"Pucca Günlük" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Pucca Günlük" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Pucca Günlük

Pucca Günlük

İdeal koca dediğin nasıl olmalı?

20 Ağustos 2016

Kardak Kayalıkları’na ilk çıkan komutan, Balyoz davası sebebiyle 3.5 yıl tutuklu kaldıktan sonra beraat eden Kurmay Albay Ali Türkşen’e kadınlar daha çok ilgi gösteriyor. Kendisi ilgiden rahatsız olacak ki, geçen gün bir tweet attı: “Sevgili hanımlar, bişi sormak-söylemek-tanışmak-sohbet etmek için DM atmayın lütfen. Ben eşimle sohbet ediyorum. Teşekkür ederim.” Ellerimiz kopana kadar alkışladık. Gözyaşlarımıza hâkim olamadık. Düşününce de öyle değil mi? Kim istemez böyle bir adamı yani. Hatta daha fazlasını ister. Asıl soru da bu: Kadın başka ne ister?


Sosyal medya hesabı falan olmayacak tabii. O ne öyle ya! Biz kuzumuzu, kurtlar sofrasına meze olsun diye mi yetiştirdik? Ama hadi, iyi günümüze denk geldi, herkes açıyor sen de aç bari hesap dersek; bunun belli başlı kuralları olmalı! Sadece beni takip edecek! Ben, ben, ben! Her mecraya düğün fotoğraflarımızı koyacak! Onu ekleyen kızların hepsini engelleyecek. Mesaj atmaya çalışan densizleriyse ‘yuva yıkmaya çalışan kadın’ diyerek mahkemeye verecek!

 

Kavga esnasında şu cümleleri asla kullanmayacak: “Sen hastasın”, “Saçmalıyorsun”, “Ya o benim kız kardeşim gibidir”, “Şimdi ne alaka 5 sene öncesinin konusunu açıyorsun”... Bu ve bunlara benzer şeylerin hepsi yasak!

 

O girdiğimiz, minnacık, kimseye zararı olmayan kıskançlık krizlerimizde bize biraz yardımcı olacak! “Aşkım, o kızı sevmedim” dediğimiz an, kızla kanlı bıçaklı olacak seviyeye gelecek. Bizi deli etmeyecek!

 

Yazının devamı...

Gıybet, en sevdiğim günah!

13 Ağustos 2016

“Dedikodu sevmem, seveni hiç sevmem...” Her bulduğun fırsatta bunu dile getir. “Ne içersin” diye sordukları zaman “Dedikodu hariç her şey” falan diyebilirsin. İnsanların kafasında, “Ayy Büşra’dan beklemem canım, o dememiştir. O gıybetten nefret ederdi” falan desinler senin için.

 

 

Asla ama asla konuyu açan sen olma. WhatsApp gruplarına “Kızlar, duydunuz mu!!!!” diye çığlık atan kız, ilk başı belaya girecek olan kişi çünkü. Sen sinsi bir pislik gibi bekle. Herkes konuşsun, onlardan da gelen bilgileri em bir güzel, sonra konuşursun. Sakın konuşmamazlık yapma ama...

 

 

Ortamda hiç ağzını açmadan sizi dinleyen o kişiye asla güvenme! Dinleme cihazı bile taktırmış olabilir kendine. Valla babama güvenmiyorum şahsen. En son bayramda yemek yerken, kardeşim hakkında söylediklerimi bir bir yetiştirmişti. Baba yani bu, hiç beklemezsin di mi? Aaa bu arada düşmanını da yanında tutmayı da unutma. Yanından ayrılma o sessiz yılanın.

 

Yazının devamı...

Vintage kandırma yöntemleri

6 Ağustos 2016

Tanıştığınız an, sanki hayatında daha önce hiç âşık olmamış, hiç ilişki yaşamamış gibi davranıyorsa. Daha doğrusu asla ama asla geçmişinden bahsetmiyorsa... Sanki başına gelen en güzel şeymişsiniz gibi, sanki onu ipsiz kuyulardan merdivensiz çıkarmışsınız gibi davranıyorsa... Sürekli sözler veriyorsa; devamlı gelecekten bahsediyorsa... Sen daha “Bismillah” derken, o anasının sana yapacağı mantıyı anlatıyorsa. “Ay bu herif kim, âşık mıyım acaba, çok mu erken” diye kendi kendine sorular sormana bile izin vermeyip, sana 4 senelik ilişkin gibi davranıyorsa.... Canım, kusura bakma Mustafa Sandal’ın bir sözüyle yanıtlamak istiyorum ama karşında tam bir ‘Güncel Zalim’ var. Bu yeni bir kandırma modeli: Diş fırçasını eve getirmekten korkan, “Arkadaşımın düğünü var” dediğin an, seni telefonundan engelleyen, ‘sana değer veriyorum yetmez mi?’ diyen hırbolar out! İlk günden “Ben evlenmek için varım” diyen erkekler ‘in’. Ama nasıl ‘in’, dur anlatıcam...


Bir kere, evlenmek için doğmuş olan bir erkek yok. Erkeklerin yeni kızları ağına düşürme numarası bu. Tam artık kadınlar akıllandı, ‘ıssız adam’ triplerinde olan erkekleri gördükleri an ayaklarının altında ezdi derken; hooop bizim açığımızı buldular.

 

TORUN TORBA SAHİBİ  OLURUM SENİNLE KIZ!

 

Bu aralar, etrafımda kim varsa, “Hayatımın aşkını buldum, daha ilk günden bana ‘Aynı evde yaşasak mı’ diye sordu. İşte, ‘Senden bebeler yapsam, irili ufaklı’ diye hayaller kuruyor, çılgın bu çocuk yaa!” diyor. İki hafta sonra ise, bu çılgın çocuklar, ‘her şey ciddiye bindi’ diye mesajlara cevap vermeyip, ‘sorun sende değil bende’ ayağı çekiyor.

 

Yazının devamı...

Plajda kavga etme adabı

30 Temmuz 2016

Dünyanın en huysuz tatil insanı ödülüne sahibim. Güneşe alerjim var, boyumu geçen yerlerde yüzemem. O yüzden bütün vaktimi, güneş görmeyen şezlongda sapık gibi milleti dikizleyerek geçiriyorum. Tam yan tarafımdaki şezlongda ‘az ünlü’ bir oyuncu ve sevgilisi var. Kızın biraz arıza olduğunu birkaç yerden duymuştum. O yüzden isim verip, hiç başıma bela alamam. Sevgilisiyle bu hanım kızımız, artık pahalı diye midir nedir, tek şezlongda, bir vücut haline bürünmüş yatıyorlardı. Mıç mıç mıç, yılış yapış bir aşk. Bir ara üstlerine kaynar su döküp ayırmak istedim açıkçası, yalan yok. Sonrasında artık terden öldükleri için sanırım, çocuk diğer şezlonga geçti. Geçtikten yaklaşık 10 dakika sonra ise kıyamet koptu. Ay kız, bir manyaklaştı. Plaj çantasını çocuğun suratına vurup duruyor. Nasıl bağırıyor ama. Çocuk bir sakinleştirmeye çalıştı ama olmadı. Garsonlar falan geldi, yok, kız çığlık çığlığa. Ardından da önde duran kızlara, çocuğu iterek, ‘alın sizin olsun s...r’ dieyip kalktı gitti. Ardından da çocuk gitti tabii, ne yapacak garibim.

 


Biz hemen, ‘özgüvensiz, kıskanç, insanın kendine saygısı olmalı, ay bu ne iğrenç’ diye anında dedikodusunu yaptık. O yüzden kızlar, plajda olur da sevgilinizle kavga ederseniz, aman diyeyim böyle uluorta carlamayın. Sinsi, sinsi o günü ona zehir edin. Nasıl mı?

 


- Öncelikle, asla ama asla kavga nedenini söylemeyin. ‘Ona niye baktın, buna niye baktın’ diyerek, baktığı kişiyi yüceltmenin âlemi yok. ‘Ben bakmadım’ diyecek. Ardından, ‘Yok sen hastasın, o zaman niye geldik buraya?’ falan diye, boşu boşuna sinir krizlerine neden yok. O gözlerin fıldır fıldır oynadığını gördüğünüz an, beyniniz hemen geçmişteki dosyaları tek tek tarasın. Gündeme uygun olanı pat diye sunun önüne.

 

Yazının devamı...

Bizi sevgi kurtaracak!

23 Temmuz 2016

Deprem dışında sanırım, hayatımda en büyük korkuyu 15 Temmuz’da TRT’de Tijen Karaş’ın sesini duymamla yaşadım. O anı anlatmamın imkânı yok. Darbeyi anamızdan babamızdan biliyoruz. O kadar kötü olmuş her şey, o kadar karışmış ve acı çekmişler ki, bir nesli ‘Aman evladım sen sadece okulunu oku, siyasete bulaşma’ diye büyüttüler. Ne yapacağız, ne olacak diye hepimiz paniklemeye başladık.

 


Ardından uçak sesleri, ambulans sesleri, sokağa dökülenler. Açıkça ve net söylüyorum, sokağa çıkan herkese helal olsun. Ben normal hayatta tank görsem, düşüp bayılırım. Bi de önüne atlamak mı? Bu arada internete sürekli fotoğraflar düşüyor, bakmak istemedikçe yığınla servis ediliyor. Kim, ne, nasıl sorularını bile soramıyorsun. Anksiyetem öyle coşkun ki, ellerim ayaklarım titriyor. Her gördüğüm görüntüde ağlıyorum. Sürekli ağlıyorum.

 

EN ZOR GÜNLER

 

Sonra, ‘püskürtüldü’ dendi. Ardından, haydaaaaaa! Artık neyin fırsatıysa bu, bir anda birtakım insanlar, fırsat bu fırsat diyerek; nefret ettikleri her kişiyi hedef gösterip, “Bu darbeci, millet bunun da cezasını verin!” diyerek linç ettirmeye çalıştı. Sonrasını zaten biliyorsunuz. Herkes, “Vallahi billahi darbeci değilim. Allah belamı versin değilim.” diye ikna etmeye uğraşıyordu. Hayır, Kenan Evren’den nefret eden, geçmiş darbelerin en büyük cezasını çeken, her türlü özgürlük için uğraşan insanlara bu etiketi yapıştırmaya çalıştılar. Sonra Allah’tan o provokatörlük geçti. Çünkü o girişim sana değil; bana da yapıldı güzel kardeşim.Sen beni en ufak bir fırsatta itelersen, nasıl sarılabiliriz?

Yazının devamı...

Oğlan anası olmak!

9 Temmuz 2016

Erkekler değişmiyor, değişemiyor. Dünya tarihine bakın, kaç adım yol gitmişler? Hâlâ mağara devrinden kalma kurallarla yaşayan adamlar var: Moda olsun, saç kesimi olsun, ettikleri muhabbetler olsun bir çizginin ötesine gidemiyorlar. O yüzden çocukken evinde gördüğü ne varsa, ‘aile’ diye onu varsayıyor. Kendinden bir şey katmadan, soyunu babası gibi devam ettiriyor. Çünkü bildiği o, babası annesine nasıl davranıyorsa; o da ilerde karısına öyle davranacak. Ve karısından da annesi gibi olmasını isteyecek. Kadınlar bu konuda biraz daha hayalperest. Baba evine onlar, erkekler gibi bakamıyor. Kaşlarını bile evleneceği gün aldıran kızlar var. “Evlen, kocan gezdirsin”, “Abin duymasın, ayaklarını kırar”, “Aman babana belli etme, cinayet çıkar”, “Sen bir evlen de gerisini sonra düşünürsün”... Baba evinden çıktığı gibi özgürlüğüne kavuşacağına inanıyor. Aşk, onun için bir nevi kurtuluş aslında. Sonra hoop, babasından daha beter birine denk geliyor. Dışarıda gezerken iyi de, aynı eve girince o özgürlük denilen şeyin mutfak alışverişi yapmak olduğunu anlıyor. 

 

PAŞAMA HER ŞEY YAKIŞIR!

 

Ardından da hayatın ona oynamış olduğu bu pis oyunun intikamını, oğlunun üzerinden almaya çalışıyor. Kendi ezildikçe, hor görüldükçe oğlunun başka kadınlara kötü davranmasından zevk alıyor. Kadınlık değerini hiçbir zaman tadamadığından, ‘kutsal anne’ imajının  arkasına sığınıyor. Oğlunun sevmeyi, aşkı, severek sevişmeyi bilmesini asla istemiyor. Kocası çünkü onu aldatırken, severek sevişmedi. Seviştiği kadınlar hep pis, hep kötü. Ve kocası için de o sevişmelerin bir anlamı olmadığından, oğlu da öyle olsun istiyor. “Paşam gezsin tozsun”, “Paşam her çiçeği sulasın”, “Paşama her şey yakışır”, “Onlar da paşamın peşinde dolanmasaymış”...Oğlunun evleneceği kız da kendi gibi olsun istiyor. Oğlunun üzerinde baskı kuracağı, hatta kendisinin de üstünde hâkimiyetini sürdüreceği bir gelin... Karşısına getirdiği kız da böyle olmayınca, sinirleniyor. Hatta o paşa oğluna yakıştıramıyor. Ardında da bir kadının, başka bir kadına yaptığı en büyük kötülüğü yaparak, cinsel aşağılamalara başlıyor. Çünkü yapabileceği tek şey bu. Elinde olan tek kozu. Kızı yaşında birini toplum arasında küçük düşürerek, kocasından, babasından, oğlundan senelerin intikamını alıyor. Yazık, ne diyeyim. 

Yazının devamı...

Savrulun tüm konuklar!

2 Temmuz 2016

Şimdi size ‘nerede o eski bayramlar’ adlı klişeyi yapmayı inanın çok isterdim ama maalesef. Bayramların tadını bi yaşlıyken; bi de çocukken çıkartıyorsun. Çocukken verilen harçlık dolayısıyla. Yaşlanınca da cümbür cemaati evinde ağırlamadan aldığın hazdan dolayı sanırım. Yalnızlık falan diyerek, şeker reklamı ajitasyonu yapmak istemiyorum. 16 yaşını geçmeye başlayınca, o bayramlar oluyor sana işkence. Yalan söylemenin anlamı yok. ‘Bayramlar eşittir tatil’ demek neticede. Ergenliğinde akrabalarına sıkı sıkı bağlı bir çocuk varsa ne mutlu onu doğuran anaya diyeyim, ne diyeyim. Herkes bayramların şen şakraklığından bahsederken, ben de işin olumsuz tarafına bakayım dedim. Bayramlarda akrabalardan kurtulmanın yolları;

 


- Eğer öğrenciysen, sürekli okulunun ne zaman biteceğini insanlara söylemek zorundasın. Ardından, ne meslek yapacağını. Sorgular bununla da kalmayacak, yapacağın mesleği uzun uzun açıklamalısın. İstersen okul bittikten sonra NASA’da çalış, yine de burun kıvıracaklar. Beğenmeyecekler. O bayram ziyaretine gelmeyen akrabanın kızını övüp övüp duracaklar. Güya dersleri yüzünden gelmemiş, anasının babasının elini öpmeye. Yersen! O yüzden okulunla ilgili soru sordukları zaman, “Okulu zengin koca için okuyorum. Çalışmayacağım” diyerek kestirip at. İnan bir daha ağızlarını açamayacaklar. En güzel kısmı ise, annen seni bir daha asla akraba ziyaretine götürmeyecek!

 

- Okulun bitmiş, iş güç sahibi olmuşsun diyelim, söylememe gerek yok sanırım ama bekârsan yine üstüne çullanacaklar. İstersen emrinde 60 adam çalışsın, onlar için fark etmiyor. Evinde kocana bir kap kurufasulye pişiremiyorsan, neye yarar maaş artı sigorta üstüne yemek fişi. Ortamda bulunan teyzelerden birinin oğluna göz koymadıysan, bundan kurtuluşun çok basit. Üst satırda sana övdükleri, akraba kızını ispiyonla. Kızın, bu bayramı erkek arkadaşıyla geçirdiğini ağzından kaçır. Bütün gözleri senden uzaklaştır!

 

- Evliysen ayrı dert. “Neden önce bize gelmediniz? Kaynanan daha önemli değil mi? Torun ne zaman?” Bunlardan da kurtulmanın en güzel yolu; Bütün suçu kocana at. Ne sorarlarsa, soruları kocana pasla. Baktın kocan da altından kalkacak durumda değil. Geceden kocanın ayağını kır. İki haftada iyileşiyor merak etme.

Yazının devamı...

Tatil diye yılana sarılmak!

25 Haziran 2016

Bu aralar haber bültenlerinde, gazetelerde ‘Bodrum kan ağlıyor’, ‘Çeşme bomboş’ gibi haberleri görüyorsunuzdur. Bence bu boş şezlong olayı için geç bile kalındı. Yurt- dışından neden turist gelmiyor konusuna girmek bile istemiyorum. Dış politikayı falan geçtim, kadın turistlerin buraya sadece ‘seks’ için geldiğini düşünen kocaman bir kitle var. Zaten çoğu gezi forumlarında, Türkiye aleyhine, ‘sakın gitmeyin, çocuk tecavüzleri çok fazla, hırsızlık çok fazla, taciz çok fazla’ diye uyarıyorlar.

 

Orayı zaten kaybettik, yerel tatilcinin de burnundan getirdiler artık. Peki yerli turist neden gitmiyor? 

 

- Bir anda tatile giden zümre ‘ultra sosyetik’ gibi bir algı oluştu. Alaçatı’nın kendi halkı bile çarşının içine giremez oldu. 

 

- Yazlıkçılar zaten artık illallah diyor, onlar bile gitmiyor. Misal, ben bu sene gitmedim. Orada harcayacağım parayı, başka ülke gezerek harcarım derim. Ki öyle. 

 

Yazının devamı...