"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Kavala’nın tutukluluğu

Osman Kavala’nın tek tutuklu sanığı olduğu Gezi davasının ikinci celsesi bugün Silivri’de başlıyor. Dikkatler bir kez daha, dün itibarıyla demir parmaklıklar arkasında 624’üncü gününü geride bırakan Kavala’nın tutukluluğu konusunda çıkacak karara çevriliyor.

Bu vesileyle Anayasa Mahkemesi’nin 22 Mayıs tarihinde ‘oyçokluğu’ ile aldığı ve Kavala’nın tutuklanması tasarrufunda bir ihlal görmeyen kararının yol açtığı tartışmayı da hatırlamak gerekiyor. Başkan Prof. Zühtü Arslan ile başkanvekilleri Prof. Engin Yıldırım ve Hasan Tahsin Gökcan’ın da aralarında bulunduğu beş üyenin muhalefet şerhi düşerek Kavala’nın tutuklanmasına karşı görüş belirtmiş olması, bu konuda mahkeme içindeki bölünmeyi ortaya koymuştu.

*

Kavala’ya yöneltilen temel suçlama, savcılığın “Devleti ve hükümeti ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye yönelik bir ayaklanma” olarak nitelediği Gezi olaylarının “yöneticisi ve organizatörü olduğu” iddiasıdır.

Mahkemenin 10 üyesinin oluşturduğu çoğunluk, bu fiille suçlanan Kavala’nın tutuklanmasını “hukuki ve ölçülü” bulup bir hak ihlali görmediğini belirtirken, başkanın da dahil olduğu beş kişilik grup kendisinin “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği” kanaatini taşımaktadır.

*

Prof. Arslan’ın karşıoy gerekçesinin önemli bir yönü, Gezi olaylarına kategorik bir şekilde bakmaması, Türkiye’nin tümüne yayılan bu eylemlerde barışçıl gösteriler olduğu gibi, şiddet içeren ve bunun sonucu ölüm ve yaralanmalara yol açan olayların da meydana geldiğini belirtmesidir. Başkan, mahkemenin de Gezi ile ilgili bireysel başvuruları bu bakışla değerlendirdiğini, başvurucuların katıldıkları toplantıların barışçıl nitelikli olup olmadığını tespit ettiğini, olaylar şiddete evrilse bile başvurucunun şiddete yönelip yönelmediğine baktığını hatırlatıyor.

Bu noktada bütün mesele Kavala ile şiddet içeren eylemler arasında bir ilişki olup olmadığı sorusunda beliriyor. Mahkemenin çoğunluğu, Kavala’nın “olayların süreç içinde şiddete evrildiğini ve sonuçlarını öngörebilecek konumda olduğu” kabulünden hareket etmiştir. Çoğunluktaki üyeler, bu çerçevede Kavala’nın faaliyetlerinin şiddet olaylarından sorumlu tutulup tutuklanabilmesi için -kuvvetli belirti- olarak kabul edilmesinin “keyfi ve temelsiz olmadığı” görüşündedirler.

Arslan ise burada yapılan tespitin şiddet olayları ile Kavala arasındaki bir bağlantı ortaya koyamadığını düşünüyor: “Başvurucunun Gezi olaylarına katılmış ve bu olayları desteklemiş olmasının tek başına bir suç işlediğinin belirtisi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira barışçıl olmak kaydıyla herkes toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyebilir, düzenlenenlere katılabilir ve bunların yaygınlaşmasını isteyebilir. Burada temel mesele, başvurucunun şiddet içeren eylemlerle ilgisinin somut olgularla gösterilmesidir.

*

Bir diğer kritik başlık, Kavala’nın telefon konuşmalarıyla ilgilidir. Arslan, delil olarak değerlendirilen telefon konuşmalarının “bütünlüğünden ve bağlamından soyutlanarak yorumlandığını” savunuyor. Ona göre, Kavala’nın bazı sözleri bu gösterilere “demokratik muhalefetin baskı unsuru” olarak baktığına işaret ediyor. Keza, Kavala’nın “bir bankadan para çekme eyleminin ekonomiyi sıkıntıya sokabileceği, ekonomik kriz yaratmanın sol demokratik kesimlerin faaliyet alanı olmaması gerektiği” yolundaki sözleri de kendisinin savunmasını destekliyor, Arslan’a göre...

Karşıoy gerekçesindeki renkli bir unsur, Kavala’nın cep telefonunda bulunan ve “Sevr haritası” olarak yorumlanan harita fotoğrafının sonradan arı ırklarının bölgesel kökenlerini gösteren bir harita olduğunun ortaya çıktığına değinilmesidir. Haritanın ‘Ali Nihat Gökyiğit Vakfı’ tarafından yayınlanan ‘Ana Arı Üretimi’ başlıklı eğitim kitabında yer aldığı anlaşılmıştır.

*

Arslan, Kavala’nın kendisine yüklenen suçu işlediğine ilişkin olgusal temellerin ve tutuklanması için gerekli kuvvetli belirtinin soruşturma makamlarınca gösterilemediğini vurguluyor. Ayrıca, mahkeme çoğunluğun “tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu” yolundaki değerlendirmesine de katılmıyor. Arslan’a göre, ölçülülük söz konusu olduğunda, bunun bir unsuru olan ‘gereklilik’ kriteri açısından da değerlendirme yapmak gerekir.

Anayasa Mahkemesi Başkanı, bu noktada Kavala hakkındaki soruşturmanın 2013 yılında açıldığını, iddianamedeki delillerin kahir ekseriyetinin yine 2013’te Gezi olayları sırasında Kavala’nın yaptığı  telefon konuşmalarına dayandırıldığına dikkat çekiyor. Arslan, ardından bu deliller çerçevesinde 2013 yılında tutuklamaya gidilmezken aynı deliller üzerinden neden dört yıl sonra tutuklama kararı alındığını sorguluyor:

Soruşturma makamları kayda değer yeni bir delil ortaya koymadan başvurucunun aradan dört yılı aşkın bir süre geçtikten sonra tutuklanmasının neden gerekli olduğunu gösterebilmiş değillerdir.

Prof. Arslan’ın bu görüşleri toplanma hakkı, tutuklama kriterleri gibi güncel birçok hukuki tartışmaya özgürlükçü bir bakış getirmesi açısından da önem taşıyor.

X