"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

15 Temmuz tartışması 4: Darbe ihbarında son fırsat nasıl kaçtı?

TÜRK kamuoyunu aylardır meşgul eden ve muhtemelen meşgul etmeye devam edecek olan konu, 15 Temmuz 2016 günü öğle saatlerinde MİT’e yapılan ihbarın gerektiği şekilde değerlendirilip değerlendirilmediği sorusudur.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Binbaşı O.K.’nın yaptığı “Kara Havacılık Komutanlığı’ndan kalkacak helikopterlerle MİT Müsteşarı’nın kaçırılacağı” ihbarı karşısında önce verilen bilginin teyidini alma yoluna gitmiştir.

Bunun anlaşılabilir bir nedeni var: Geçmişte MİT’e pek çok darbe ihbarının yapılması ve bunların her seferinde asılsız çıkması... Dolayısıyla gelen bir ihbarın hemen üstüne atlayıp, teyit alınmadan ortalığın ayaklandırılması ve ardından istihbaratın “fos çıkmasıihtimali, bu aktörler açısından bir fiyasko riski de taşıyor.

Ancak bu hareket tarzının bir de karşı riski var: İhbarın doğru olması ve teyidi alamadığınız takdirde ya da teyit almaya çalıştığınız sırada darbenin gerçekleşmesi...

*

Kabul edelim ki, 15 Temmuz 2016 günü Türkiye’nin yaşadığı hadisede MİT’e gelen istihbaratın teyidinin alınması için uygulanan hareket tarzı başarısız olmuştur.

Teyit için başvurulan yöntem, Genelkurmay Başkanı’nın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak’ı Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar ile birlikte Güvercinlik’teki Kara Havacılık Okulu Komutanlığı’na göndermesidir. Çolak’a verilen görev, şüphe duyulan bir faaliyeti ortaya çıkarmasıdır.

Daha önce de vurguladığımız gibi, burada Akar’ın tutumunda dikkat çekici olan, Çolak’tan Güvercinlik’e giderken niyetini “maskelemesini” istemiş olmasıdır. Çolak, üs komutanını arayıp, bir yolculuğa çıkacağını belirterek uçak hazırlanmasını istemiştir.

Çolak, üsse saat 18.36’da ayak bastıktan sonra saat 19.12’de Akar’ı telefonla arayıp “Durum sakin” şeklindeki ilk raporunu vermiş, ardından hangarlar bölgesine geçmiş, yaklaşık bir saat burada -yine gerçek niyetini saklayarak- bulunduktan sonra saat 20.15 sularında Akar’ı ikinci kez arayıp “Olağanüstü durum yok” şeklinde bilgi vermiştir. Akar, bu kez Çolaka “Pilotlarla görüş, çay iç, sohbet ederek ağızlarından laf almayı dene” emrini vermiştir. Bunu 1. Kara Havacılık Komutanlığı’ndaki kameriyede üs personeliyle yapılan çay sohbeti izlemiştir. Kamera kayıtlarına göre Çolak, bu sohbetin ardından saat 21.08’de kışladan çıkmıştır.

*

Çolak’ın saat 20.15 sularındaki ikinci bilgilendirmesi kritiktir. Çünkü MİT Müsteşarı Fidan da o sırada Genelkurmay’da Akar’ın yanında oturmakta, onunla birlikte Çolaktan gelecek haberi beklemektedir. MİT’in geçen hafta TBMM’ye gönderdiği yanıtlarda şu bilgi yer alıyor:

“Sn. Müsteşar Genelkurmay Başkanı’nın makamında Sn. Kara Kuvvetleri Komutanı’ndan haber gelmesini beklemeye devam etmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanı’ndan saldırı ihbarının teyidine yönelik herhangi bir haber gelmemesi üzerine Sn. Müsteşar, saat 20.30’da MİT Karargâhı’nda Suriye Ulusal Koalisyonu eski Başkanı Muaz Hatip ile olan randevusu nedeniyle, saat 20.20’de Genelkurmay Karargâhı’ndan ayrılmıştır.”

Belli ki, Akar ve Fidan, Çolak’ın ikinci bilgilendirmesini yeterli bir teyit olarak görmüşler, Fidan da bunun üzerine MİT merkezine dönmüştür.

*

Buradaki paradoks, Orgeneral Çolakın denetleme sırasında konuştuğu askerlerin çoğunun o gece yarısından sonra saat 03.00’te darbe yapmaya katılacağını taahhüt etmiş Gülen cemaatine mensup darbeci subaylar olmasıdır.

Yaşanan “durum ironisi” şudur. Komutanın, -kendi amacını saklayarak- ne yapmak istediklerini tespit etmeye çalıştığı kişiler, bütün yaşamlarını takiye yaparak, yani niyet saklama ve kandırma öğretisini uygulayarak geçirmiş kişilerdir.

Bu çerçevede yanıt verilmesi gereken soru şudur: Güvercinlik’teki denetleme misyonu daha farklı icra edilemez miydi?

Bu soruya yanıt ararken şu noktaların da altını çizelim. Kara Havacılık Komutanlığı iddianamesinde atıf yapılan güvenlik kamerası kayıtlarına göre, Çolakın hangar bölgesini teftiş ettiği sırada üçü Cobra, biri Atak olmak üzere dört taarruz helikopterinin (gece darbe operasyonu için) pistte açıkta park etmiş şekilde durmaktadır. Buna karşılık Orgeneral Çolak, 18 Temmuz 2016 tarihli ilk savcılık ifadesinde, “Bu denetim esnasında helikopterlerin hangarların içerisinde olduğunu ve tesis alanının iniş kalkış alanlarının sakin olduğunu, olağanüstü bir durum olmadığını gördük” demektedir. Burada bir çelişki olduğu açık.

Denetim sırasında fark edilmeyen bir başka durum, yine aynı iddianamede ortaya çıkmıştır. Üsteki taarruz helikopterlerinin içine cephane kutuları daha gündüzden yerleştirilmiştir. Bu arada iki Sikorsky helikoptere havadan aşağı personel sarkıtma aparatı bile konmuştur.

Sonuçta çıplak gerçek şudur: Bu teftişte darbecilerin Güvercinlik üssünde teftiş öncesindeki son 48 saat içinde yapmış oldukları yoğun darbe hazırlığı tespit edilememiştir.

Oysa bu denetleme, darbe hazırlığının fark edilebilmesi ve ihbarın teyidinin alınabilmesi açısından son şanstı.

Konuyu burada kapatmıyoruz...

X