"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Tembel tiroit kalbi yoruyor

Tiroit bezimizin gördüğü işler çok önemli. Onun, ürettiği hormonlar (T3 ve T4) ile “beden orkestrasının şefi” olduğunu sağır sultan bile öğrendi.

Ama yine de hepimizin bilmesi gereken bazı mühim ayrıntılar var. Bunlardan biri “tiroit-kalp”, diğeri ise “tiroit-beyin” arasındaki mühim ilişkiler. İsterseniz önce “tiroit-kalp ilişkisi”ne kısa bir el atıp tiroit ile beyin arasındaki yaşamsal bağlantıları başka bir yazıya bırakalım. Buyurun..

 Hipotiroidinin kalbe verdiği zararlar

Tiroit bezimiz yeteri kadar hormon üretemezse ilk ve en mühim sorunları kalbimiz çıkarıyor. Mesela mı?
◊ Kalp yetmezliğe giriyor. Eğer tiroit beziniz yeterince hormon üretemiyorsa kalp kaslarınız zayıflıyor, güçsüz ve halsiz düşüyor. Neticede kalbiniz organ ve sistemlerinize yeterince kan pompalayamıyor.
◊ Damarlar sertleşmeye başlıyor. Tiroit hormonu eksikliğinin kan-yağ dengesini bozduğu, kolesterol ve trigliserit artışına sebep olduğu kesin. Değişen yağ dengesinin zamanla damar sertliğine yol açma ihtimali ise oldukça yüksek.
◊ Tansiyon yükseliyor. Sertleşen damarların değişen koşullara uyum sağlaması zorlaşıyor. Bu da hipertansiyona çıkarılan davet anlamına geliyor.
◊ Kalp yavaşlıyor. Tiroit hormonu seviyeniz düştükçe kalbiniz de yavaşlayacaktır, bu kaçınılmaz. Kalp hızının yavaşlaması ise halsizlik, yorgunluk, bitkinlik ve daha pek çok sorun anlamına geliyor.

Aman dikkat, düşmeyin

Denge, bedenimizin mühim fonksiyonlarından biri. Dengeyi sürdürebilmekse özellikle YAŞLILIK döneminde çok önemli.
Beyin ve beyincik denge sisteminin asli üyeleri ama başka üyeler de var: Gözler, kulaklar, kaslar, kirişler, kemikler ve uç sinir sistemi ilk akla gelenleri.
Dengeyi sürdürebilmek öyle pek kolay başarılabilecek bir iş filan da değil. Gayret istiyor. Bilgi istiyor. Daha da önemlisi süreklilik ve konsantrasyon gerektiriyor. Denge kaybı her yaşın ama özellikle de yaşlılığın mühim bir problemi.
Dengeniz kaybolunca düşmeleriniz başlıyor. Düşmelerin en sıradanları bile (eğer şanssız biriyseniz) el-ayak bileği veya kalça kemiklerinizde kırıklarla sonuçlanabiliyor. Bu tür kırıklar nedeniyle yatağa düşenlerin neredeyse yarıya yakını -ileri yaşlarda iseler- hayata veda ediyor.
Özetle denge konusunda hepimizin duyarlı olması, özellikle yaşlılarımızın bu duyarlılığı maksimumda tutması şart
Peki, bu iş nasıl başarılacak diyorsanız hemen yandaki kutuyu daha bir dikkatle okuyun lütfen.

Güçlü bir denge eylemi için...

◊ Egzersizden vazgeçmeyin. Onu hayatınızın ayrılmaz bir parçası haline getirin. Önceliğinizi ise yürüme ve merdiven inip çıkmaya verin. Olanağınız varsa tenis oynamak, kayak yapmak, bisiklete binmek gibi “ayak koordinasyonunun öncelikli olduğu” alanlara yönelin.
◊ Osteoporozu önemseyin. D vitamini seviyelerinizi izleyip kalsiyum, K2 vitamini, magnezyum gibi desteklerden faydalanın.
◊ Kas erimesi problemini dikkatle izleyin. Kas kaybına karşı etkili mücadele stratejileri geliştirin. Doğru beslenin. Kas güçlendiren direnç ve germe egzersizlerinden istifade edin.
◊ Gözlerinizi ihmal etmeyin. Görme süreçleri dengeyi sürdürmede çok etkili.
◊ Tansiyonunuzu izleyin. Sadece otururken değil, yatarken ve ayağa kalkınca da tansiyonunuzda neler oluyor takip edin. Ayrıca tansiyon haplarının oluşturabileceği ani inip çıkmalara karşı uyanık olun.
◊ İlaçlara dikkat edin. Kullandığınız her ilacın dengenizi etkileyip etkilemeyeceğini araştırın.
◊ Alkole “hayır” deyin. Alkolün en mühim denge sabotajcısı olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
◊ Çevresel riskleri bertaraf edin. Düşmenize yol açabilecek, dengenizi bozabilecek süreçleri izleyin: Kaygan zeminler (küvetler, duşlar, halılar, kilimler), ayağa takılabilecek kablolar vs.

Korkmayın, çekinmeyin inatla gülümseyin!

Gülmek, daha da güzeli keyifli kahkahalar atabilmek en az ruhsal gevşetici trankilizan haplar kadar “stres savar” doğal ve bedava bir destek. Bunu hepimiz öğrendik tamam ama çoğumuz hâlâ aynı faydanın gülümsemekle de elde edilebileceğinin farkında değiliz.
Oysa stresle mücadele uzmanları gülümsemenin de en az gülmek/kahkaha atmak kadar etkili bir anti stres strateji olabileceğinin altını ısrarla çiziyorlar. Ve ekliyorlar:
“Özellikle stresinizin kaynağı eğer karşınızdaki kişiyse ‘gülümseme’ stratejisini mutlaka ama mutlaka uygulayın. Gülümsemenin sizi rahatlatırken karşınızdaki stres kaynağını strese soktuğunu görünce de sakın şaşırmayın.”
Özeti şu: Gülümsemek hayatın her alanında, herkese, her yaşta ve de her yerde bedene de ruha da iyi gelen bir strateji.

Oturmak hasta ediyor

Hareketsizlik en önemli sorunlarımızdan biri. Hatta biraz daha ileri gidelim, en az kötü beslenme kadar mühim bir sağlık durumu belirleyicisi. Bu kimsenin kuşku duymadığı kesinleşmiş bir bilgi.
Diğer taraftan “oturarak çalışmanın” daha doğrusu “gün boyu sürekli oturmayı tercih etmenin” sadece kilo problemini kolaylaştırmada değil, başka alanlarda da can sıkıcı sonuçlara yol açabileceği anlaşılıyor.
Bunun nedeni olarak da uzamış oturma eyleminin yol açtığı dolaşım bozuklukları, pıhtılaşma sorunları ve çok daha önemlisi insülin direnci gösteriliyor.
Oturma süresini abartanların kemikleri beklenenden daha hızlı eriyor, kas kayıpları olağanüstü bir hız kazanıyor. Günün önemli bir bölümünü “sandalyesine bağımlı” geçirenlerde bağırsak kanseri dâhil bazı kanserlere ve karaciğer yağlanması gibi problemlere de beklenenden daha sık rastlanıyor.
İnsülin direnci probleminin ise ilk önce oturma nedeniyle kullanım dışı bırakılan kalça, bacak ve baldır kaslarını tercih ettiği biliniyor.
Tavsiyem şu: Masa başı çalışan da olsanız odanızın içinde yapacağınız kısa yürüyüşlerin sandalyenizden kalkarak gerçekleştirebileceğiniz basit egzersizlerin, ofis içindeki minik gezilerin, üst kata, alt kata yapılacak 1-2 dakikalık kısa ziyaretlerin bile işe yarayabileceğini unutmayınız.

Hangi selenyum?

Selenyum da magnezyum gibi popülaritesi giderek artan bir besin desteği. Güçlü bir antioksidan olduğu zaten biliniyordu.
Şimdilerde sadece bu nedenle değil, başka nedenlerle de örneğin bağışıklığı güçlendirmek, belleği desteklemek, toksinlerden arınmak gibi farklı sebeplerle de kullanılabiliyor.
Ama burada da küçük bazı ayrıntılar var. Her şeyden önce “hangi selenyum daha faydalı” ona dikkat etmek gerekiyor. Biz eğer selenyumdan daha kalıcı faydalar sağlamak istiyorsanız selenometionin, selenosistein ve metilselenosistein formlarının kombinasyonu olan selenyum maya formunu tercih etmenizi öneriyoruz.

X