"Pucca Günlük" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Pucca Günlük" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Pucca Günlük

Pucca Günlük

Ayrılık sosyal medyaya dahil mi?

30 Ekim 2016

İkisinden de bir açıklama gelmeyince, her yaptıkları didiklenir oldu. En son, Tuba Büyüküstün, Onur Saylak’ın Instagram’da fotoğrafını beğenince, ‘barıştılar’ denildi. Hayır, sanki adam kadının babasını küvette boğmuş, evin arka bahçesine atmış. Tuba’nın da kolunu kesip, sokaklarda dilendirmiş gibi büyük bir düşmanlık bekliyorlar. Tuba Büyüküstün de olsan, alt komşumuzun kızı Hacer de olsan aynı. İnsanlar ilişkinin gidişatını sosyal medyadan öğrenip, yorum yapıyorlar.

Sosyal medya artık hayatımızın her alanında, yapacak bir şey yok. Hatta, insanlar artık sevgililerini sosyal medyadan pat diye buluyor. Mantıklı mı, gayet mantıklı! Kişinin fotoğraflarını en ince ayrıntısına kadar inceliyorsun. Kimle arkadaş, oturup tek tek bakıyorsun. Bir dakika içinde siyasi görüşüne dair fikir yürütüyorsun. Hangi mekânlara gider, en sevdiği yemek nedir biliyorsun. Nereden mezun olmuş, eski mesleği neymiş, neden oradan çıkmış pat pat pat, hepsi önünde. Eskiden bunları bulmak için canımız çıkıyordu. Adamla en az 5 buluşma gerekliydi. Şimdi hoop, baştan niyet belli.

 

Tam kendine uygun birini buluyorsun. İşte buluşmalar, eski sevgilisini araştırmalar derken... Eski kızla Instagram’a 3 fotoğraf atmış. Seninle daha bir tane atmadı diye içten içe, ‘İlişkimiz ciddi değil mi?’ diye dertlenmeye başlıyorsun. Önceden, ‘anasıyla beni tanıştırmadı’ muhabbeti, şimdi ‘Benimle fotoğraf koymadı’ olayına dönüyor tabii. Ardından bütün mecralardan, ‘Bunun sahibi var’ sinyalini vermek için uğraşıyorsun.

 

Sonra işte, işin en kötü tarafı geliyor. Adamla kavga ediyorsun mesela, aklından ilk ayrılık geçiyor. “Ama şimdi ayrılırsam, o fotoğrafları kim silecek” diye kara kara düşünüyorsun. Eş dost diyecek ki, “Bu kız da bir dikiş tutturamadı.” “Keşke bu kadar çabuk atmasaydım” diyorsun. Milleti sevindirmemek adına ayrılmıyorsun. Ama bazen de karşı tarafa ne kadar gözü kara olduğunu belli etmek için, ufacık bir tartışmada; onu evdeki buzdolabından bile engelleyip, ortada toz bırakmıyorsun. İşte bu da kötü, çünkü bunun barışması var. Bu kez de elâlem, “Ay bunlar da zırt pırt kavga ediyor. Bi cacık olmaz bu ilişkiden” diye konuşacak. Aslında ne yapsan konuşacaklar.

 

Ayrılık kısmında acı çekmeni izlemelerini istemiyorsun, ama adama da mesaj göndermek istiyorsun. O yüzden çok dram olmayan, genel görünen, aynı zamanda kişiselleştirebildiğin Mevlana sözlerini paylaşıyorsun. Anlayan anlıyor tabii. Misal, Gaziantep’te oturan yengen, “

Yazının devamı...

Ayrılık sosyal medyaya dahil mi?

29 Ekim 2016

Boşanıyorlar mı, hangisinin dizisi daha iyi, çocuklara kim bakacak, kim daha fazla kazanıyor ve daha nicesi. İkisinden de bir açıklama gelmeyince, her yaptıkları didiklenir oldu. En son, Tuba Büyüküstün, Onur Saylak’ın Instagram’da fotoğrafını beğenince, ‘barıştılar’ denildi. Hayır, sanki adam kadının babasını küvette boğmuş, evin arka bahçesine atmış. Tuba’nın da kolunu kesip, sokaklarda dilendirmiş gibi büyük bir düşmanlık bekliyorlar. Tuba Büyüküstün de olsan, alt komşumuzun kızı Hacer de olsan aynı. İnsanlar ilişkinin gidişatını sosyal medyadan öğrenip, yorum yapıyorlar.

 

Sosyal medya artık hayatımızın her alanında, yapacak bir şey yok. Hatta, insanlar artık sevgililerini sosyal medyadan pat diye buluyor. Mantıklı mı, gayet mantıklı! Kişinin fotoğraflarını en ince ayrıntısına kadar inceliyorsun. Kimle arkadaş, oturup tek tek bakıyorsun. Bir dakika içinde siyasi görüşüne dair fikir yürütüyorsun. Hangi mekânlara gider, en sevdiği yemek nedir biliyorsun. Nereden mezun olmuş, eski mesleği neymiş, neden oradan çıkmış pat pat pat, hepsi önünde. Eskiden bunları bulmak için canımız çıkıyordu. Adamla en az 5 buluşma gerekliydi. Şimdi hoop, baştan niyet belli.

 

Tam kendine uygun birini buluyorsun. İşte buluşmalar, eski sevgilisini araştırmalar derken... Eski kızla Instagram’a 3 fotoğraf atmış. Seninle daha bir tane atmadı diye içten içe, ‘İlişkimiz ciddi değil mi?’ diye dertlenmeye başlıyorsun. Önceden, ‘anasıyla beni tanıştırmadı’ muhabbeti, şimdi ‘Benimle fotoğraf koymadı’ olayına dönüyor tabii. Ardından bütün mecralardan, ‘Bunun sahibi var’ sinyalini vermek için uğraşıyorsun.

 

Sonra işte, işin en kötü tarafı geliyor. Adamla kavga ediyorsun mesela, aklından ilk ayrılık geçiyor. “Ama şimdi ayrılırsam, o fotoğrafları kim silecek” diye kara kara düşünüyorsun. Eş dost diyecek ki, “Bu kız da bir dikiş tutturamadı.” “Keşke bu kadar çabuk atmasaydım” diyorsun. Milleti sevindirmemek adına ayrılmıyorsun. Ama bazen de karşı tarafa ne kadar gözü kara olduğunu belli etmek için, ufacık bir tartışmada; onu evdeki buzdolabından bile engelleyip, ortada toz bırakmıyorsun. İşte bu da kötü, çünkü bunun barışması var. Bu kez de elâlem, “Ay bunlar da zırt pırt kavga ediyor. Bi cacık olmaz bu ilişkiden” diye konuşacak. Aslında ne yapsan konuşacaklar.

 

Yazının devamı...

Hayalleri gerçekleştirmenin yolu

22 Ekim 2016

Artık olayın, mistik yönü nedir ne değildir bilmiyorum ama panoya koyduğum ne varsa hep gerçek oldu. Tek şartı, pano mutlaka hep gördüğün bir yerde durmalı. Onu da şuradan biliyorum, bu sene taşınırken panomu kaybettim. Artık kaybedince lanetleniyor musun nesin, öyle bir özelliği var mı bilemedim ama o günden sonra oraya ne koyduysam olmadı. Güya 50 kiloya kadar inecektim. Biraz daha gayret etsem 50 kilo alacaktım neredeyse. Angelina Jolie ile Brad Pitt’in fotoğrafını koymuştum, ertesinde ayrıldılar! Bu sene o yüzden gözümün önünden ayırmayacağım bir hayal panosu yapmak için kolları sıvadım.

 

 

GEREKLİ OLAN MALZEMELER

 

Eski bir tablo ya da mukavva. O da yoksa bir kartonu dört köşe kesin olsun bitsin.

 

Hayalleriniz tabii. Ona uygun fotoğraf ve yazılar. Dergilerden kesebilirsiniz, yalnız kadın dergilerinin şöyle bir sorunu var: Dergiler baştan sona kadın fotoğrafı dolu. Her sayfada ilik gibi kadın fotoğrafı görüyorsun. Biri de dememiş ki şu dergiye iki tane kaslı çıtır delikanlı ekleyelim. Ya da ev fotoğrafı falan koyalım, ne bileyim, tarihten ilham alan kadınların hikâyelerine yer verelim. Bu dergileri okuyan kadınları sadece bir seksenden uzun kadın fotoğraflarına mı hasta zannediyorlar anlamıyorum. O yüzden bu sene istediğim fotoğrafları yazıcıdan çıkarttım. Zaten bu aralar yazıcımla bildiğin aşk yaşıyorum.

Yazının devamı...

Canım, siz de ayrılmışsınız?

15 Ekim 2016

Bu aralar, maşallah dediğimizin ömrü üç gün mü sürüyor nedir, ayrılan ayrılana. Acun Ilıcalı- Zeynep Ilıcalı, Johnny Depp-Amber Heard, Angelina Jolie-Brad Pitt derken son bomba: Demet Şener ile İbrahim Kutluay. Üstelik, “Tamam artık bu saatten sonra onlar ayrılmaz” derken!

 

Zaten ilişkilerinin başını yedi düvel biliyor. Şimdi o günleri hatırlatıp, insanları rahatsız etmenin manası yok. Kaç sene geçmiş üstünden. Tarafların hepsi başka yola savrulmuş. Hatta olması gerekenden daha da mutlu olmuş. Her işte bir hayır vardır derler ya, o hesap işte.

 

Ardından, birtakım dedikodular dönmeye başladı. Önce kulaktan kulağa yayıldı bu dedikodular. ‘Orada gördüm’cüler, yok ‘herkes biliyor’cular derken olay patlak verdi bir yerden.

 

 

EVDE OTURUP KANIT TOPLUYORMUŞ

Yazının devamı...

Nerede kapımda cool olduğun günler?

8 Ekim 2016

Ünlü olmanın en kötü yanı bence ilişkilerinde olan sorunları uluorta yaşıyor olman. Mesela, işyerindeki muhasebeci kız, eşinden ayrıldığında en fazla “Aaa yazık olmuş, kocası iyi adama benziyordu” der, konuyu kapatırsın. Hiç, ilişkisiyle yaptığı işi birbirine karıştırmazsın. Ama ünlü olunca maalesef o iş öyle olmuyor. En son Rafet El Roman ve boşanma arifesinde yaptığı abukluklar mesela; çocukluğumun karizmatik yıldızı Rafet meğersem, ayrılırken çocuklaşan adamlardanmış!

 

Rafet El Roman’ın sanırım her ilişkisi uzatmalı garipliklerle devam ediyor. Ben bunu hep, karşı taraf yüzünden diye düşünüyordum. Meğerse olay farklıymış. Basına yansıyan ‘son’ boşanma haberlerinden anladık. Kısaca üzerinden geçersek:Boşanma davası açılmabısından sonraRafet’in eşi Ceren Kaplakarslan mektup yazıp, bunu Rafet’e vermek yerine, her ne hikmetse, gazetelere veriyor. Mektubun içeriği, “Pişmanım, seni kıskandırmak için o hareketleri yaptım. Beni affet, ilk buluştuğumuz yerde buluşalım!.” Mektubu okur okumaz, Allah biliyor ya, “İnşallah Rafet kalkıp gitmez” diye düşündüm. Aşk mektubundan öte, adamı oraya çağırıp, akrabalarına dövdürecekmiş gibi bir his uyandırdı bende. Şüphelenmekte haklı çıktım ama kişileri karıştırdım. Ceren Kaplakarslan, “Mektubu ben yazmadım” diye çıktı ortaya. Üstelik daha şoke edici gelişmeyle, meğer Rafet El Roman mektubu kendi yazmış, kendi basına vermiş! “Tövbe estağfurullah, bu gözler daha ne görecek” derken, bu kez Twitter’dan kayınbabasıyla laf dalaşına girdi. Hem de ne laf dalaşı. Ayyy, ikisinin de  yazdıklarını okurken, başkasının adına utanmak ne demekmiş bir kez daha anladım. Takipçilerine, ‘y.vşak nedir ne değildir’i, birbirlerinden örnek vererek göstermişler. Babası, Rafet El Roman’ı evliliğinin üstünden reklam yapmakla suçlamış. Rafet ise hiç altta kalmamış, kayınbabasına saymış sayıştırmış. Hal böyle olunca şak diye boşandılar tabii. Zaten bu olaylardan sonra birlikte olmaları biraz mantıksız olurdu.

 

 

TUĞBA ALTINTOP RUTİNLERİ

 

Açıkçası Rafet El Roman beni biraz bozguna uğrattı. Gözümde o adam hep cool, az konuşan, evde kendi halinde müzik yapan bir tipti. Hatta ilk karısı yüzünden

Yazının devamı...

Eski sevgilinizi nasıl yeniden tavlarsınız?

1 Ekim 2016

Bu tip durumlarda her zaman bir ‘dönüş payı’ bırakma taraftarıyım. Ne olur ne olmaz, dünyanın bin türlü hali var: Aylar sonra belki aşkım depreşir... Ya da o sürede kimseyi bulamam, mal gibi kalırım... Ne bileyim, erkek cinsine bir haller olur, hepsi hastalıktan kırılır; dünyada son kalan adam sadece eski kocam olur... Her an ‘Sana dönebilirim’ mesajıyla gezmek en mantıklısı. O yüzden, kavganı gürültünü dışarı yansıtmayacaksın. Eskiler ne demiş, kol kırılır; yen içinde kalır. Akrabaları asla işin içine sokmayacaksın. Öyle ortamlarda, yok “Allah belasını versin”, vayyy “Öksürürken ciğerleri eline gelsin” türü beddualar etmeyeceksin.

 

Car car car ağzını kapatmayan, her yerde konuşan, konsere çıkmadan röportaj veren şarkıcı gibi demeç vereceksin. “Saygı-sevgi içerisinde bir ilişki yaşadık. Kader... Olmadı. Hayatta mutlu olmasını istediğim tek insan kendisi. Bunları boş verelim, sadece işimle gündeme gelmek istiyorum” türü bir açıklamayla eşi dostu susturacaksın.

 

NE KADAR SÜRER, ORASINI ALLAH BİLİR!

 

Sen bu kadar ağır davranınca, adam bir daha konuşmaya utanacaktır. Ha bu arada birebir kavgalarınızda rahat olabilirsiniz. Sonra, “Sinirden dedim” dersin olur biter. Tek konu; kimse bilmesin neden ayrıldığınızı. Hayatta öğrendiğim şeylerden biri şu: Eski sevgililer çok istedikleri halde yeniden birleşmiyorsa, bunun sebebi, “Sen ona onu dedin, sen buna bunu dedin!” meselesidir.

 

Yazının devamı...

Bir Brangelina’mız vardı, hatırlar mısın?

24 Eylül 2016

 Önce Johnny Depp’in, karısını kıskanıp kanıyla aynaya yazan bir Apaçi olduğu ortaya çıktı. Ardından ideal koca, ideal baba zannettiğimiz Brad Pitt’in çoluğuna çocuğuna bakmaktan aciz, alkolik müptezel biri olduğu anlaşıldı!

 

 

İster ‘ruhsuz’ deyin, ister ‘kalpsiz’: Brad ve Angelina ayrılmak için geç bile kaldı. Bizi yıllardır, mükemmel aşklarına inandırıp durdular. Ödül gecelerinde öyle birbirlerine bakış atmalar filan... Hepsinin numara olduğunu biliyordum. Bu Brad denilen, sarı çocuğun zamanında Jennifer Aniston’la mutlu bir evliliği vardı. Sonra Angelina yılanı girdi aralarına, hoop aldı adamı avcunun içine. “Bak, Brad’cim. Görüyorsun ilik gibiyim. Doğruya doğru sen de öylesin. O koca çeneli kadın yanına yakışıyor mu? Birlikte olursak, dünya yerinden oynar, dünyaa!” diye katakulliye getirdi adamı. Brad, her erkek gibi tabii bir çift meme, iki lokma dudağa tav olup, yuvasını yıktı. Boyu posu devrilesice! 

 

 

JENNİFER’IN ÜMİDİ BİTMEZ

Yazının devamı...

Benim tombul sarı kızım

17 Eylül 2016

 Her sahnesinde “Ulan harbiden böyle!” dediğimiz, günlük hayatta yaşadığımız kadınsal korkuları bir bir suratımıza vuran tek kadın! Ve şimdi son filmi, ‘Bridget Jones’un Bebeği’ ile yine aklımızı uçuracak gibi duruyor. Yani umarım uçurur, çünkü buna inanılmaz ihtiyacım var. 

 

Bütün filmlerde kadın kahramanlar dokunulmaz, inanılmaz iyi, hepsi ‘Binbir Gece Şehrazat’ modeli. Vefakâr, dünyanın kötülükleri karşısında dimdik duruşunu bozmayan, aklından kötülük bile geçmeyen tiplerdi. Yani korkunç derecede tiksindirici! Öfff normal hayatta da kusursuz gibi davranan insanları sevmediğim için, ekranda ya da okuduğum kitapta böyle karakter görünce suratlarına dolu dolu kusmak istiyordum. Ama Bridget Jones öyle mi? Kiloları, sürekli yaptığı hataları, hayalleri, istekleri, uğraşları... Hepsi sıradan bir kadının isteyeceği kadar. Ne bir eksik ne fazla. Her kadın gibi aşk isteyen, aşkının yanında biraz kariyere de hayır demeyen bir kadın. Üstelik ekranda görmeye alışık olduğumuz tiplerden farklı. O yiyip yiyip kilo almayanlara benzemiyor bir kere. Sigarayı bırakmak için uğraşıyor. Öyle trajik bir aile geçmişi de yok. 30 yaş sendromunu, yalnızlık korkusunu, o histerik bunalımları ondan daha iyi kim anlatabilirdi? Onu sevmemizin en büyük nedeni sıradan olmasıydı. Bize sıradanlığı sevdirdi. Normal olanı!

 

HAYATIMIN BRİDGET KISMINDAYIM!

 

Ama gel gör ki bu son fragmanı izlediğim zaman biraz üzüldüm. Sonra o üzüntüm anksiyetemin pıtır pıtır atmasına neden oldu. Bridget Jones yaşlanmış! Bildiğin eli öpülesi teyze olmuş. Fragman ilerledikçe kalbimin hızlı atışları arttı. Bridget Jones ilk filmini çıkardığı zaman 15 yaşında, dudağıma parlatıcı sürerek okula gitmeyi direniş zanneden şapşaloz bir kız çocuğuydum. Ve hayatımın hemen o kısmına geçmek için canımı bile verirdim. Okulu bitirdiğim, iş bulduğum, üstüne bir de tüyü bitmemiş çocuklara âşık olmak yerine, ‘adam gibi adamları’ seveceğim kısım. Ve şimdi hayatımın Bridget kısmındayım. 15 yaşındayken büyümeyi bu kadar arzulamak mantıklıyken, şu an bir fragmanla daha ilerlemesem mi acaba diye bir korku sardı her tarafımı. Aslına bakarsan ben de kendi Marc Darcy’mi bulmuştum. Onun biraz tıknazı ama olsun. Ülkenin en iyi gazetesinde köşem var. Kendi hayat hikâyemi yazdığım beş kitabım var. Bir de filmim var. 15 yaşında kurduğum hayallerin baya üstündeyim. Allah bereket versin. 

 

Yazının devamı...