"Aygül Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aygül Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aygül Aydın

Hayat kendini tamamlamak ve üzülmek için çok kısa…

Günaydın hepinize sevgili dostlarım.

Öyle gereksiz ve öyle sorunlu telaşlarla bu dünya üzerinde zaman kaybediyoruz ki…

Buna çok üzülüyorum. Herkesin derdi kendine büyük, başkasına küçük.

Bir okuyucum mail atıyor; sevgilisi istediği pahalı çantayı gelin bohçasına koymadığı için onu terk etmeyi düşündüğünü yazarken, bir yandan Neslihan Cantay’ın kanserle acılar içinde hayatı sevmesini izliyorum.

 

Bu tablonun neresinden tutsam, tutamıyorum.

Şu an en üst derdiniz nedir?

Sağlık derdi yanında hiçbir derdi ciddi alamıyorum.

Hayatta her şeye çözüm olduğunu düşünüyorum ama sağlığa hiçbir şeyin yeterli olmadığını görüyorum. Aslında bakıldığında bu dünya dertleri de gelip geçici…

Yanınıza kar kalan sadece iyi insan olmanız ve yaşama kattığınız değerler.

 

Neslihan’ın bu dünyaya gelme misyonu hayatın nasıl sevilebileceğini göstermesi üzerineydi. Hayat nasıl sevilir. Yaşamdan nasıl zevk alınır? Hayata nasıl katkı sağlanır. İnsan acılar içinde kıvranırken son haline kadar yaşama nasıl bağlı kalır.

 

Sizi aramayan sevgiliniz, ya da başka biri için terk eden kadın veya erkek, işten kovan patron, ya da iflas eden şirket ne önemi var bu gezegende. Bunları yazma sebebim sizlerin dertlerinizi hor görmek adına değil ya da içinizden “ne yani ne yapalım yaşamayalım mı” diye düşünmeniz için değil.

 

Ben bu satırları yazdıktan sonra biraz tıkandım. Ara verdim ne yazayım ve nasıl devam edeyim bilemedim. Dedemin mektuplarına girdim. Şöyle içinde kaybolayım da kendime geleyim dedim. İçlerinde arkadaşlarına yazdığı mektuplardan ilk okuduğumu mesaj kabul edip yayınlayacağım dedim. Biraz çocukça olduğunu biliyorum ama insan en çok ruhu sıkıştığında çocuk olmak istiyor.O zaman sıradaki mektup bugün size gelsin…

 

MEKTUP ADI: İSMAİL'İM.                                                              Ethem Aydın, 2Kasım1987


         Bitmesi zorlaşmış bir işin içinde, anlamadığımız bir durumun açılmasını beklediğimizde, bir çıkmazın veya açmazın buğusu ile çabalarken, birileriyle konuşmak istercesine kâğıda kaleme sarılırız. Aslında bir dosta mektup döktürmüyoruzdur, düşünüyor alternatif arıyoruzdur. Çünkü yaşamda her sorunun yanıtı kendi içinde saklıdır. Bir başkası bize hiçbir şeyi dikte ettiremez, rahatsızlığımıza çözüm getiremez, hayat haritasını masaya yaydığımızda, öz yaşamımız için o kadar değişik yönler vardır ki, iyi bir kurmay ancak içinden çıkar ve kendine uygun yolu seçebilir.

 

Kurmay, kendi doğrusuna ulaşmak için kılı kırk yaran adamdır. Kılı kırk yaran adamsa, çok ama çok yavaş yol alan adamdır, şimdi biz ne yapalım? Çağdaş eğitimin büyük yanılgısı ve çıkmazı, bu tümcenin yanıtında yatar. Hızlı yürüyelim, hızlı çalışalım, hızlı okuyalım, hepsi çok iyi de bellek denen, akıl denen, düşünce denen bir gerçeği nasıl devreye sokacağız? Nasıl öz beni yakalayacağız?

Örneğin ben, çocukluğumdan beri bir tümceyi anlayabilmek için en az on defa okumam, belki daha fazla zaman vermem gerekiyor. Roman hariç, günde yirmi beş sayfanın üzerinde okuyamam, bir kitabı özümleyebilmek için günlerce uğraşırım, sonra okuduklarım üzerinde günlerce düşünürüm, örneklemelere giderim ve belki öğrenirim ama kafama yerleşen durumlar artık hepten benim olmuş, yeni düşünceler için çıkış kaynağım olmuşlardır.

 

İnsan doğasına uyan, ona paralel olan da benim yaptığımdır. Modern eğitim de bu oluşumu tam tersinden uygular ve bu düşünceyi dışlar. Doğruyu bulan beri gelsin.

Bugüne kadar mektuplarında seni iyi bir artist olarak gördüm. Yazdıklarında verdiğin mesajlar ise başkaldırıya özlemlerle dolu. Zira özlem eylem değildir.
Ha.... Bir şeyi yanlış anlamayalım, asi bir öğrenci, asi bir evlat, asi bir vatandaş ol demiyorum. Candan inanıp karara vardığın fikirler üret, ideolojilerden dem vur, yaz çiz yap, dahası düşler kur.

Sen artık çocuk sayılmazsın, zaman edim zamanıdır. Öneriler dinleme zamanı değil. Dünya yalanlarla dolanlarla ayaktadır, yeter ki yalan akla yatkın olsun. Ben aslında kıtıpiyos bir resim öğretmeni emeklisiyim, ama İsmail'e şu mektubu yazarken, ilerde okuyanın sevebileceği tümceler bulmaya, yazmaya çaba veriyorum. Bunları bir gün "dost mektupları ve yanıtlar" olarak bir kitapta toplayabilirim. Fena da olmaz. Öperim, anaya, babaya selamlar.”

 

 

Dememiz o ki; Ethem ağa (Öğrencileri böyle dermiş) yine yapmış yapacağını. İsmail Bey’i tanımayız, bilmeyiz ama yazdıklarından yine çok şey öğrendiğimizi söyleyebilirim canım dedem.

 

Demiş ya “ilerde okuyanın sevebileceği tümceler bulmaya, yazmaya çaba veriyorum” o dediğin “ileride” olduğumuzu bilsen…

 

Birde çok istediğin o kitabı çıkartamadan gitmiş olsan da bu dünyadan, 33 yıl önce yazdığın yazının bugün sen hayatta olmasan bile okuyucusu bol bir köşede milyonlarca kişiye ulaştığını bi bilsen…

 

Sen olmasan da bu dünyada 30 yıl önce yazdıklarının ve düşlerinin gerçek olduğunu görsen…

Hayat ne tuhaf dedeciğim, insan ne dilediğine ve neyi ne kadar istediğine öyle dikkat etmeli ki. Bak yıllar, yıllar önce okuyucunun sevebileceği tümceler bulmak istiyorum demen ve ileride bir kitapta toplayabilirim demen…

 

Bu hayatta doğru insan olduğunda, doğru şeyler yaptığında eninde sonunda bumerang gibi gelip seni buluyor. Bir yazını şöyle sonlandırmışsın “Sevgili Gazanfer, dostum…Seninle kendimi tamamlıyorum, Gözlerinden öperim…”

Bende seninle tamamlıyorum…

 

Mutlu günler dilerim…

 

 

 

X