"Reşat Kutucular" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Reşat Kutucular" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Reşat Kutucular

Kendiyle barışık bir Türkiye çok mu zor?

Kolektif bir barış yazısı yazalım dedik. Son olaylar herkesi o kadar çok yormuş ki ancak iki kişiden katkı geldi.

Sevgili Yıldız İlhan’la başlayalım:

“Savaşın eli güçlüdür. Savaş ekmekten topraktan başlayıp paraya ve güce kadar tüm çıkarların peşindedir.
Barış, duralım, kardeşçe geçinelim, can yakmayalım, bu Dünya hepimize de yeter diye çırpar kanatlarını.
Savaş kan akıttıkça bir şeyler sunar taraflarına, çoğu hüsranla biten, yine de bitmek bilmez şehvetli arzuların efendisidir.
Barışın sunduğu yalnızca bir zeytin dalı.
O yüzden barışın eli insan ırkının talepleri ve hırsı karşısında zayıftır.
O yüzden;
“Ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin
Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir.” diyor B.Brecht.
Akdeniz’i artık ayağımı bile sokmak istemediğim bir mülteci toplu mezarlığına çeviren savaşın karşısında kalbi tir tir titremeyen tek bir kalbi insan olmadığını biliyoruz.
Bir ömrü oluşturacak yıllarımızın bu olan bitenle kirlenmesinden ötürü kırgınız, küskünüz, öfkeliyiz.
Azıcık aşım, ağrısız başım diyebilen insanların devamıyız.
Niye bunlar oluyor, niye tüm iyi niyetimize rağmen huzur vermiyorlar diye bacasız ocak gibi tütmekteyiz.
Ama yine biliyoruz ki akan ilk kandan beri savaş var. Kadim tarih bilginizi bir yoklayın, kaç savaş adı biliyorsunuz? Dünya hangi zamanında rahat etmiş? Savaşsız geçen tek bir yüzyıl var mı?”

Efendim bu bir savaş değildir diyenleri duyar gibiyim. Nasıl paketlersiniz paketleyin içi acılarla dolu otuz küsur yıldır bu. Hadi ölenler öldü de siz kalanlar ne alemde farkında mısınız? Gazilerle iki laflayın da görün bakalım!

Zaten "Barış, savaşın başka metotlarla devamı ve silahlı savaşa hazırlığın ayrı bir şeklidir." demiş Hüseyin Nihâl Atsız. Can sıkıcı derecede gerçekçi…

Sonra sevgili arkadaşım Tayfun Topraktepe de şöyle katkıda bulundu:
“Başkasının acısına seyirci kalmak bile katile yeni cinayetleri için cesaret veriyorken, bu acılardan zevk almak, oh çekmek, intikam isteyip katliam diye bağırmak, düşmanlıkları en başa sarar. Alınmış bütün yolların en başına düşürür insanı ve toplumu. Ama birlikte gülebilmek, sevinebilmek bizleri birbirimize bağlar, sosyalleştirir, toplumsallaştırır. Aynı şeylere üzülemiyorsak bile, aynı şeylere gülebilmeliyiz. Bu da beş harfte gizlenmiş bir sözcükle mümkün: B-A-R-I-Ş”

Bir de Churchill’den ilave yaptı sonra:
“Savaş zamanında gerçek o kadar değerlidir ki, onu daima bir yalanlar ordusu korur.”

Barış barış barış diyenleri romantik bulanlar da oluyor hain olarak görenler de. Dişe diş kana kan yaklaşımı insanları sanki daha zinde tutuyor. Onlara kutsal değerler uğruna mücadele ediyormuş hissi veriyor. İnsan hayatından daha kutsal bir şey varmış gibi. Belki de çirkin kentlerdeki zorlu hayatlarına anlam katıyorlar böyle böyle…

Hakikati kolaylıkla süzebilen cin arkadaşlarımız var bir de. Amerika ne yapmak istiyor, İran’ın stratejisi ne, HDP nasıl bir parti falan hepsini su gibi biliyorlar. Adeta düşünce kuruluşlarının içinde yaşıyorlar.

Çözüm de onlarda. Ha denenmiş ve çuvallamış metotları tekrar tekrar önermekten çekinmiyorlar.

Bu sefer farklı, bu sefer çözeceğiz bu işi diye diye on binlerce insanı toprağa vermiş olmanın utancını da taşımıyorlar.

Savaş erkekçe bir şey ya sonuçta!

Neyse ne. Barış isteyenler bıkmadan usanmadan barış demeye devam edecek. Dememizle barış gelmese bile neden, kimden yana olduğumuz belli olacak.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI