"Savaş Özbey" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Savaş Özbey" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Savaş Özbey

Kebabın müziği klasik rock olmalı

Michelin yıldızlı İtalo-Amerikan şef Dante Bocuzzi, 10 gündür çarşı-pazar İstanbul’u geziyor, kebabı Avrupalı’nın damak tadına daha uygun hale getirmek için, tezgâhlarda bulduklarından/keşfettiklerinden gece-gündüz denemeler yapıyor. Bu denemeler, Köşebaşı’nın Londra’da açacağı yeni şubesinin mönüsünü oluşturacak.



Kebabın müziği klasik rock olmalı

Dante’yle ocakbaşına oturmuş, kebaplarımızı kızartıyoruz. Belli ki yaz sıcağında ocakbaşının harareti başıma vurmuş, ne dediğimin farkında değilim...
“Dante, Dante” diyorum, “Elinden gitarı düşürmeyen adamsın, iki de albümün var... Kendi pizzacında, akustik blues’dan başka bir şey çalmıyorsun. Söyle bakalım sence kebabın müziği ne olurdu?”
Sıcaktan o da pelte
Ortam, sadece bana sıcak değil tabii. Onun da kaç gündür ocakbaşı ateşinden sinirleri laçka, hücreleri pelte...
“Kesinlikle klasik rock” diye cevap veriyor; “Tıpkı kebap gibi. Kendi geleneği olan... Ama küçük sürprizlere de açık, üzerinde oynamaya müsait. Ben de temel şeyleri değiştirmeden kendi yorumumu denedim. Mesela trüf sosuyla, enginar sosuyla yaptım urfayı.”
“İyi halt ettin” diye geçiriyorum içinden. “Üstüne basmışsın trüf sosunu; kebap zaten yağlı, olmuş iki misli ağır...”
Benim için hava hoş, kahvaltıda bile kebap yerim. Ama burada buluşma sebebimiz, kebabı nasıl hafifletip, Avrupalı’ya öğle arasında fenalık geçirmeden yedirtebileceğimizi konuşmak değil mi?
Yarından da mı yakın?
Yukarıda Allah var, her Ortadoğulu gibi içim dışım bir... O yüzden bu düşüncelerimi İngilizce’ye şöyle çeviriyorum: “Sence kebap bir gün Batı’da ‘sokak dönercisi’ algısını kırıp fine-dining muamelesi görebilir mi? Pidenin pizzaya, mantının ravyoliye, iskender sosunun boloneze duman attıracağı günler, belki yarından da mı yakın?” Dante kendinden çok emin. “Zaten hemen hemen aynı şeyler” diyor, “Yeni biçimler vererek, farklı tatlar yaratmaya çok müsaitler...”
Münafıklığa devam!
Kebabın, yeni soslar, farklı kesimler ve doğru sunumla, başka bir muamele göreceğini ve Batılıların kafasında sınıf atlayacağını düşünüyor.
Düşünmekle de kalmıyor; yenilikçiliğe, reformistliğe, efendime söyleyeyim türlü zındıklığa, münafıklığa devam ediyor:
“Yanına koyduğunuz o ızgara biberler, domatesler var ya... Onun yerine, kebabın üstüne çıtır bir şeyler koymak da önemli. Çıtır zeytin, çıtır sarımsak, çıtır enginar... Bu daha havalı görünmesini sağlar.”
“Tabii tabii” diye lafa karışıyor içimdeki Ortadoğulu: “Üzerlerine zeytinezmesi sürüp servis ettin ya, sırat köprüsünde paçalarından aşağı çeki-çekiverecek o cânım pirzolalar...”
Adamcağız ağzıyla kuş tutsa nafile. Çünkü karşısındaki, dışarıdan 2015 kasa ama içeriden tam bir mutfak mürtecisi.
Ümmeti
kebabin uyan;
iskenderi bırak, urfa, adana
elden gidiyor!

Ye-iç-uç


BİR YENİLİK

Köşebaşı’nın Basın Ekspres şubesinin yeni uygulamasını biliyor musunuz? Havaalanına yürüsen 15 dakika mesafede olduğu için ye-iç-uç uygulaması... N’olur n’olmaz diye havaalanına erken gitmek yerine arabanızı park ediyorsunuz, kuruluyorsunuz ‘kendin pişir-kendin ye’nin başına... Etinizi, köftenizi ısmarlıyorsunuz, fındıkkabuğu ızgarada kendiniz kıvamlıyorsunuz... Arabanınızı oraya bırakabildiğiniz için demlenmek de serbest. Sonra uçağa en az zaman kala sizi havaalanına bırakıyorlar. Dönüşte telefon açıyorsunuz, gelip sizi alıyorlar, ister bir tur daha ızgara dön, ister bin arabana evine... Havaalanına vereceğiniz otopark parasıyla yiyip içmece....


De Niro tanıdığım en sessiz adam

Uzun süre Robert de Niro’nun özel aşçılığı yaptın. Nereye gitse yanındaydın. Perdede biliyoruz, sofrada nasıldır?
-Dünyada tanıdığım en sessiz insan. Mutfakta birlikte çok zaman geçirmişliğimiz var...
Yemek yapar mı ki?
-Hayır onu kastetmiyorum. Gelir mutfakta çalışır, senaryo okur ya da başka bir şey... Saatlerce! Ama asla konuşmaz. Tek kelime etmez. Sadece bakar. Ve o baktığında siz onun ne istediğini anlarsınız.
Etçi mi? Otçu mu? Uncu mu? Ne sever?
-Sadece İtalyan yemekleri. Ama ona hiç kebap yapmadım. Yapsam belki severdi.
Eric Clapton, Giorgio Armani de lezzetinin müdavimlerinden...
-Armani kariyerimde çok önemli bir imza. Ben modacı değilim. Ama onun işleri nasıl yönettiğini, her şeyi nasıl organize ettiğini görmek bana mutfakta ilham verdi. Belki milyarlarca dolarlık bir şirketi yönetiyordu ama her detaya bizzat kendisi dokunuyor, şekil veriyordu.
O ne sever tabağında?
-Sence? Tabii ki en temel, basit İtalyan yemekleri...
Altyazı: Başarının mutfağında İtalyan yemekleri... Peki Eric Clapton’a gelelim!
-Bir gitarist olarak tabii ki o da benim idollerimden. Ama o
Japon mutfağı isterdi.


Shakira’dan kargo geldi

Shakira’nın Jingle Ball’da giydiği payetli elbisesi / Michael Jackson’ın ceketi / Jimi Hendrix’in o meşhur efemine gömleği/ Madonna’nın beresi... Rihanna’nın şemsiyesi...Galatasaray’daki Hardrock Cafe, ünlü müzisyenlere ait özel eşyalardan oluşan bir sergiye evsahipliği yapıyor.
Kafenin duvarlarında, cam çerçeveler içinde sergilenen eşyalara dokunmak yasak ama selfie paylaşan hayranlara kimsenin bir şey dediği yok. Alın elinize biranızı, geze/göre müzik tarihinde yolculuğa çıkın. Tek sıkıntı, içerde sadece rock çalması. E adı üstünde Hardrock Cafe! Fakat servis, dekor, ferahlık... Hiçbir şeyin alışıldık ‘rock kafe’ kültürüyle alakası yok. Bu iyi haber. Kötüsüyse fiyatların da alakasının olmaması, bir biraya 15 lira alıyorlar.

Dersaadet’te yaşıyorsun peki bunları biliyor musun?


Küçükçiftlikpark’ta pazartesiye kadar Headbangers Weekend konserlerinin olduğunu...

Büyükada’daki Yada Beach’in sonbahar hercailiği için iyi
bir alternatif yarattığını...


‘Denizde Caz’da bu cuma Sibel Köse’nin sahne aldığını, biletlerin 140 liraya satıldığını...

Beşiktaş’taki Shangri-La otelinin ultra lüks brunch’lara başladığını...


Bakırköy’de pazartesileri ‘İstanbul Open’ adlı satranç turnuvası düzenlendiğini...

X