"Savaş Özbey" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Savaş Özbey" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Savaş Özbey

Hişt fotoşip... Numara yapma!

Deniz Seki, Ebru Şallı, Dilan Çıtak, Eda Taşpınar... Bunlar sadece son 15 günde yakalananlar.

Sosyal medyada paylaştıkları fotoğraflarda...
Belleri ince, boyları uzun, göbekleri az göstereceğiz diye...
Photoshop uygulamalarına öyle abanıyorlar ki...
Arka planda kalan, kapı/duvar/pencere, ne varsa yamultuyorlar.
O zaman da sobeleniyorlar.
¡¡¡
Bu sanatsal çalışmalar sonucunda Ebru Şallı, kum saati gibi iç bükey bir tenis kortu elde etmiş.
İbrahim Tatlıses’in kızı Dilan Çıtak’ın kerameti daha büyük:
Fotoğraf çektirdiği yerde, duvarda sütun, yerde karo ne varsa; oryantal yapmaya başlıyor.
Deniz Seki’ye laf yok.
Daha uzunca bir süre, ne yapsa ona helal.
Ama canım, helal diye de ‘Seki Seki’ çaydan geçecek halin yok. Göz var, izan var...

Hişt fotoşip... Numara yapma

Bunu yapanlar tabii daha çok kadınlar.
Ve elbette kendilerini güzelleştirmek için bakım/makyaj yaptıkları gibi...
Fotoğraflarının da daha güzel çıkması için masum müdahalelere hakları da baki.
Tek sıkıntı...
Aradan geçen 40 yılda, gazino afişi döneminden Instagram zamanlarına gelmiş olmamız.
Artık şak diye yakalıyorlar, fena dalga geçip üstüne bir de ifşa ediyorlar.

Hişt fotoşip... Numara yapma

Ünlülerimiz kimlerden sosyal medya danışmanlığı alıyor bilmiyorum ama şundan eminim:
‘@photoshopfail1’ adında bütün photoshop’ları yayımlayan bir Instagram hesabı var ki...
Hem sizinle tatlı tatlı makara yapıyorlar...
Hem de 164 bin takipçisi var!

Tolgahan Bey ile Almeda Hanım

Bir magazin programında denk geldim: Tolgahan Sayışman’la eşi (Baş başayken de öyle midir bilmiyorum ama en azından) kameraların flaşları açıldığı zaman, birbirlerinden “Tolgahan Bey”, “Almeda Hanım” diye bahsediyorlar.
Gerçeklikle aramıza, bir de gelin hanımın Arnavut aksanı girince, iş iyice içinden çıkılmaz hale geliyor.
¡¡¡
Herhalde aristokrat olmadığım için...
Biz orta sınıf Türk ailelerinde, anne-babalar birbirlerinden ön isimleriyle bahsederdi: -Bugün çocukları okula Meryem götürdü. -Fahri ıspanaklı börek sever...
Öyle birbirlerine “Bey/Hanım” diyecek tipler de değillerdi.
Tanışmaları bile şöyle:
Babam annemden hoşlanıyor; İspanyol yaka/paça, paso kızı takip ediyor. Biri 16, öbürü 19 yaşında bu arada. Bir gün annem Fenerbahçe Parkı’nda. Kuzenleriyle yakartop oynuyorlar. Top babamların olduğu yere kaçıyor.
Babam da ayağının altında tutuyor topu, geri atmıyor, uzun da boylu, İnek Şaban gibi sırıta sırıta kasılıyor.
Annemden ilk cümle: “Lan deve! Atsana topu...”
¡¡¡
Yıl 1974. Şehirde ikinci kuşak olarak benim doğmama daha bir yıl var.
Biz ‘Sibel Hanımlar’ı, ‘Sulhi Beyler’i... Sonradan televizyonda gördük.
Edinemedik haliyle...
Neyse ki bu köklü adeti devam ettiren genç kuşak temsilciler var.

Çocuk damat

17 yaşında sevdiği kadın tarafından kaçırıldı. ‘Ham Çökelek’le ünlendi, sonra ‘sakıncalı çökelek’ oldu.
Hapiste hayali bir arkadaşı vardı: Albert Einstein. Onunla dertleşiyordu.
Üstelik artık bir komedyen.
7 Mart’ta başlayacağı stand-up gösterisi ‘Sakıncalı Çökelek’ öncesinde Atilla Taş, Hürriyet Cumartesi’ye konuştu.
İçinde daha neler var, neler.
Girilmedik kuytu, gevşetilmedik cıvata bırakılmamış bir ‘Hakan Gence söyleşisi’...
Gazeteciler Cemiyeti ‘tuhaf söyleşi’ başlığı açsa, 113 dalda Oscar’a aday!

X