"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Tat mı koku mu

Aklımıza bir şeyler yemek gelince önce açlık duygumuzu gidermeyi hedefleriz. Lezzet sonra gelir. Sonra gelir ama emin olun en az karnı doyurmak kadar mühim bir meseledir, bu nedenle üzerinde kafa patlatmak gerekir. Merak ediyorsanız buyurun...

LEZZET birçok bileşenden oluşur.

Yiyeceğin tadı, sunum tarzı, yemek masasının havası ve tabii ki yemek yenilen ortamın ambiyansı lezzeti etkileyen belirleyicilerdir.

Bugünkü konumuz sadece baştaki mevzu.

Yani lezzet bileşenlerinden birincisi, ‘tat’ konusu.

Tat dendi mi akla bence iki şey gelmeli.

Bir: Yiyeceklerin dilimizde bıraktığı beş farklı duygu.

İki: Yemekten, yiyecekten yayılan aroma, yani o hoş koku.

BURUNLA ALGILANAN LEZZET

Yiyeceklerin dilimizde oluşturdukları temel tatlar standart da değildir.

Onların da az tuzlu, tatlı, ekşi, acı ya da çok tuzlu, tatlı, acı, ekşi olanları var.

Ama her halükârda tatların yoğunluğu ne olursa olsun acı, tuzlu da, ekşi, tatlı da ısıdan etkilenmez.

Oysa ‘burunla algılanan lezzet’, yani ‘uyarıcı koku’, diğer adıyla ‘aroma’ dediğimiz şey ısıdan fevkalade/fazlasıyla etkilenen bir faktör.

ISI-AROMA İLİŞKİSİ

Bir yiyecek/içecek ne kadar çok ısıtılırsa, yani o yiyeceğin ısısı ne kadar yüksek olursa aromanın esas belirleyicisi ‘uçucu yağlar’ o kadar fazla miktarda serbest kalacağından kokudan/aromadan kaynaklanan duygu durumu da o kadar güçlenir.

Dolayısıyla yiyeceğin lezzeti de dayanılmaz hale gelir.

İskender sever misiniz bilmem. Ben severim!

En çok da, neredeyse yanma derecesine gelmiş tavadaki o cızır cızır tereyağının dönerin üzerine eklenirken oluşturduğu kokuyu/aromayı özlerim.

Bence İskender’i diğerlerinden farklı kılan da budur.

Uçucu yağlardan zengin tereyağının tavada olabildiği kadar yüksek ısıda ısıtılması neticesi ortaya çıkan yoğun uçucu yağ kokusudur, İskender’i daha çok yediren de, sevdiren de üzerine eklenen tereyağındaki uçucu yağların yoğunluğudur.

Bana sorarsanız halkımıza tereyağını zeytinyağından daha çok sevdiren şey bu kokudur.

YAĞLARIN ZENGİN YAPISI

Ben pilavın ille de tereyağlısını isterim arkadaş” dedirten de aynı şey, yani tereyağının uçucu yağlardan zengin yapısıdır.

Üzülerek belirteyim, zeytinyağının böyle bir mahareti maalesef yeterince yok.

Var olan uçucu yağlar da fabrikasyon işlemleri sırasında uçuuup gidiyor.

Gelelim özete...

Prensip şu: Aromalı yiyecek içeceklerin lezzetleri ısıtmayla artar.

Sofraya gelen her sıcak yemek, her sıcak içecek sohbeti, muhabbeti daha bir güçlü kılar.

Üzerinde dumanı tüten sıcak bir kahvenin soğuk kahveden farkı da bundandır.

Başlıktaki sorunun cevabına gelince...

Ne tat kokudan ayrılır, ne koku tattan, biri su, biri undur, birleşmelerinden oluşan şeyse lezzet hamurudur ve o hamurdaki suyu (tat) ve unu (koku) birbirinden ayıramazsınız.

BB KREM Mİ, CC KREM Mİ?

BB’nin açılımı ‘Blemishb Balm’dir, ‘kusur merhemi’ anlamındadır.

İyi bir BB krem cildi nemlendirir, canlandırır, parlaklık kazandırır ve ufak lekeleri kapatır.

CC’nin açılımıysa ‘Color Correcting’, yani ‘renk düzeltici’dir.

Temel amacı cildinizdeki ton eksikliklerini gidermektir.

Ayrıca güneşten korunma ve kırışıklıkları azaltma, nemlendirme gibi marifetleri de vardır.

Uzun süreli kullanımda BB kremlerden bir gömlek daha üstün oldukları söyleniyor.

Peki, hangisini almalı?

Bana sorarsanız bu kararı vermeden ‘dermokozmetik’ alanıyla ilgili bir dermatologla konuşmanız iyi olur.

Eğer cildinizi iyi tanırsanız alacağınız ürünlerden daha çok faydalanma şansınız olur.

LÜTFEN BİRAZCIK UYKU!

GÜZEL bir gece uykusu sizi sadece dinlendirmez, sağlığınızın da belirler ve doğru beslenmek, egzersiz, stresi yönetmek kadar önemlidir.

UYKUSUZ HER GECE

Çoğumuz uykuya dalamamaktan veya her gece 3-5 kez uyanmaktan şikâyetçiyiz.

Aramızda sabahın köründe ‘pat’ diye uyanıp günün ağarmasını bekleyenler de var.

Diğer taraftan uyuduğunu zannedip uyumayanların (kaliteli uykuya hasret kalanlar) da sayısı bir hayli fazla.

Kısacası ‘uyku sorunları’ en az obezite, stres, depresyon kadar yaygın problemler olma yolunda.

Diğer taraftan uykusuzluk bizi sadece hasta etmiyor, hayat kalitemizi de bozabiliyor.

Uykusuzluğun sadece sosyal yaşamı değil, sağlığı bozduğu da kesindir.

Uyku problemi olanlarda kalp hastalığı, felç, diyabet, hipertansiyon, bunama, kanser daha sık görülüyor.

Uykusuzların kilo alma ihtimali daha fazla, obezite riskleri daha yüksek.

Gastrit, kolit, reflü, baş ağrısı ve eklem ağrılarına yatkınlığı artırdığı da kesinleşti.

Yeteri kadar iyi uyuyamıyorsanız cinsel hayatınızın da alt üst olacağından emin olabilirsiniz.

SÜRE DE KALİTE DE ÖNEMLİ

Son yıllarda nörolog ve psikiyatristler bu alanda yoğunlaşmaya başladılar.

Uykuyla ilgilenen uzmanların ve kliniklerin sayısı arttı.

Netice şu: Güzel bir gece uykusu vazgeçilmezlerinizden biri olmalı, uykunun sadece süresi değil, kalitesi de ciddiye alınmalıdır.

Sağlıklı bir hayat sürmek istiyorsak “iyi uyumak” zorundayız.

Özellikle yaş kırkı geçince uykusuz geçen gecelerin faturası zannettiğimizden çok daha ağır olabiliyor.

UYKUMUZ NEDEN BÖLÜNÜR?

Gece sık sık uyanıp tuvalete gitme ihtiyacına ‘noktüri’ adı veririz.

Yaşlandıkça geceleri sık tuvalete gitme ihtiyacının ilk nedeni bedenimizin sıvıyı tutmaya yarayan antidiüretik hormonu daha az üretmesidir.

Diğer taraftan idrar torbamız yaşlandıkça kapasitesini azaltıp idrarı tutma yeteneğini yitirir.

Kalp yetmezliği, şeker, uyku apnesi gibi sık idrara çıkmaya zorlayan problemlerde de artış olur.

Kısacası yaşlılığı içine alan kocaman bir çember uykularımızı olumsuz yönde etkileme konusunda bir oldukça etkili.

X