"Pucca Günlük" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Pucca Günlük" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Pucca Günlük

Paranoyak olmam takip edilmediğim anlamına gelmiyor

Zaten normal bi hayatımız yoktu. Tenha yoldan gitmeyeyim saldırırlar... Gece yarısı dışarı çıkmayayım, tecavüzü var... Dolmuşta son kaldım, babamı arayayım gelsin alsın. Şimdi bir de canlı bomba paniği eklendi.

Sansür uygulandığı için adını yazamayacağım şehirde olan katliamdan sonra hepimizin psikolojisi alt üst oldu. Rüyalarımda bile bomba patlıyor sürekli. Eskiden telefonu kapatırken, “Kendine iyi bak”, “Görüşürüz”, ‘Hadi bye” diyorduk. Şimdi ise, “Aman dikkat et”, “Bak, Allah adı verdim AVM’ye falan gitme” türü şeylere döndü. En son, metrobüste yanındaki adamı canlı bomba zannedip, ortalığı ayağa kaldıran kadını da izleyince, “Bizim balatalar iyice yandı” dedim. İnsan bilmediği şeyden korkarmış, uygulanan sansür malum, kimse o konu hakkında konuşamıyor. Onun yerine fısıltı gazetesi gibi yayılan manşetler var. “Yarın, şu şu saatte bi patlama olacakmış dikkat!” “Nereden duydun?” “Mail geldi.” “Kimden?” “Bir sürü kişiden.”

Bir mesaj geliyor bana, dört sayfa. IŞİD, otobüsü havaya uçuracakmış, oradan da AVM’ye uğrayacakmış, aman diyeyim metroya binmeyecekmişiz. MİT’te akrabası varmış, o uyarmış. O mesajı da 10 kişiye yollarsan sevdiğin seni rüyasında görecekmiş.

Bakma burada rahat rahat yazdığıma. Üç kişi yan yana görsem saniyesinde topukluyorum. Toplu taşıma aracına binerken dua okumaktan Arapçam gelişti. Geçen gün metroya binecektim. Ya mesaj gönderenlerin akrabası cidden MİT’te çalışıyorsa? Ne bileyim, gerçekten bomba koyacaklarsa? Sonra bi de diyecekler. “Ee biz binme diye mesaj attık, neden bindin?” “İşim vardı” da diyemem, ölmüşüm. İşi şansa bırakmayım, taksiye bineyim, dedim. Bu kez trafikteyiz. Şuraya bi bomba atsalar, bittik gitti. Kalbim daralıyor. Sonra taksiciyle konuşmaya çalıştım, hani biraz sakinleşirim diye, havadan sudan. Adam muhabbet etmiyor benle. “Muhabbet etmeyen taksici mi olur be” dedim. Sonra bi şüphelendim. Trafik saati ve yağmurlu boş taksi buldum. Üstelik binerken de kapris yapmadı. Adamı şöyle bi süzdüm. Canlı bomba tipi vardı sanki. O tip neyse... İşte montunun boğazına kadar kapatmış. Hafif şişme bi mont. Taksinin içi de sıcak, neden öyle sarılıp sarmaladın di mi? Hemen bomba mı değil mi test etmek için klimayı açtırdım sıcak sıcak essin diye. Valla adam hiç oralı olmadı. Çıkarmadı montu. Sonra beni aldı daha büyük bi korku. Ya sıcak bombayı etkilerse, telefondan, “Bomba sıcakta patlar mı?” diye şeyler arıyorum. Hayır, bir taraftan da düşüncelerimden utanıyorum. Ya değilse! Psikopatlığım yüzünden adama da yazık. Bir yandan ineyim şurada, yürüyerek gideyim, diye düşünüyorum. Ama bombaysa o vicdan azabıyla sonra nasıl yaşarım? Polisi arasam, “Hislerim konusunda hiç yanılmadım, bence bombacı burada” desem, “Deli herhalde” diye ciddiye bile almazlar beni. Ne yapsam ne etsem diye düşünürken trafik açıldı. Ben kafamda hâlâ felaket senaryoları yazarken, a abi baktım gelmişim ineceğim yere. Çok şükür diye indim, bu kez yolda yürürken kafayı yiyorum. Kesin arkamda, kesin önümde, yok şu sağdaki, beriki falan filan. Hayır, zaten normal bi hayatımız yoktu. Yok, tenha yoldan gitmeyeyim saldırırlar. Gece yarısı dışarı çıkmayayım, tecavüzü var. Dolmuşta son kaldım, babamı arayayım gelsin alsın. Şimdi bir de bu eklendi.

Her gün şehit haberleri, dışarı çıkmaya korkan insanlar; aynı topraklarda yaşayıp, aynı gökyüzüne bakamayanlar. Topu topu 70 sene yaşayacağımız ömrümüzü öfkeyle, kinle, savaşla dolduruyoruz. Pamuk ipliğine bağlı yaşıyoruz derler ya, işin kötüsü neye, neyle bağlı olduğumuzu bile bilmiyoruz. Rantı, çıkarı, kavgası... Olan yine bize oluyor, hep bize oluyor ya zaten. Öyle günler gelsin ki siyasetten hiç bahsetmeyelim artık.

X