"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

2018’de Türk dış politikası (1) - Türkiye’nin yeni stratejik ortağı Rusya, ancak...

Rusya lideri Vladimir Putin, bu ayın ilk gününde Buenos Aires’teki G-20 zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerinin girişinde ikinci doğalgaz boru hattı projesine de atıf yaparak şöyle dedi:

“Türkiye bağımsız bir dış politika izlediğini ve bizim güvenilir bir ortağımız olduğunu bir kez daha göstermiştir.”

Bu ifade, Rusya liderinin Türkiye’yi Batı sistemi içinde olmakla birlikte, kendi bağımsız dış politikasını izleyen bir ülke olarak algıladığına işaret ediyor.

Geride bırakmaya hazırlandığımız 2018 yılında Türkiye’nin dış politikasına damgasını vuran en belirgin yönelişin, Putin’in bu sözlerine de yansıdığı üzere, Türkiye ile Rusya arasında ortaya çıkan ‘yakınlaşma süreci’ olduğunu söyleyebiliriz.

İki ülke arasında Karadeniz üzerinden ikinci bir doğalgaz boru hattının geçen kasım ayında Türk kıyılarına ulaşmış olması 2018’de ekonomik işbirliği alanındaki gelişmenin en ileri noktasıydı.

Ancak, Ankara ile Moskova arasında son dönemde asıl yakınlaştırıcı etkiyi siyasi ilişkiler ve özellikle sahada Suriye üzerinde girilen işbirliği sağlıyor. Bu işbirliğinin ana eksenini de 2017 yılında Türkiye, Rusya ve İran’ın, Suriye üzerinde işbirliği yapmak üzere başlattıkları ‘Astana mutabakatı’ oluşturuyor.

Bu üçlü mekanizma, Suriye’de 2018 yılındaki gelişmelerin şekillenmesinde uluslararası alanda BM’nin gözetimindeki sürecin de önüne geçmiştir.

Erdoğan ile Putin arasında Eylül ayında İdlib konusunda varılan mutabakat, uygulanmasında karşılaşılan bütün güçlüklere rağmen, Esad rejimini İdlib’e girmekten alıkoyduğu ve bu yönüyle bir insani felaketi önlediği için uluslararası kamuoyunda övgü toplamaya devam etmektedir.

Türkiye ile Rusya’yı yakınlaşmaya iten bir başka kritik faktör, ABD’nin Fırat’ın doğusunda PKK uzantısı YPG/PYD ile girdiği askeri işbirliği ile yakından ilişkilidir. İki ülke, 2018’de ABD’nin burada bağımsız bir Kürt devleti arayışına yöneldiği yolunda ortak bir tehdit değerlendirmesinde buluşmuştur. ABD’nin niyetlerine dönük bu tehdit okuması, Türkiye ve Rusya’yı İran’ı da yanlarına alarak, Suriye’de tam bir dayanışmaya itmiştir. ABD’nin Suriye’den askerlerini çekme kararı ile bu faktörün şimdilik geri plana düşeceği anlaşılıyor.

Putin’in Türkiye’ye  yaklaşmasında Kremlin açısından önemli bir stratejik mülahazanın da rol oynadığına dikkat çekmeliyiz. Bu yakınlaşma Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin krizden krize savrulduğu, AB ile ilişkilerinin iyice belirsizleştiği bir döneme denk geliyor. Rusya, NATO üyesi olan Türkiye ile güvene dayalı bir işbirliğini güçlendirirken, Batı savunma sistemi içinde bir kırılmanın yaşanmasını kendi zaviyesinden kolaylaştırdığını da muhtemelen hesaplamaktadır. Türkiye’nin stratejik kimliğinde Batı yörüngesinin tartışılan bir hale gelmesi Kremlin’in çıkarları bakımından lehine göreceği bir durumdur kuşkusuz.

Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alma kararıyla, ilişkilerde bir eşik atlandığını söyleyebiliriz. Erdoğan, bu kararıyla Kremlin’e ‘gerektiğinde Rusya nedeniyle Batı ile çatışmayı göze alabileceği’ gibi kuvvetli bir mesaj vermiştir. Putin’in “Türkiye bağımsız dış politika izliyor” söyleminin gerisinde, S-400 kararının bıraktığı izleri de görebiliriz.

Bütün bunları yan yana getirdiğimizde, en azından geride kalan yıl itibarıyla Türkiye’nin ‘stratejik ortağı’nın ABD değil Rusya olduğunu söylemek objektif bir saptama olacaktır. Bu ortaklığın 2019’da da devam edip etmeyeceğini Suriye’deki gelişmelerin seyri, özellikle de Putin’in Türkiye ile Esad rejimi karşısında kurduğu dengeyi koruyup korumayacağı belirleyecektir.

Denge faslında projektörler Ankara’ya doğru da çevrilecektir. Unutmayalım ki, Erdoğan, Rusya ile yakınlaşırken, bu politikanın altyazısında Batı’ya kartlarının zayıf olmadığını da hissettirmekteydi. ABD ile ilişkilerin yılın sonunda sürpriz bir şekilde düzelmeye başlamasını, Rusya nezdinde nasıl dengeleyeceği de Erdoğan açısından önemli bir sınav olarak beliriyor.

Özetle, Putin ile Erdoğan arasında 2018’de iyice pekişen yakın diyaloğa dayalı çalışma ilişkisi, bütün bu açılardan yeni yılda ciddi sınamalarla karşı karşıyadır.

Son olarak Rusya ile ilgili dikkat edilmesi gereken iki temel noktanın altını çizmeliyiz. Birincisi, kuzey komşumuz ile işbirliğinin her alanda güçlenmesi Türkiye’nin çıkarınadır ve desteklenmelidir. Ancak, bu ilişki idare edilirken buradaki ayar, Türkiye’nin Rusya karşısında elinin zayıflayacağı bir çizgiye kaymamalıdır.

İkincisi dünyadaki yerimizle ilgilidir. On yıllar boyunca Türkiye’nin Batı’ya dönük doğrultusu yalnızca güvenlik ihtiyaçları, ekonomik çıkarlar değil, aynı zamanda demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi değerleri hedefleyen bir tercihin de ifadesi olmuştur. Bu yönüyle Rusya ile yakınlaşmanın, reel politik ve ekonomik alandaki bütün getirilerine rağmen bu perspektifi desteklemeyeceğini gözden uzak tutmayalım.

X