"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Trump’la muhatap olmanın dayanılmaz güçlüğü

Milli Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde yer alan bir fotoğraf Bakan Hulusi Akar ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert Charles O’Brien’ı önceki gün Ankara’da yaptıkları görüşme sırasında gösteriyor.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’den önce Ankara’ya gelen O’Brien, Milli Savunma Bakanlığı’na giderek Akar’a ziyarette bulunup, Suriye ile ilgili gelişmeleri görüşmüş.

Bu fotoğrafta tuhaf bir durum yok mu sizce?

ABD Hazine Bakanlığı, daha geçen pazartesi günü O’Brien’ın patronu Başkan Trump’ın imzaladığı bir ‘başkanlık emri’ çerçevesinde Hulusi Akar’a yaptırım uygulanacağını açıklamamış mıydı, Suriye’ye dönük sınır ötesi askeri harekâtı yönettiği için?

Üstelik Trump’ın bu kararıyla Akar’ın başında bulunduğu Milli Savunma Bakanlığı da yaptırım kapsamına alınmamış mıydı?

*

Açıklanan ‘bloke etme’ yaptırımı, Akar’ın ABD’deki mal varlığının dondurulmasını öngörüyor. Akar’ın ABD’de mal varlığı bulunmadığı için ortada dondurulacak bir şey yok aslında. Ama mesele bu değil. Burada önem taşıyan nokta, uygulamada hiçbir sonuç doğurmasa da, ABD Başkanı’nın Türkiye’nin Milli Savunma Bakanı’nı uluslararası camiaya Amerikan sistemi tarafından yaptırım uygulanan bir şahıs kimliğiyle tanımlamış olmasıdır.

O zaman haklı olarak şu sorunun yanıtlanması gerekiyor:

Peki ABD yönetiminin temsilcileri nasıl oluyor da kendi yönetimlerinin yaptırım uyguladığı bir bakanlıktan içeri adım atıyor ve yaptırım uygulanan bir bakanı makamında ziyaret edip kendisiyle ciddi bir müzakere yürütebiliyorlar?

Burada absürd bir durum yok mu?

*

Şimdi yine geçen pazartesi gününe, Washington’da Beyaz Saray bahçesinde yapılan bir basın açıklamasına dönelim. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Başkan Trump’ın bölgedeki liderlerle de telefon görüşmeleri yaptığını açıklayarak, “Başkan, Kürt General Mazlum’la da görüştü” diye konuşuyor.

Ardından ‘General Mazlum’un başında bulunduğu “Suriye Savunma Güçleri’nin (SDG) ABD’nin sağlam bir müttefiki olduğunu” anlatıyor.

Tabii SDG’nin omurgasını PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG’nin oluşturduğunu bilmeyen, ‘General Mazlum’un Türkiye’deki pek çok terör eyleminde yer aldığı için ‘arananlar listesi’ndeki bir terörist (Ferhat Abdi Şahin/Mazlum Kobani) olduğundan habersiz ortalama bir Amerikalı bu telefon görüşmesini çok olağan bir temas kabul edebilir.

Hadisenin daha çarpıcı olan tarafı, Pence’in aynı açıklamada Başkan Trump’ın daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la da telefonda konuşup, General Mazlum’un görüşlerini kendisine aktardığını söylemesi ve bu çerçevede ABD’nin taraflar arasında “arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu” duyurmasıdır.

Böylelikle Beyaz Saray, ‘bir bölge lideri’ olarak tanımladığı ‘general Mazlum’u bir NATO müttefiki ülkenin cumhurbaşkanı ile eşit bir düzleme koyarak kendisine muazzam bir meşruiyet bahşedebilmiştir?

Ve Mike Pence, Başkan Trump’ın kendisine verdiği arabuluculuk görevi çerçevesinde Ankara’ya gelmiş ve dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüştür.

Ankara böyle bir arabuluculuk girişimini kuvvetle reddetse de, ABD yönetimi  yine de kendisine böyle bir misyon atfetmekte bir beis görmüyor.

*

Ve bunların ardından gelen mektup olayı.

Duyan birçok kişinin başta şaka zannedip ciddiye almamayı tercih ettiği, ancak daha sonra Beyaz Saray’ın doğrulanmasıyla ciddiyet kazanan 9 Ekim 2019 tarihli mektup.

Başkan Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı General Mazlum’un önerileri üzerinden pazarlığa ikna etmeye çalışan, bir dizi yakışıksız, çirkin ifadeye yer verdiği ve bu arada işler istediği gibi gitmezse muhatabına “Ekonominizi mahvederim, bunu yaparım...” tehdidini bir kez daha tekrarladığı o mektup...

Gelinen noktada, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde bugüne kadar hiç karşılaşılmamış türde, ölçü dışı, asgari nezaketten yoksun, gayrimedeni bir davranışla karşı karşıyayız. Yalnızca Türkiye- ABD ilişkilerinde değil, uluslararası ilişkiler alanında da yerleşmiş teamülleri, gelenekleri yok sayan, dibe çeken bir tutum söz konusu.

Bu haliyle Trump’ı değerlendirmek ve yorumlamak, artık diplomatların, dış politika alanında çalışan akademisyenlerin, gazetecilerin uzmanlık alanının dışına çıkmıştır. Kendisini analiz etmek için hangi uzmanlık alanının yardımcı olabileceği konusunda her vatandaş kendi önerisini yapabilir.

*

Trump’ın bu dengesiz davranışlarının sonuçlarını doğrudan taşımak durumunda olduğu için Türk-ABD ilişkileri de bugün itibarıyla rasyonellerin belirleyici olduğu bir çerçevenin sıkça dışına çıkmaktadır. Sonuçta yazının girişindeki iki uç örnekle de göstermeye çalıştığımız gibi, bu ilişkilerin idare edilebilmesi giderek zorlaşmakta, her seferinde alışagelmedik durumlar kapıyı çalmaktadır.

Açmaz burada karşımıza çıkıyor. Trump’ın temsil ettiği ve bütün ölçüleri, değerleri tersyüz eden bu tarz gerçeğin bizzat kendisidir. Ve Trump, bugün dünyanın en büyük devletinin başkentinde karar alma mekanizmasının merkezinde oturmakta, dünya politikasını, örneğin Ortadoğu jeopolitiğini şekillendirebilmekte, gerekirse üzerinde 82 milyon insanın yaşadığı bir ülkenin ekonomisini mahvetmeyi de düşünebilmektedir.

İleride bu dönemin tarihini yazanların, kendisini tarihin bir kazası olarak değerlendireceklerine şüphe yoktur.

*
NOT: Bu yazı, dün akşam açıklanan Türk-Amerikan mutabakatından önce kaleme alınmıştır.       S.E.

X