"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Kıyamet günü senaryoları yaklaşırken

DÜNYANIN en seçkin üniversitelerinin uluslararası ilişkiler alanındaki en parlak otoritelerine ya da diplomasi alanındaki en kalbur üstü şahsiyetlere sorabiliriz... Ya da dış politika ve yakın dönem dünya tarihi üzerine yazılmış en önemli bilimsel eserleri alıp inceleyebiliriz...

Başvuracağımız bu kaynakların hiçbirinde, bir ABD Başkanı’nın tweet mesajı atarak Rusya’ya ve uluslararası topluma “Hazır ol Rusya, çünkü füzeler geliyor. Güzel, yeni ve akıllı füzeler...” mesajı vermesini çağrıştıran, buna benzeyen bir vakayla karşılaşmanız söz konusu olmayacaktır.

Bir süper gücün liderinin dünya barışını en hayati derecede ilgilendiren bir konuyu ele alırken başvurduğu yöntem ve kullandığı üsluba baktığımızda, artık uzmanlığın, bilginin anlamının kalmadığı, sağduyunun, diplomasinin tümüyle iflas ettiği bir eşiğe geldiğimizi kabul etmeliyiz. Bugünlerde sanki bir fantezi evreninin içinde yol alıyoruz.

Bütün dünyayı diken üstünde oturtan bu gelişmede olabilecek en kötü durum senaryolarını da hesaba katmak zorundayız. Rusya açıkladığı şekilde ABD’nin ateşleyeceği füzeleri düşürürse, Suriye üzerindeki bu anlaşmazlık birden yerküreyi bir ABD-Rusya askeri çatışmasının alevleri içine atmaz mı?

Galiba Soğuk Savaş yıllarında bile karşılaşmadığımız türden bir büyük çatışma riski zemin kazanıyor üzerinde yaşadığımız gezegende. Bu durumda Soğuk Savaş yıllarının karşılıklı caydırıcılığın getirdiği bir hayli öngörülebilir ve emniyetli bir dünya olduğuna hükmetmemiz gerekecek.

İçinde bulunduğumuz koşulları Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının hemen öncesindeki döneme benzeten pek çok yorumcu var. Bu savaş bir suikastla tetiklenmiş ve çatışmalar kısa zamanda Avrupa kıtasından Kuzey Afrika’ya, oradan Ortadoğu’ya, Kafkasya’ya kadar pek çok cepheye yayılan bir ‘cihan harbi’ne dönüşmüştü.

*

Savrulduğumuz bu küresel türbülansın birçok düşündürücü yönü var. Bunlardan biri, uluslararası sistemin 2018 yılına gelindiğinde, kimyasal gaz kullanımını önleyecek bir caydırıcılığı henüz yaratamamış olmasıdır. Hâlâ bu silaha başvurabilen canilerin –bütün oklar Beşar Esad’ı işaret ediyor- ortalıkta olması, insanlığın evriminde anlamlı bir ilerleme olmadığını bize anlatıyor.

Bir diğeri, kimyasal gaz kullanımının yol açtığı geniş ölçekli bir kriz parlak verdiğinde, bunu kontrol altına alacak, çözüm üretecek uluslararası mekanizmaların yetersizliğidir.

Bir bu kadar vahimi, krizin tırmandığı bir noktada devreye girerek barışın tesisi yönünde ağırlığını koyabilecek hiçbir aktörün bulunmamasıdır. Üzerinde yaşadığımız gezegenin geleceği, büyük oyuncuların lider kadrosuna baktığımızda, çoğunluğu makul olmayan bir dizi şahsiyetin eline kalmıştır.

Uluslararası sistemin işleyişinde belirleyici olan, tehdit, kabadayılık ve fiili güç kullanımıdır.

*

Küresel gerilimin bu şekilde tırmanması ve sıcak bir çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıması Türkiye’yi de hayati bir şekilde ilgilendiriyor.

Öncelikle çatışmanın Suriye’de sahada yol açabileceği olumsuzluklardan kaygılanmalıyız. Bugün Suriye’de hepsi elinde silah tutan pek çok ülke ile devlet dışı aktör ve terör grubu var. ABD, Rusya, Esad rejimi, Türkiye, İran ve Fransa ile devlet dışı kategoride muhtelif muhalif gruplar, DEAŞ, El Nusra ve PYD/YPG’yi bu çerçevede sayabiliriz. Tabii Suriye’ye belli aralıklarla askeri açıdan müdahil olan İsrail’i de önemli bir askeri güç olarak bu toplama eklemeliyiz.

Kriz yayıldığı takdirde Suriye sahasında kaotik bir durumun ortaya çıkması işten değildir.

*

Böyle bir kaos senaryosunun kuvveden fiile çıkması halinde, bataklığın yanı başında olması ve ayrıca sahada askeri güç bulundurması açısından Türkiye’nin bu durumdan etkilenmemesi güçtür.

Sorun yalnızca sahada karşılaşabilecek ihtimallerle sınırlı değil. Suriye üzerinden küresel ölçekteki bir çatışma Türkiye’yi siyasi ve diplomatik sonuçları açısından da ciddi bir şekilde zorlayacaktır. Türkiye, Rusya ve İran’la Suriye’nin geleceğini belirlemek üzere bir tür kader birliği içine girmiş olduğu bir noktada, Batı dünyası ile bu iki müttefiki arasında ciddi bir şekilde sıkışacaktır.

Kimyasal gaz kullanımıyla suçlanan Esad rejimi söz konusu olduğunda Rusya ve İran’a değil, çatışmanın diğer tarafı Batı ülkelerine daha yakın durması, Türkiye’nin bir denge noktası bulabilmesinde ciddi bir kırılganlık yaratacaktır.

X