"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

İdeolojideki insana ve hedeflerinize koşmayı sürdürün.

Günaydın hepinize yepyeni bir günden ve haftanın son gününden…

İdeoloji nedir diye sorarak başlasam güne sıkıcı mı olur?

Neyse ben direk bendeki bilgiyi söyleyeyim: Dünyayı anlayıp değerlendirirken ve davranışlarımızda göz önünde bulundurduğumuz fikir ve inançların bütününe denebilir. Bütün ideolojiler var olan bir dünya görüşünü ileri sürer, istenilen bir gelecek ve iyi bir toplum için model sağlamaya yardımcı olur.

 

Dün Almanya- Frankfurt’a yakın bir dostumu ziyarete geldim. Bugünkü yazıyı da size buradan yazıyorum. Gerçekten inanılmaz bir doğası ve sakinliği var. Bir yazar olarak yazarak anlatamayacağım kadar hissedilmesi gerekli olduğunu söyleyebilirim. Benim ilgimi çeken kuralları, sakinliği ve her şeye rağmen yediğim, içtiğim paketli ürünlerin kalitesiydi. Buna gerçekten şaşkınım. Tek fark ettiğim ülkemizde neden uzmanların asla paketli gıda tüketmemelisiniz dediği noktayı tam anladığım bir gezi oldu. Mesela siyah üzüm çekirdeğinden soda yapmışlar ve bunun içeriğini okuyunca şaşırdım. Yani kısaca bunlar küçük detaylar ama bizim ülkemizi yorucu noktaya getiren şeyler diyebiliriz. Bunları yiyince içince mi acaba garip davranışlar sergiliyoruz. Bunları düşündüm. Burada tüm insanlar sakin ve kendi halinde. Büyük bir ormana giriyorum adam bisikletiyle bira içiyor. Çekindim, tedirgin oldum. Malum neler duyuyoruz. Dedim ki arkadaşıma aman ya dönelim. Yok, dedi onlar içse de en çok kendileri bir köşe de uyurlar. Tam o sırada karşıdan 2 tane polis geldi. Ormanı geziyor ve denetliyorlarmış. Ben hem tedirgin hem güven duygusu hissederek yürüdüm.

 

Elbet bu ülkenin de kendine göre doğru olmayan veya yanlış düzenleri vardır ama ben fark ettiklerimle kendi ülkemdeki bazı nedenleri düşündüm. Arkadaşımın çocuklarındaki okul düzenini ve disiplinini görünce şaşırdım. Yani devlet büyükleri yurt dışına çıkma imkanları olan insanlar, buralara gelince bunları fark edip kendi ülkemize taşımayı ya da Türkiye de gerçekleştirmeyi hiç düşünmüyorlar mı?

 

Ülke olarak parayla, cinsel taciz ve kadın cinayetleri ile kafayı yemiş durumdayız. Bunları önlemekten başka düşüncemiz yok ve daha kötü bunu bile önlemeyi beceremiyoruz. Bunu başarsak zaten daha iyi üretip daha yeni şeylere geçiş yapacağız. Sürekli kendimizle kavga halindeyiz. Gerçekten şimdi, şimdi taşlar yerine oturuyor.

 

Türkiye Akrep burcu yükseleni yengeç ve ay burcu ikizler olan bir ülke. Sürekli kaos ve mutsuzluk üzerine kurulmuşuz. “Ya benimsin ya kara toprağın” kafasında saçma tutkularla ilerliyor. Kendimizi sürekli mutsuz ediyoruz ve değişime kapalıyız. Kendimizi içten içe yok ediyoruz. Bir gün en büyük korkum bir akrep gibi kendi kendimizi sokarak bitirme noktasına gelmemizdir.

 

Bir akreple yaşamak her zaman zordur ama güzel yanları da vardır. Güzel yanlarını kullanarak bu ülkenin bir ucundan tutmamız gerekmektedir. Lütfen herkes üzerine düşeni yapsın. Çok güzel ve tutkulu bir ülkeye sahip olmanın bedelini bu kadar ağır ödememeliyiz.

 

Bugün gökyüzünde neler oluyor?

 

Haftanın son günü bu hafta hayatınızda gelişen iniş-çıkışlar ve bazı kararsızlıkların son hesaplaşmasını bugün yaşayabilirsiniz. Ama naçizane önerim bugün çok hesap noktasına gitmeden biraz daha kendinizle bazı konuları değerlendirmenizdir. Bugün içinizde bir özlem büyüyebilir. Birden burnunuzun ucu cız edebilir. Özlenen aranacak biriyse aramayı ihmal etmeyin. Yok arayamam derseniz o zaman o özlemle siz kendi yöntemlerinizle başa çıkmayı deneyin. Lütfen kendi içinizde bazı şeyleri çözme becerinizi geliştirin. Bakın şu dediğimi önemseyin: Ruhsal bu çöküşümüzün nedeni kendi içimizde bedenimize ve yediklerimize dikkat etmememizden kaynaklı. Bu git gide bizi çürüten bir unsur. Lütfen kendinizi önemseyin ve değerli davranın. Zaman zaman bazı şeyleri çözemeyebiliriz ama yönetmek durumundayızdır. Bugün bunu başaracağınızdan çok eminim.

 

Gelelim günün hikayesine;

 

1900’lü yıllarda ülkelerin birinde yıllar boyu uğraşarak çok güzel ve kaliteli bir otomobil üretiyorsunuz. Kaliteden taviz vermeden, seri üretimi gerçekleştiriyorsunuz. Otomobilinizin ünü neredeyse dünyaya yayılıyor. Müthiş satışlar gerçekleşiyor. Bayilerinizin siparişlerini yetiştirmekte zorlanıyorsunuz. Kendi adınızı taşıyan otomobille gurur duyuyorsunuz. Bu da sizin en tabii hakkınız;

 

Arabayı A’dan Z’ye düşünüp tasarlayan, üreten sizsiniz çünkü. Bir gün aldığınız beklenmedik bir haber sizi hayrete düşürüyor; komşu ülkelerden hem de kültürü size çok yakın olan birindeki bayiniz arabanızı satmaktan vazgeçtiğini bildiriyor. En büyük satışlarınızı gerçekleştiren bayiniz bu ve görünürde hiçbir problem de yok. İşte bu en başarılı bayinizin kararını değiştirmek için harcadığınız gayretler hiçbir sonuç vermiyor, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Atlıyorsunuz trene, o bayinin ayağına kadar gidiyorsunuz. Herkes gururunuzu ayaklar altına aldığınız bu davranışı pek de hoş karşılamıyor. Bayinizle uzun süren müzakerelerden de bir netice çıkmıyor.

Son bir cümle olarak kendisine;

 

- “Bay filan, siz bizim gerçekten saygı duyduğumuz bir müşterimizsiniz. Sizi kaybetmemek için ne isterseniz yapmaya hazırım” diyorsunuz.

Bayinizin isteği şu;

 

- “Arabanıza biricik kızım ....’in ismini verirseniz bayiliğinize devam ederim” diyor.

 

İşte bu; hepimizin bildiği Mercedes otomobillerinin hikâyesidir.

Almanya’nın sembollerinden sayılan otomobilin üreticisi Bay Gottlieb Daimler,

'Daimler Benz' markasıyla ünlenen otomobilin ismini Avusturyalı müşterisinin küçük kızı 'Mercedes'in ismiyle değiştiriyor. Sonrası malûm.

 

Dünyanın bir numaralı araba markası “Mercedes”

 

Dememiz o ki; marka olmak için bazen kimseyi duymamak lazım. Sonrası malum..

 

Mutlu günler dilerim.

X