Suriye’de yeni dönemin zor soruları

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Donald Trump’ın dramatik ‘çekilme’ kararıyla birlikte, Suriye’de bütün dinamiklerin tersyüz olduğu, güç dengelerinin yeniden formatlanacağı ‘ucu açık’ bir döneme girdik. Yeni dönem bu aşamada sayısız soruyu, pek çok bilinmezi ve kritik sınamaları beraberinde getiriyor.

Haberin Devamı

Türkiye, Suriye’deki temel endişesinin karşılanması anlamında bu gelişmeden kazanan taraf olarak çıkmıştır. Beşar Esad’ın 2012’de Suriye’nin kuzeyinden çekilip, bu bölgeyi PKK çizgisindeki PYD/YPG gücüne bırakmasından sonra, Ankara sınır boyunca ABD’nin himayesinde özerk bir Kürt yönetim bölgesinin vücut bulmasından derin bir rahatsızlık duyuyordu. ABD’nin PYD/YPG’den bu desteğini çekmiş olması Ankara cephesinde bu açıdan büyük bir rahatlama anlamına geliyor.

Alınan sonuç, Türkiye’nin hem Suriye krizinde hem de bölgedeki konumunu güçlendirmiştir. Gelgelelim, buradaki kazanımlar Türkiye’nin DEAŞ ile mücadelede ön plana çıkmak gibi önemli riskler içeren bir sorumluluğu üstlenmesini de beraberinde getirmiştir. 

Türkiye’nin DEAŞ karşısında Afrin’de yaptığı gibi büyük ölçüde Özgür Suriye Ordusu ve bölgedeki yerel aşiretlerden oluşturacağı askeri yapılar üzerinden hareket edeceğini tahmin edebiliriz. Yine de, son tahlilde Türk Silahlı Kuvvetleri sahada kilit bir rol oynayacaktır.

Haberin Devamı

TSK’nın Suriye ve Irak’taki operasyonları bugüne dek genellikle sınıra bitişik ya da kısmen yakın bölgelerde icra edilmekteydi. Oysa bu kez ortaya bir ‘derinlik’ meselesi çıkabilir. Çünkü DEAŞ, gelinen noktada özellikle Fırat havzasının güneyinde Irak sınırına yakın bir alanda etkili oluyor. Örneğin, son dönemde kanlı çatışmaların yaşandığı Irak sınırına bitişik Hajin bölgesi Akçakale sınır kapısına kuş uçuşu yaklaşık 300 kilometre uzaklıkta bulunuyor. TSK için bu ölçüde bir derinliğe inme ihtiyacının belirip belirmeyeceği önümüzdeki günlerin önemli sorularından biridir.

Ancak ‘derinlik’ meselesinden önce çok temel bir başka soruya yanıt aramamız gerekir. ABD’nin çekilmesi halinde ana omurgasını PKK çizgisindeki PYD/YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) akıbetinin ne olacağını bu aşamada bilmiyoruz. ABD’nin desteğini kaybeden PYD/YPG’nin, Beşar Esad rejimiyle bir uzlaşmaya varması, Rusya’nın bu yönde destekleyici bir tavır alması da yabana atılmaması gereken bir ihtimaldir.

Unutmayalım ki Esad’a bağlı birlikleri Fırat’ın doğusuna geçmekten alıkoyan faktörlerden biri, ABD’nin YPG/PYD’ye verdiği destekti. ABD’nin caydırıcılığının sahneden çekilmesi halinde Esad rejiminin Fırat’ın doğusuna geçmesi önünde ciddi bir engel de kalkmış olacaktır. Ayrıca, SDG bünyesindeki Arap unsurların ne yöne gidecekleri de bir başka kayda değer sorudur.

Haberin Devamı

Bu çerçevede Türkiye’nin önündeki riskleri tam olarak analiz edebilmek için, öncelikle Esad rejiminin egemenlik alanını ne ölçüde Fırat’ın doğusuna ve kuzeydoğuya yayabileceği konusunun çözüme kavuşması gerekiyor.

Bu ve benzeri sorular sahada askeri güç bulunduran Türkiye, Rusya ve İran’ın aralarında yürütecekleri danışmaları çok kritik bir zemine oturtuyor. Bu üç ülke, 2017 yılında başlattıkları ‘Astana süreci’ ile Suriye krizinin idaresinde belirleyici aktörler olarak sivrildi, hatta Astana mekanizması Cenevre merkezli BM çözüm sürecinin de fiilen önüne geçti.

Astana partnerleri, aralarındaki görüş ayrılıklarına rağmen, ortak çıkarlar zemininde bugüne dek belli bir uyum ve koordinasyon içinde hareket edebildiler, etkilerini de bu sayede icra ettiler. Bu üç ülkenin aynı işbirliği anlayışını bundan sonra da gösterip gösteremeyeceği Suriye denkleminin en can alıcı konularından biridir.

Haberin Devamı

Bu noktada Türkiye bakımından hassas bir denge meselesi de gündeme geliyor. Şöyle ki, Türkiye ile ABD geçen haftaya kadar Suriye’de çatışan taraflar olarak sıkça kafa kafaya geliyorlardı. ABD’nin Suriye’den çekilip Türkiye ile işbirliğine yönelmesi, iki ülke arasında sürpriz bir işbirliğinin de önünü açmış gibi görünüyor.

Türkiye açısından buradaki sınav, ABD ile Suriye üzerinde başlatmakta olduğu işbirliğini Astana ortaklarını karşısına almayacak bir şekilde nasıl yürüteceğidir.

Her halükârda özellikle Esad rejimi üzerindeki nüfuzu hesaba katıldığında, Rusya’nın rolünün de güçleneceğini ve yeni Suriye’nin şekillenmesinde Ankara ile Moskova arasındaki diyaloğun belirleyici bir eksen oluşturacağını şimdiden söyleyebiliriz.

 

Yazarın Tüm Yazıları