"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Gözler bugün Soçi’de: Fırat’ın doğusundan İdlib’e giden yol

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün Soçi’de Rusya lideri Vladimir Putin ile yapacağı görüşme, Suriye krizinde ABD’nin bu ülkenin kuzeyinden çekilmesiyle birlikte başlayan yeni dönemdeki ilk kritik buluşma.

ABD askerlerinin dün Kamışlı’dan taşlanarak çıkmalarının hemen ertesi gününe denk gelen Soçi buluşması, Suriye’de bütün güç dengelerinin altüst olduğunu, Fırat’ın doğusunda iplerin başka aktörlerin eline geçtiğini gösteriyor.

Türkiye’yi rahatsız eden konuların başında Fırat’ın doğusunda sınır boyunca PKK’nın Suriye’deki temsilcisi YPG ile komşu olması geliyordu. Ankara, geçen haftaya kadar bu sıkıntılı meseleyi YPG’nin hamiliğini üstlenmiş olan ABD ile görüşmekteydi. Ankara, yeni dönemde bu konuyu artık Rusya lideri Putin ve onun üzerinden Suriye’deki Esad rejimi ile müzakere etmek durumundadır. Bugünkü buluşma işte bu müzakere sürecinin başlama vuruşu olacaktır.

Masanın üzerinde duran sorun değişmemiştir. Ancak sorun bu kez farklı farklı muhataplarla görüşülecektir. Bölgede alan hâkimiyeti Esad rejimine geçmekte olduğuna göre, rejim kaçınılmaz olarak doğrudan ya da dolaylı bir şekilde Ankara’nın muhatabı konumuna girmektedir.

*

Bu görüşmelerde öncelikle bir ‘çakışma’ meselesinin ortaya çıkmasını beklemeliyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karkamış’tan itibaren Irak’a kadar uzanan Fırat’ın doğusundaki yaklaşık 440 kilometrelik alanda Türkiye için bir ‘güvenli bölge’ tesis etmeye çalışıyor.

Bu geniş coğrafyanın Türkiye ile ABD’nin geçen haftaki mutabakatlarına konu olan Tel Abyad-Resulayn arasındaki 120 kilometrelik bölümü dışında kalan alanlarında yeni bir durum var. Sınırın bu alanlarına  -Rusya’nın arabuluculuğu çerçevesinde- YPG’nin talebiyle Esad rejimi yeniden dönmektedir. Rejim ordusu, yedi yıl aradan sonra bu coğrafyadaki yerleşim merkezlerinde girerek Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağını çekmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen cuma günü yabancı gazetecilere yaptığı bir açıklamada “... Ayn el Arab (Kobani) ve Kamışlı tarafında güvenli bölgemiz Rusya ve rejim güçlerinin faaliyetleriyle çakışıyordiyerek, buradaki ‘çakışma’ meselesini kabul etmiştir.

*

Peki Erdoğan ne istiyor? Cumhurbaşkanı, Soçi öncesi hedefini “Rusya ile makul ve herkes tarafından kabul edilebilir bir uzlaşmaya varmak” şeklinde duyurmuştur. Hedeflenen uzlaşının konuları arasında Erdoğan’ın ifadesiyle, çakışan (askeri) faaliyetler” ve İdlib’de yaşanan sıkıntılar yer alıyor. Erdoğan’ın, uzlaşı için öne sürdüğü en önemli koşul şu: “Bir tek şartımız, rejimin bulunduğu yerlerde PKK/YPG’nin tamamen temizlenmesidir...”

Cumhurbaşkanı’nın son günlerde “YPG çıkartıldığı takdirde” bazı merkezlere rejim güçlerinin girmesiyle bir meselesi olmayacağını belirttiği açıklamaları da dikkat çekicidir. “Yeter ki terör örgütlerinden buralar temizlensin ve bizim buralarda da kalmak gibi bir derdimiz yine yok” diye konuşuyor Erdoğan. Bu açıklamaların belirgin bir esneklik taşıdığı aşikârdır.

*

Bugünkü buluşmanın en kritik sorusu, Esad rejimin kontrolüne geçen bölgelerden YPG’nin çıkartılması talebi karşısında Putin’in Erdoğan’a nasıl bir yanıt vereceğidir.

Buradaki potansiyel bir sorun, Rusya ve Esad rejiminin şu an YPG ile ciddi bir müzakere süreci içinde olmalarıdır. YPG ile rejimin arasını bulan zaten Rusya’dır. Uzunca bir zamandır Rusya’nın da dahil olduğu görüşmelerde, YPG silahlı unsurlarının rejim ordusuna eklemlenmesi formülü üzerinde durulduğu bir sır değil.

Esad rejimi ile YPG el sıkışır ve Rusya da bu mutabakatı kuvvetli bir şekilde alkışlarsa Ankara bu uzlaşıya nasıl karşılık verir? YPG unsurlarının üniformalarını değiştirerek Suriye Ordusu sancağı altında esas duruşa geçmeleri Ankara açısından nasıl bir durum yaratır?

Bu sorular şimdiden Ankara’nın gündemine girmiştir.

*

 ‘Çakışma’nın yanında bir de ‘çatışma’ meselesi var. Kabul edelim ki, Rusya’nın Suriye’ye ilişkin pozisyonları ile Türkiye’nin pozisyonları arasında bir dizi çatışan nokta bulunuyor.

Rusya, Türkiye’nin güvenlik kaygılarına anlayışla yaklaşmakla birlikte, Esad rejiminin egemenliğini Fırat’ın doğusundaki bütün topraklara yaymasını savunuyor, kuvvetli bir vurguyla. Bu tutumun, Ankara’nın Fırat’ın doğusunda bir ‘güvenli bölge’ kurma tasavvuru ile çatıştığı aşikâr.

*

Bunun gibi bir başka kritik nokta daha var. Türkiye, PKK’nın uzantısı olduğu hususunda tereddüt bulunmayan YPG’nin kendisine dönük yarattığı terör tehdidini masaya getirerek Rusya’dan destek istiyor.

Rusya ve desteklediği Esad rejimi için öncelikli terör tehdidi ise özellikle İdlib’de Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) ve Huras el Din gibi El Kaide türevi ya da doğrudan El Kaide’nin temsilcisi olan örgütlerden kaynaklanıyor. Üstelik bu örgütler, BM Güvenlik Konseyi tarafından resmen terör örgütü olarak ilan edilmiş olup Türkiye tarafından da bu şekilde tanınıyor.

Ancak Türkiye, İdlib’de büyük bir askeri harekâtın tetikleyeceği bir göç dalgasının sınırına yığılmasını önlemek amacıyla rejimin bu yöndeki niyetlerini caydırmaktadır. TSK’nın İdlib’de tesis ettiği 12 askeri gözlem noktası bu caydırıcılığın yaratılmasında önemli bir rol oynuyor.

Bu durumda müzakerelerin seyri içinde Türkiye’nin PKK/YPG konusundaki taleplerinin Rusya tarafından HTŞ meselesi masaya konarak karşılık görmesi muhtemeldir.

Fırat’ın doğusundaki PKK/YPG terör tehdidi dosyasını Rusya ile görüşmeye başlamasının, Türkiye’nin İdlib’deki pozisyonu açısından doğurabileceği tartışmaya hazırlıklı olmak gerekiyor.

X