Gençler sizin Erasmus’unuz bitmez

Ey Eramus öğrencisi!

Haberin Devamı

Biliyoruz, tarihi eserlere “Bunu yazan Tosun” kıvamında cümleleri kazımaman gerektiğini bilmiyorsun. Çünkü ülkende bunun suç olduğunu kimse söylemedi. Peki bilmediğin daha neler var? İşte Pucca’dan bir hizmet daha!

 

Roma’da tarihi eser kazıyan Türk Erasmus öğrencisi biliyorsunuz herhalde. Her dağa taşa adımızı bırakmaya hevesli olduğumuzdan, sen tut, tarihi esere adını kazı. Yakalanınca da, “haberim yoktu yasak olduğundan” diye cevapla. Aslında çocuğa da kızmamak lazım. Türkiye’de müze gezme olayı, ilkokul hocamızın bizi götürdüğü Atatürk Evi’nden öteye gitmediği için bilmemek normal. Onda da zaten çoğu öğrenci babası geceden bilet parasını vermedi diye gidemiyordu. Müze gezmek, sanatla ilgilenmek lüks gibi geliyor bize. Haberi okudum, “Bu aralar da tam Erasmus zamanı” dedim, Pucca’dan bir hizmet daha! Erasmus’a gidenlere altın niteliğinde tavsiyeler. İlk madde olarak, öncelikle tarihi eserler konusunda, kültürü konusunda bilgileniyoruz. Bunu geçelim. Sonra ne yapıyoruz, bakalım...

Haberin Devamı


“Nasıl İspanyol gibi görünürüm” telaşı


- Gittiğin gün sosyal medya profillerine hemen ‘travel’ falan yazma istersen. Daha bunun okulu bitirmesi, iş bulması, erkeksen askerliği, kızsan yumurtalıkların halihazırdayken çocuk falan yapması, ohoooo... Zamanın bolmuş gibi duruyor ama kazın ayağı öyle değil.
- Başta bir depresyona gireceksin. Korkma, geceleri ağlayarak anneni de arama. Eski sevgiline özellikle asla mesaj çekme. 10 gün sonra bi ev partisinden Instagram’a delice eğlendiğin bir fotoğraf atacaksın çünkü.
- İlk günler “Ülkemi en iyi şekilde temsil etmeliyim” diye gaza geleceksin. Sonra bakacaksın etrafın hep Türk. “Memleketimde bu kadar Türkçe konuşmuyordum” diye uzaklaşıp, başka ülkelerden dost arayacaksın. Ardından “Nasıl İspanyol gibi görünürüm” diye kara kara düşüneceksin. “Deveye mi biniyorsunuz?”, “Aaa sen nasıl içki içiyorsun?”gibi sorulara cevap verirken yaşlanıyorsun çünkü.
- Artık bir efsane mi yoksa gerçek mi bilmiyorum. Dönen üç kızdan birinin anlattığı bir hikâye var: Şu eski ağdalar var ya, yeşil hani kutusu... Havaalanında onu el bombası zannetmişler, kızı ülkeye almamışlar. Bunlara dikkat edin. Ne diyeyim.
- Kendi ülkende kaçtığın akrabaların, orada nur nimet sayılacak. Para olsun, kalacak yer olsun, yemek olsun. Akrabaların en çok sevildiği, hatta tek sevildiği alan. O yüzden gitmeden önce uzak, yakın olsun bütün gurbetçi akrabalarını bir ara, hal hatır sor.
- Milletin evine çöreklenirken, görünmez olmayı öğrenmen gerek. Evdeki elemanlara çaktırmadan 10 gün kalan arkadaşım vardı benim.
- Dönüşte millete anlatacağın 10 farklı, hiç duyulmamış hikâye bul. Olmadı kafandan at, yanındalar mıydı sanki kim bilecek?
- Sakın âşık olma, yok “ben burada yaşarım, iki tane de sarışın bebe yaparım, zaten ülkenin ekonomisi de iyiymiş” diye gaza gelme, öyle bir dünya yok. Bi kaptırma yahu kendini, zamanın tadını çıkar!
- Türkiye’deyken bir kelime etmediğin ama olduğun ülkeye üç günlük tatile gelen herkes seni arayacak. Sana, “Bize ortam hazırlarsın sen şimdi” muamelesi yapacaklar. Bu sanırım bir bizim ülke insanlarına has bir olay, bütün tatilini sana bağlamış gibi odanda falan kalmaya çalışır bunlar. Sakın bir hataya düşüp, turist rehberi gibi gezdirme. Akşam bir partiye götürürsün eğlensinler işte yeter.
- Gurme gibi takılayım, şehrin tadını, dokusunu yaşayayım. Mekân mekân gezeyim, en güzel şeyleri yiyeyim” diye atlama bence. Vedat Milor gibi takılmaya çalışma. Fakir blogger’ların gezi yazılarını oku. Sen
öğrencisin, bunu unutma.  

Yazarın Tüm Yazıları