"Pucca Günlük" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Pucca Günlük" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Pucca Günlük

Kaza gelmeden bi ses etse keşke

İnsan kendine nazar değdirebilir mi? “Artık kötü günler geride kaldı” dedim ve hava yastıkları patladı!

Çok iyi bir şoför değilim. Öyle makaslar falan atamam, hız yapamam. Araba kullanırken, yanımdakiyle bile konuşamam. İnanılmaz dikkatli kullanmama rağmen, bazen işler benim dikkatime bakmıyormuş, geçenlerde onu anladım. Alaçatı Ot Festivali için, İstanbul’dan Alaçatı’ya giden 700 bininci insan olarak, bir gözleme yiyip İstanbul’a dönüyorduk. Balıkesir’e kadar ben kullanacaktım, sonrasını Osi. Kemerleri taktık. “Bakkaldan bir şeyler alsak mı” diye konuştuk. Bunlar olurken düşündüm. ‘Ne güzel, artık hayatımın ballı dönemlerini yaşıyorum. Tatile kocamla Alaçatı’ya geliyorum. Ailemle akşam yemeği yiyorum. Artık kötü günler geride kaldı’ dedim.

 

BEYNİM Mİ AKIYOR

 

Virajı alırken önüme bir anda bir motosiklet kırdı, eğer direksiyonu sola doğru çevirmeseydim, ona çarpacaktım. O an zaten bu hesabı ben değil, reflekslerim yaptı. Sonra bir patlama sesi. Ardından kendimi kaldırımda otururken buldum. Oraya nasıl geldim hiç hatırlamıyorum. Yanıma baktım, Osi bana bakıp ağlıyor, ben ona bakıp ağlamaya başladım. Sonra kesik kesik her şey, bir ara Osi’yi birilerini kovalarken hatırlıyorum. Hastaneye gittiğimizdeyse, tamamen kendimdeydim. Çünkü başka şansım yoktu. Panik atak hastası bir kocanız varsa asla ama asla kötü olamazsınız. Nöbet geçiriyordu, hastaneyi “Beyin kanaması geçiriyorum” diye birbirine kattı. Alnında 3 milimetrelik bir çizik varmış, bunu 3 santimetre diye anlamış. “Beynim akıyor” diye yeri göğü inleterek bağırıyordu. Bu arada, arabanın hava yastıkları suratımı darma duman etti. Bir dişim kırık, burnum çatlak; bir gözüm o kadar şiş ki görmüyorum. Dizlerim paramparça. Direksiyona yapışık araba kullanmaktan sanırım en çok zararı ben gördüm. Ama o an inan tek düşündüğüm, Osi’nin susmasıydı.

 

DÜĞÜNDEN ÖNCE ÖLEYİM DEME!

 

Anksiyetesini iki günde bir çekiyordum da bu nöbetini ikinci kez yaşadım. İlki de düğünümüzden bir gece önce. “Nefes alamıyorum” diye beni uyandırıp, kendini yere atmıştı. Önce ne yapabilirim diye düşündüm, sonra baktım, teselli fayda etmiyor. Kolunu cimcikleyerek, “Git ilacın neredeyse bul. Öleyim falan deme, yemin ederim mezardan her gün çıkartır, seni döverim. Ailene işkence yaparım! Ben, millete ‘Adam, artık kızdan nasıl bunalmışsa, düğünden bir gün önce öldü’ dedirtmem!” dedim. Döndüm arkamı yattım. Sonra sürekli bu olayın vicdan azabını yaşadım durdum zaten. O yüzden, “bu gece en azından ilgilenmem lazım” diyerek, kendimi unuttum, “Tatlım beynin akmıyor, beyin dediğin şey akmaz” diyerek sakinleştirmeye çalıştım. Şimdi bir daha araba kullanabilir miyim bilmiyorum. Ama iyi ki direksiyonu kırıp, ağaca çarpmışım diyorum. O motora çarpsaydım, bir canlıya zarar verseydim şu an akıl sağlığım yerinde olmazdı sanırım.

 

Bu arada bir dipnot; Twitter’da #ilkadımısenat hareketi başlattık. Nice ilişkiler ‘ilk mesajı o atsın’ diye başlamadan bitti. Dişiler olarak çok mu geri çekiyoruz acaba kendimizi. Tamam, adamın kapısının önüne ‘Seni seviyorum Osmanım, yiğidim’ yazmak kadar olmasa da bi adım da bizden gelse iyi olur. Hadi bakalım kardeşlerim, seviyorsan git konuş. Yok, derse kendi kaybedecek. İçinde kalıp seni yiyeceğine #aşkınıbaşlat, o kendini yesin bitirsin!”

X