"Pucca Günlük" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Pucca Günlük" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Pucca Günlük

Pucca Günlük

Sezaryen mi normal doğum mu?

11 Mart 2017

Hamileliğimin ilk günlerinde, “Beni bayıltsınlar; hiçbir şey hissetmeyeyim; uyandığımda bebeği elime versinler” diyordum. Zaman geçtikçe, normal doğuma karar verdim. Aslında bu işlerin karar vermekle de alakası olmadığını anladım.

Sezaryeni istememin en büyük nedeni, acı çekmekten korkmamın dışında; etrafta dolanan “Normal doğum yapmayan kadın; kadın değildir!” diyenlerdi. Ayyy beni çıldırtıyorlardı resmen. O bilmiş bilmiş tipleriyle: “Çocuğunla aranda bağ olmaz, amannn diyeyim”...

Valla doğum esnasında azıcık uyudum diye oğlum benle bağ kuramayacaksa, keserim valla okul harçlığını görür gününü.

Bu kadınlar üstelik doğumdan sonra da sizi rahat bırakmıyor. Bu kez, “Emzir o çocuğu emzir, aranda bağ olmaz yoksa, çocuk hasta olur bak” diye seni darlıyorlar. Sütün var mı yok mu umurlarında değil. Kadınsan sütün olmalı, aksi mümkün mü? Zaten sudan çıkmış balığa dönen anneye bir de bu işkence neden yani?

KISKANÇLIKTAN KUSASIM GELİYOR

Ardından doğum hikâyelerini okumaya başladım. “Ben ettim; siz etmeyin” diyorum. Kötü doğum hikâyesi okumak ya da dinlemek, evde yapayalnız korku filmi izlemek gibi. Beni oradan kestiler, doktor geldi üstüme oturdu, karnımdan sırtıma dikişlerim var, öfff!

Okudukça, “Bebek sonsuza kadar içimde kalsa ne zararı var yani” diye düşünüyorsun. İyi doğum hikâyeleri de beni geriyor açıkçası. Ayy kadının biri var, hamileliğin birinci ayından sonuna kadar ülke ülke dolaşmış.

Yazının devamı...

Hevesimi kursağımda bırakan Oscar’lar

5 Mart 2017

- Üniversite sınavlarına hazırlanırken, dershanede ışık hızında soruları çözüp, dersten koşarak kaçan benken... Sınav zamanı matematik sorularını yetiştiremem.

- Bir ödül gecesinde Sıla Gençoğlu’na ödülü sen vereceksin dedikleri için kadının yanında pire gibi kalmayayım diye 2 metre topuklularla oraya gidip. Gecelerce ödülü verirken yapacağım konuşmayı hazırlamama rağmen; ‘nasılsa geç kalır Pucca’ diyerek, ödülü başkasına verdirmeleri.

- Kesin hamileyim diye test yaptığım günün ertesi günü regl olmam...

- Ne zaman romantik akşam yemeği türünde evde bir şey hazırlasam, o gece Beşiktaş’ın maçının olması.

- Kesin kilo verdim diye kendi kendime sevinirken tartıda 3 kilo aldığımı gördüğüm an...

Ryan ve Emma, ne hissettiğinizi biliyorum. Ben de geçtim o yollardan...

- Bir tomar para verip aldığım kıyafetin, ertesi gün indirimli haline rastlamak.

- ‘Şehirlerarası ilişki olmuyor’ diyen sevgilimin ayrılık sinyalini yanlış anlayıp, çocuğun olduğu şehire taşınmam.

Yazının devamı...

Taşınmak ya da taşınmamak işte bütün mesele bu

26 Şubat 2017

Nakliye: Gerçekten doğru dürüst ve uygun fiyatlı bir nakliye firması bulmak, koca bulmaktan daha zor. Telefonda konuşuyorsun, adam gelip eşyalara tek tek bakıyor. “Şu kadar fiyat olur” diye sana hesap çıkartıyor. Sonra, “İki merdiven fazla çıktı bizim elemanlar, bunu o gün görmemişiz, 400 TL daha fazla vereceksiniz!” Eşyaları kırıp dökmeleri cabası. “Halat lazım abla, çöp poşeti gerekli, gelirken dört koli bandı al” diyen de var.

Yerleşme: Keşke elimizde sihirli bir değnek olsa, eve girer girmez hooop pırıl pırıl. Dolaplar yerleşmiş, lambalar takılmış, mutfak rafları özenle düzenlenmiş. Abartmıyorum, bir ay sürüyor adam gibi yerleşmesi. Sürekli evde aradığını bulamıyorsun.

Faturaları üstüne geçirme: Yaşarken cehennemi görmenin sözlük anlamı. Oradan oraya git, onu orada yaparken, bunu bu tarafta yap. Onun bilmem nesi, eskisinin borcu... Offff lanet gibi bir şey!

İnternet, TV bağlatma: Reklamlarında sanki saatte hallediyorlarmış gibi gösterdikleri ama sürekli çağrı merkezi çalışanıyla kavga ettiğiniz hadise. Yok, bağlamıyorlar. “Yarın geliyoruz” diyorlar, sonra alt yapı için şu lazım, bu lazım. Onları da hallettiriyorsun, sonunda o teknik servisi zorla eve sokmayı başarıyorsun. Bu sefer de gelip size ne işe yaradığını anlamadığınız abidik gubidik kabloları, olduğundan 80 kat fazla fiyata satma olayıyla karşılaşıyorsun.

Köpeklerin eve alışması: Özellikle erkek köpeğiniz varsa yandınız ki ne yandınız. Her köşeyi işaretliyor. Arkasından viledayla dolaşmak zorundasınız.

Burada eskiden neler yaşandı: Eski evin enerjisini emmek diye bir şey var mı bilmiyorum ama bizden önce oturanların hikâyelerini hep merak etmişimdir. Daha doğrusu, intihar var mı, cinayet var mı, evin sapığı var mı?

Yeni komşular: Her ne kadar “Eskisi gibi komşuluk yok” dense de, yeni taşındığımız yerde anladığımız kadarıyla bayağı bir komşuluk ilişkisi var. Hayatımızda ilk defa sanırım komşularımız oldu, nasıl bir his ileri zamanlarda göreceğiz artık.

Yani demem o ki, inşallah bu son olur. Yenide hayır vardır. Bebek inşallah burada çok mutlu olur da bir daha taşınmak aklımıza bile gelmez.

Yazının devamı...

Hayatta en korktuğum şeyler...

19 Şubat 2017

Bu hayatta en korktuğum şeyler, kapı deliğinden bakarken birinin beni tüfekle taraması ya da gözüme şiş batırması. Kaşlarım iple alınırken, huuurrpp diye kirpiklerimin de yanında gitmesi. İskenderin tereyağını cos diye üstüme dökmeleri. Denizde yüzmek ve en önemlisi unutmak. Unutmaktan, yaşadıklarımın bir zaman sonra hiç olmasından çok korkuyorum. O yüzden okuma yazmayı öğrendim öğreneli günlük tutuyorum. Son on senedir ise bu günlükleri basılı hale getirdim.

Kendi kendime verdiğim bir sözüm var benim. Çocuklarım çok konuşuyorum diye beni huzurevine kapattığı zaman, günlüklerimi okuyup “Vay be ne günler yaşamışım!” demek istiyorum. Çocukluğum, ergenliğim, aşklarım, acı çekişlerim; yavaş yavaş olgunlaşmam, bazen olduğum yerde saymam, bir türlü beladan çıkmayan burnum. Hatalarım, yanlışlarım; bunların farkına varıp yine tekrar edişlerim... Kendi hayatımın, nasıl bir eğriyle gittiğini izliyorum anlayacağınız.

Her şey bundan 10 sene önce, ‘Küçük Aptalın Büyük Dünyası’ adıyla bir blog açmamla başladı. Sonra buradaki yazılar kitap haline getirildi. Ardından, ‘Ve Geri Kalan Her Şey’ geldi. Sonrasında, ‘Allah Beni Böyle Yaratmış’ ile üniversite anılarımı yazdım. ‘Ay Hadi İnşallah’ ile devam ettim, ‘O Adam Buraya Gelecek’ beşinci kitap oldu. Hatta ‘Küçük Aptalın Büyük Dünyası’ film oldu. Murat Boz ile Büşra Pekin oynamıştı. Kitapla da alakası yoktu, hâlâ neden yaptılar anlamam valla.

Araya evlilik, hamilelik girince son kitap biraz gecikti doğal olarak. Tam çıkartacaktım, hooop iç kanama geçirdim. Tam çıkartacaktım, hoop hamile kaldım. “Acaba bu bir mesaj mı?” diye korktum ama baktım bir şey olmuyor, “Haydi” dedim, “Ver gazı”. ‘Şimdi Biz Neyiz?’ 14 Şubat’ta raflara çıktı.

Bütün günlüklerde ‘mutlu son’ olsun diye var gücümle uğraştım. Ve artık tam umudumu kestiğim sırada biri çıktı karşıma. “Bundan bir cacık olmaz, biz birbirimize uygun değiliz, kimse evlenmemizi istemiyor, bu çocuğun aklı beş karış havada” derken, üç ay içinde kendimi nikâh masasında buldum. Bu kez evet mutlu sondu ama gerçekten öyle miydi, artık okuduğunuz zaman göreceksiniz.

Senelerdir benimle gülen, ağlayan, küfreden, bana kızan, ara ara benden sıkılan, önce benden tiksinip sonra seven herkese teşekkürler. Sizinle büyüdüm, sizin gözünüzün önünde ne olduysa onu yaşadım. Bana hiçbir zaman sırt çevirmediniz. Bana hep kol kanat gerdiniz, sırtladınız. Hakkınızı asla ödeyemem. Umarım, ‘Şimdi Biz Neyiz?’i de seversiniz. Bir gün beni sevmekten vazgeçeceksiniz diye açıkçası ödüm patlıyor.

 

Yazının devamı...

14 Şubat’ta bana sakın bunu alma!

12 Şubat 2017

OYUNCAK

Allah aşkına kadınların ‘oyuncak ayı’ sevdiğini kim söyledi? Kim bu dedikoduyu etrafa yaydı ve bütün erkek ırkı buna inandı? Bir kadına alınacak şey mi Allah aşkına? Bu bize yapılan haksızlık yüzünden liseden beri yatağımız, dolabımızın üstü, raflarımız, kitaplığımızda bulduğumuz her boşluk o iğrenç tüylü, ne işe yaradığını anlamadığımız oyuncaklarla dolu. Ne olursunuz artık almayın bize bunları.

PAHALI HEDİYELER

Aslında şiir gibi duruyor, özellikle ‘yükte hafif, pahada ağır’ denilince insanın aklı başından gidiyor kabul ama maalesef insanı biraz geriyor. “Şimdi buna kaç para verdi bu, neden bu kadar pahalı aldı ki, yarın ayrılmak istesem geri vermek zorunda mıyım? Bunu satsam kaç lira eder acaba? Sahte mi lan yoksa lak diye koydu önüme gibi paranoyak düşüncelere sürüklüyor insanı.

EL YAPIMI HEDİYELER

Şimdi burada “Bana kendinden bir parça versin, işte içine aşkını koysun yeter” gibi romantik laflarla sizi kandırmayı düşünüyordum ama maalesef. İki kâğıt parçasını uhuyla yapıştırıp bana getirirse biraz üzülürüm. Elbet önemli olan maneviyat, tamam ama iyi bir resim yeteneğin varsa eyvallah. Ne bileyim, sesin güzeldir; şarkı söylersin ona da tamam ama diğer türlüsüne yokum açıkçası.

ÇİFTLER İÇİN KOMBİNLER

Yazının devamı...

Bebekle köpek olur mu?

5 Şubat 2017

Valla bal gibi olur. Hem de o ev var ya nasıl cümbürtülü, eğlenceli olur. Bu aralar, bizde yaşayan köpekleri gören çokbilmiş ablalar, “Ayy atsana artık bunları”, “Köpekleri yolla, hastalık kapacaksınız”, “Bebek gelince bu köpekler ne olacak?” diye saçma sapan şeyler söyleyip, benim sinirimi tepeme çıkartıyorlar. Bu köpekler bir yere gitmeyecek. Çünkü onlar da benim çocuklarım. Ben doğurmadım, insan da değiller (iyi ki değiller!) ama savunmasızlar; bana muhtaçlar; en önemlisi, biz beraber büyüdük. Şimdi sırf kendi rahatım için o köpekleri bir yere yollayacak değilim. Üstelik insanın doğası gereği hayvanlarla beraber yaşaması gerekirken, kendimizi bu kadar izole etmenin ne anlamı var? Onları sahiplenirken zaten başıma gelecekleri biliyordum. Çocuğumun köpeklerle yaşayıp, hayvan sevgisini bilip, yaşayan herhangi bir canlıya zarar vermeden büyümesini istiyorum.
Hani hep diyorlar ya, “Çocuğun olmadan anlamazsın” diye. Aynı şekilde bir hayvan sahiplenmeden bunun ne demek olduğunu anlayamazsınız! Arkadaşım yeni köpeğini korkunç bir olay sonucu kaybetti. Onun yazdıklarını okuyunca, köpeklerimizin bizim çocuklarımız olduğunu bir kez daha hatırladım.
Sushi anlatıyor
Ben anneme sabrı öğretmek için gittim. Melek oldum ben. Koca ömrümü iki buçuk seneye sığdırdım. Çok hızlı, çok deli yaşadım.
Annemle babamı hiç yalnız bırakmadım. Tuvalette bile takip ettim. Duşta kapılarında bekledim. Her sabah suratlarını yalayarak uyandırdım. Aman maazallah birbirlerini öpmesinler, hemen aralarında bitip aşk puanlarını topladım.



Yazının devamı...

“Çocuğumun anası” da bir yere kadar!

29 Ocak 2017

İlişkilerde, etik olan, beraber olduğun; belli bir süre hayatına ortak olmuş hiç kimse için konuşmaman gerekliliğidir ama kimi kandırıyoruz allasen. Hele evli çocukluysan, hiç ağzını açmaman lazım. “Çocuklarımın anası-babası” artık neyiyse o kişiye laf söyletmemek hayatının amacı haline gelir. Caner Erkin ve Asena Atalay’ın evliliğinin bitişinde yaşanan tam böyle saygı çerçevesi içinde örnek bir ayrılıktı ki, kadın dayanamadı gerçek yüzünü gösterdi.

Valla ben konu ne olursa olsun, haksız bile olsa hep kadından yana olmuşumdur. Caner-Asena olayında ise kendimden beklenmeyen bir performansla Canerci oldum. Yani oradan tutmaya çalıştım, buradan burkmaya çalıştım yok, yok, yok! Asena Atalay’ı bir yerde bile haklı bulamadım. Evlilikleri boyunca zaten skandal üstüne skandal yaşattı kadın. Adam ağzını açmadı, kadına laf söyletmedi, arkasında durdu. Yeter ki mevzular bitsin dedi, yurtdışına transfer oldu. Sonrasında güzel güzel ayrıldılar. Asena Atalay her yeni ayrılan futbolcu eşi gibi kendini tasarıma verdi. “İşimin başında olacağım, işime aşığım, kocamdan tek kuruş para almadım, bi ceketle çıktım evden” gibi kendisinin bile inanmadığı demeçler verdi. Tek bir konuda inanılmaz zeki davrandı. Nasılsa bütün magazinlerde boy boy çıkacaktı; bari gideyim magazin programı sunayım dedi.

Sonra tabii işler istediği gibi olmadı. Tasarımları tutmadı, sunuculuğu vasat kaldı, aşk hayatı büyük ihtimalle evliyken daha hareketliydi. Hikayenin diğer tarafında ise, Caner zil zurna aşık oldu. Adam, bütün geçmişi bir kalemde silmiş, kendine yepyeni bir sayfa açmış gibi davranmaya başladı. Beşiktaş’a transfer oldu. Hayatı artık daha düzenli, daha güzel gitti. Bi de tuttu evlendi. Allaaaah! Zaten ne olduysa oldu ondan sonra oldu.

Madem benim huzurum yok, senin de huzurun da olmasın diyerek Caner Erkin’e icra üstüne icra, dava üstüne dava. Çocuğuna bakmayan bir baba imajı ekleyerek, kendisini vefakar ana, çilekeş Asena gibi gösterdi de kurban olayım, hiç mi basına çıkmayacaktı istediğin para?

Çocuğunun masrafı için Caner Erkin’den istediği parayı duyunca derin bir yutkundum. 451 bin liralık bir masraftan bahsediliyor. Şöyle diyeyim, kayak masrafına 45 bin TL, barınma masrafına 89 bin TL bir para istiyor. Yani ben çocuğa o kadar masraf yapsam, büyüyünce astronot, yazar, büyük müzisyen ve bunların yanında ABD devlet başkanı olmasını beklerdim. Onca emekten sonra kuru kuru bir vatandaş olarak çıkarsa valla kahrımdan ölürdüm. Sen Türkiye gibi bir yerde yaşayıp, çocuğuna bakmıyor diye bu masrafları adamdan istersen nasıl seni tutsun, arkasına alsın insanlar. Zaten mimlisin, örnek eş klasmanında durmuyorsun. Şurada yapacağın en mantıklı şey, sinsilikti. Mutluluklarını dileyecektin, kendini sadece çocuğuna adamış anne gibi gösterip, neyim var neyim yoksa oğlumundur diye konuşacaktık. Bak senden iyisi mi olacaktı o zaman. Hırs, kötüdür, insanı hep daha dibe götürür. Bunu en iyi bu olayda anladık sanırım.

 

Yazının devamı...

Çocukken Sezen Aksu’yu annem zannediyordum

22 Ocak 2017

Acı çekmekten nefes alamaz duruma geldiğim anlarda okul penceresinden dışarı bakarken ‘annem Sezen Aksu’ bahçe kapısından girecek ve ‘Senelerdir seni arıyordum, sonunda buldum!’ dedikten sonra beni alıp götürecek sanıyordum. Gelmedi tabii. O gelmedikçe, umudum da bitti. Belki uzaktan gördü, çirkin bir kız olduğum için benden utanıyor falan diye düşündüğüm de oldu. Allah’tan, büyüdüm de akli melekelerim yerine geldi, kadının peşine sapık gibi takılmadım. Hoş, geçen yıllarda “Bak Sezen Aksu’nun evi burasıymış” diye bana bir ev gösterdiler. Evin bahçesine kitaplarımı attım. Görevli az kalsın polis çağırıyordu!

ELBETTE TARAFLI DAVRANACAĞIM

O yüzden Sezen Aksu denilince hep bir burukluk, bir akraba hissiyatı, bir ‘Onu en iyi ben anlarım’ duygusu yaşıyorum. Son albümü çıkınca çocukken yaptığım gibi bütün şarkılarını sözlerini ezberleyene kadar dinledim. Elbette taraflı davranacağım. Yani, Tarkan’a yaptığı şarkıyı bile beğenmek için çok uğraştım açıkçası.  Ama bu albüm için gerçekten kalbimle söylüyorum ki; çok güzel olmuş. ‘Düğün ve Cenaze’ albümü gibi ama sanki onun daha hafifi... Kendi top beşimi bile hazırladım:

 Canımsın Sen: Boşuna mı yaprak gibi / Rüzgârına kapıldım ben / Unutup kendimi / Bir divaneye takıldım ben!

 Kördüğüm: Bu kördüğüm eski bir yara / Ta çocukken kestiler beni / Bir gün bile iyileşmedi ki / Ben kopardım hep kabuğundan

 Ey Benim Çocukluğum: Ne yapsam, nereye gitsem olmuyor / Hayattayken araftayım / Bir hatıraya sevdalı / Hem kazanan hem kaybeden taraftayım

 Benim Karanlık Yanım: Bak gözüme gör kendini / Koyu kopkoyu asfalt rengini / Söyle neyi arıyorsun / Hangi tartıya göre dengini

 Koca Kıçlı:

Yazının devamı...