"Pucca Günlük" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Pucca Günlük" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Pucca Günlük

İçimde bebek diye çiğköfte büyütüyorum!

Oysa ne hayallerim vardı... Hamile kalmadan önce prensiplerimi belirlemiş, hamileliğimi en sağlıklı, en fit, en düzenli ve mutlu şekilde geçirmeyi planlamıştım. Tabii ki başaramadım!

"Asla strese girmem, bebeği en fazla etkileyen stres” dedim. Türkiye’de yaşayıp stres nedir bilmeyen var mı Allah aşkına? Keşke bebeğe en iyi gelen şey; sinir, öfke gibi şeyler olsaymış. O zaman var ya mis gibi olacakmış.

“Sağlıklı beslenmeliyim, iki canlıyım. Ben ne yersem, bebek ondan beslenecek, bunu unutmamam lazım” dedim. Hayatımda daha kötü beslendiğim bir dönemim daha olmamıştır. Oysa ilk üç ay öyle çok mide bulantım vardı ki, “Ohooo ben bu hamileliği Ebru Şallı gibi bitiririm” diyordum. Öyle olmadı ama. O üç aydan sonra midemin içinde bir delik açıldı, hayatım sadece yemek yemek üzerine devam etti. Üstelik pastalar, börekler, Adana dürümler... İçimde bebek diye çiğköfte büyütüyorum!

“Spor yapacağım, hamilelik rutinlerimi değiştirmeyecek” dedim. Popomu kaldırıp şuradan şuraya zor gidiyorum. Yogaya başladım, en kolayı odur diye ama orada da fazla huzurdan huzursuz oldum. Pilatese başladım, her sabah kalkıp, “Bugün gitmeyeyim yaa” diye kendi kendime bahaneler uydurdum. “Bari günde 10 bin adım atayım” dedim. İki adım attım, 15 dakika soluklandım.

“Hamilelikle ilgili bütün yararlı kitapları okuyacağım, kulaktan dolma bilgilerle asla hareket etmeyeceğim” dedim. Kadınlar Kulübü’nde olumsuz bütün doğum hikâyelerini okuyup kendi kendimi yedim bitirdim.

“Bebek dünyaya gelmeden her şeyi hazır olacak, o geldiği zaman sadece onunla ilgileneceğim” dedim. Neredeyse yedi ay oldu, daha evladıma bir zıbın bile almadım.

“Sosyal hayatım hiç değişmeyecek, eğlenceler, buluşmalar, partiler aynen devam edecek” dedim. Kim benle görüşmek isterse, “Hamileyim, çıkamam, sen gel!” diye direttim. “Gelirken de pasta al” diye eklemeyi unutmadım. Dışarı çıktığım zamanlarda  da yanımdaki herkesin burnundan getirdim.

“Hamilelik bir kadının yaşadığı en ulvi duygu, insan hayatında kaç kez bunu yaşayabiliyor! Bunu en güzel haliyle geçirmem gerekli” dedim. Sinirli, çirkef, çirkin kocaman bir yeşil dev gibi dolanmaya başladım.

“Sevgilimle beraber mutlu, tatlış; beraber bebek odası boyadığımız, alışverişlerde onun göbüşümü öptüğü, birbirimize daha âşık olduğumuz bir dönem olur” diyordum. Adamın nefes alması bile gözüme batmaya başladı. Suratını cırmalama, kafasına tencere geçirme, dişlerini kerpetenle sökme gibi hayaller kurmadan uykuya dalamaz oldum.

Oysa ne umutlarım vardı. O yüzden bebek doğduktan sonrası için plan yapmamaya karar verdim. O bir doğsun da kendi yolumuzu buluruz kafasındayım şu an. Kendimi rahat bırakıyorum artık. Yapamadığım şeyler içinse üzülmüyorum. Kendimi şartladıkça olaylar daha sarpa sarıyor çünkü. Gerçekten dedikleri gibi, her hamilelik dönemi kişiden kişiye değişiyor. Siz de “Ben neden diğerleri gibi değilim” diye düşünmeyin. Çünkü o ‘diğerleri’ dediğimiz insanlar inanılmaz azınlıktalar, hatta bence hiç yoklar. Bizi kandırıyorlar.

X