"Savaş Özbey" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Savaş Özbey" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Savaş Özbey

Sadece Türkiye’de olur

Sunucu İpek Tanrıyar, Murat Evler ile evlenmeden önce gelin hamamı ve kına yaptı. Bu iki “kadın kısmı aktivitesi”ne bir erkeğin “eteği” damga vurdu. Damadın!

Kına gecesinde eşi padişah gibi, kendisi de sultan gibi giyinmişti. Tanrıyar eğilip eşi Evler’in kaftanının eteğini öptü.
Sosyal medyadan tepki gelince de “Eşimin eteğini de öperim ayağını da öperim, bundan kime ne” diye çıkıştı.
Bence haklı.
Birlikteliklerini evliliğe götüren iki yetişkin insan arasındaki muhabbet, onların özel hayatıdır, sadece o iki insanı ilgilendirir.
Dışarıdan konuşmak, hariçten gazel okumak gibi.
Tek bir şartla: Eğer bunu paylaşmıyorsan.
Çünkü sosyal medyada paylaşınca, o kare, artık özel olmaktan çıkıyor, beğeniye olduğu gibi eleştiriye de açık hale geliyor.
Birine yaparken, öbürüne de gel gel yapıyorsun.
Ama benim asıl aklıma takılan, şu kaftan-sultan meselesi.
Hani Batılıların hepsi önceki hayatında ya Rus prensesi ya da Kleopatra falandır ya...
Bizimkilerin fantezilerinde de herkes padişah-sultan.
Kimse kapıkulu sipahilerinin, yeniçerilerin yüzüne bakmıyor.

Funda Esenç için kamu hizmeti önerilerim...

◊ “Temas yok! Ben Çingeneler’le temas etmiyorum” diyor ya... Roman mahallesinde temizlik görevi verilsin. Bakalım çöp-kağıt toplarken yaptığı ırkçılığı anlayacak mı?
◊ “Al bunu, al, topla topla” diyen komiser edasıyla, “Çekin bunu, çekin çekin” diyor ya... Romanlar bir de telefona çekse, Tiktok’ta göbecik eşliğinde yayınlasa o halini.
◊ “Bilmem nereni büyüteceğine, aklını çalıştır” diyor. Sonra özür dilemek için açtığı telefonda, yer görevlisi hanıma, asistanlık teklif ettiği, kadının da telefonu suratına kapattığı iddia ediliyor. Eğer doğruysa aslında en iyi fikri kendi vermiş: O görevli kadının yanında bir hafta asistanlık yapsa...
Böylece 30 kiloluk bavullarla güreşirken...
Belki aklı basar hizmetlilere kötü muamelenin ne demek olduğunu.

Aşırı yoğunluktan ayrılmak...

Ünlü insanların ayrılmaları bile koca bir PR ekibinin toplantılarca tasarladığı bir işe dönüşüyor.
Kamuoyuna nasıl bir açıklama yapılacak?
Öyle bir açıklama olmalı ki bu ayrılıktan ikisinin de imajı zarar görmemeli...
Hatta n’apsak da bu durumu pozitif bir şey olarak sunsak?
O zaman da ortaya çok plastik bir PR dili çıkıyor: Serenay Sarıkaya ile Kerem Bürsin ayrıldı. Ayrıldılar ama merak etmeyin, her ikisi de çok yoğun olduğu için...
Onları zaten seviyoruz, kulağa hoş gelen bir mazeret bulmanıza, bu dile hiç gerek yok aslında.
Ayrıldılar, üzüldük.
Birbirine yakıştırdığınız her çiftin ayrılışına üzüldüğümüz gibi/kadar... Onların hayatı.
Nokta.

X