarında savaştığı Ceyş el İzze, Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu bileşenlerinden biri. Dolayısıyla, bu tablo Türkiye’nin himayesindeki ÖSO gruplarının İdlib’te sahada rejim ordusu ile birebir çatıştıkları olgusuna kamuoyu nezdinde aleniyet kazandırıyordu.

Bir başka anlatımla, Reyhanlı’daki fotoğraf, buradaki savaşın yalnızca Rusya’nın desteğindeki rejim güçleriyle İdlib’in büyük bir bölümüne hâkim olan ve BM’nin terörist olarak kabul ettiği Heyet Tahrir üş Şam (HTŞ) arasında geçmediğini, pekâlâ Türkiye’nin desteklediği ÖSO’ya bağlı gruplarla rejim arasında da sıcak çatışmaların yaşandığını gösteriyordu.

*

İdlib’deki askeri güç dengesinde beliren bu yeni durum rejimin Rus hava kuvvetlerinin de aktif desteğini alarak 6 Mayıs’tan itibaren İdlib’de başlattığı büyük taarruzun ertesinde ortaya çıkmıştır.

Son günlerde güneydeki kazanımları istisna tutulursa, Esad ordusu geçen üç buçuk ay içinde İdlib’de stratejik dengeyi lehine çevirebilecek bariz bir üstünlük sağlayamamış, hatta ciddi kayıplar da vermiştir.

Suriye ordusu sahada beklemediği kuvvette bir dirençle karşılaşmıştır. Tam bu noktada Türkiye faktörünün de devreye girdiğini söylemek mümkündür. Washington’daki ‘Middle East Institute’ isimli tanınmış düşünce kuruluşunun web sitesinde 1 Temmuz tarihinde çıkan bir yazı bu sürecin dinamiklerinin altını çizmesi bakımından önemliydi.

Türkiye ve Rusya için İdlib’teki Şiddet Sarmalından Bir Çıkış Yolu” başlıklı yazı Ankara’da iktidara yakın çizgideki SETA Vakfı’nın uzmanlarından Ömer Özkızılcık tarafından kaleme alınmıştır. Özkızılcık’a göre, İdlib’de mayıs ayında başlayan Rusya’nın da rol oynadığı bu harekât karşısında Türkiye geri adım atmamış ve kendi çıkarlarına karşı hareket edilmesinin bir maliyeti olduğunu göstermiştir. Türkiye, muhalif gruplara tanksavar silahları ve Grad füzeleri sağlamış ve böylelikle bu grupların 38 kilometrekare bir alanı ele geçirmelerini de mümkün kılmıştır.

Yazıya göre, Türkiye’nin eğittiği Özgür Suriye Ordusu’na bağlı birçok gruba bağlı bin kadar savaşçı mayıs ayından itibaren Fırat Kalkanı ve Afrin’den gelerek İdlib’de sahaya girmiştir. Bu grupların bir bölümü 2019 başında HTŞ tarafından İdlib’in dışına çıkartılmıştı.

Yazıda, ÖSO gruplarının İdlib’te güç kazanmasının HTŞ’nin buradaki varlığını dengeleyebileceği, HTŞ’nin böylelikle ‘askersizleştirilmiş bölge’nin dışına da çıkartılabileceği, bu çerçevede İdlib’e ilişkin Türk-Rus mutabakatının yeniden canlandırılabileceği tezi işleniyor. (Metnin sonuna yazının yazarın şahsi görüşlerini yansıttığı notu düşülmüş.)

*

Fransa’nın en önemli Suriye otoritelerinden Dr. Fabrice Balanche’un ‘The Washington Institute for Near East Policy’ isimli ABD’deki bir başka tanınmış düşünce kuruluşu için kaleme aldığı 28 Haziran tarihli bir makale bu bilgileri teyit ediyor. Balanche, Türkiye’nin kendisine yakın gruplara verdiği TOW füzelerinin Suriye ordusunun zırhlı araçlarının ilerleyişini -hava desteğine sahip olmalarına rağmen- durdurduğunu yazıyor.

Türkiye’nin İdlib’de yaptığı bu hamleler ne anlama geliyor? Öncelikle, Ankara’daki karar vericilerin, Suriye sorununa nihai bir çözüm bulunmadan Esad ordusunun İdlib’e hâkim olmasına karşı durduklarını, bu çerçevede rejimin ilerleyişini frenlemek istediklerini gösteriyor. Bu hamlelere bakınca, Ankara’nın İdlib’i Suriye denkleminde Fırat Kalkanı ve Afrin bölgeleriyle bir stratejik bütünlük içinde değerlendirdiğini söyleyebiliriz.

Kuşkusuz, rejimin İdlib’i ele geçirmesi halinde Türkiye sınırına doğru muazzam bir göç dalgasının yaşanmasını önleme saiki de Ankara’nın bakışında önemli bir rol oynuyor. Keza, rejimin İdlib’e hâkimiyeti Türkiye’nin İdlib’deki 12 askeri gözlem noktası açısından da sorunlu bir durum yaratacaktır.

*

Aslında sahadaki bu tablo Türkiye ile Rusya arasında geçen yıl eylül ayında varılan Soçi Mutabakatı’nın tümüyle geçersiz hale geldiğini de anlatıyor. Rusya, rejimin operasyonlarını önleme taahhüdüne rağmen bunu yapmayıp Esad ordusunun askeri harekâtına aktif destek verince, Türkiye de aynı şekilde karşılık vererek kendisine yakın grupları sahaya sürmüştür.

Burada tabii kafa karıştıran bir durum söz konusu. Çünkü, bu hadiseler Rus yapımı S-400’lerin Türkiye’ye teslim edildiği, Türkiye ile Rusya arasında muazzam bir yakınlaşmanın yaşandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Buna karşılık ilişkilerin bir başka kompartmanında İdlib’de iki ülke arasında ‘vekiller’ üzerinden bir bilek güreşi de yaşanabiliyor.

Ayrıca, rejimin son günlerde İdlib’in güney ucundaki kazanımları Türkiye açısından yepyeni bir durum yaratabilir. Rejim güçlerinin, Halep’i Şam’a bağlayan M5 karayolunun üzerindeki Han Şeyhun kasabasına hem doğu hem de batı hattından ilerleyişi sürüyor. Bu hatlar birleşir ve Han Şeyhun düşerse, TSK’nın İdlib’in güney sınırında Marek’teki 9 numaralı askeri gözlem noktasının çevresinin tümüyle rejim tarafından kuşatılması gibi sıkıntılı bir durum ortaya çıkabilir.

X