"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Şeker hastalığı önlenebilir mi

Çocukluk çağındaki ‘tip 1 diyabet’ maalesef önlenebilir bir sağlık sorunu değildir ama yetişkinlerde görülen diyabet önlenebilen bir sağlık sorunudur ve dünyada salgın bir hastalık gibi yayılan diyabet tipi de budur.

Yetişkin yaş diyabeti (tip 2 diyabet) hayat tarzımızla birebir ilişkilidir. Neleri, nelerle birlikte, ne miktarlarda, nasıl ve ne zaman tükettiğimiz ise diyabete giden yolun ilk adımıdır. Eğer yanlış gıdaları ısrarla tüketip ihtiyacımızdan fazla yemeye devam edersek diyabete giden yolun taşlarını kendi ellerimizle döşemiş oluruz. Bizi şeker hastalığına götüren yaşam tarzı yanlışımız sadece beslenme hatalarıyla da sınırlı değildir. Ne kadar, ne sıklık ve yoğunlukta hareket ettiğimiz, yani ‘aktivite düzeyimiz’ de önemlidir. İşte bu nedenle son yıllarda sağlıklı beslenme öne çıkmış, aktif yaşam önemli konulardan biri haline gelmiştir. Uzmanlara ve istatistiklere göre, dünyada her on saniyede iki şanssız insan daha şeker hastalığına yakalanıyor ve bir şanssız kişi de diyabet ya da diyabetle ilişkili sorunlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Ölümlere yol açan hastalıklar ardı ardına sıralandığında şeker hastalığı en az kanser, kalp damar hastalıkları kadar önem kazanıp sıralamada beşinci sırayı kapıveriyor.

GİZLİ ŞEKERE DİKKAT!

Önemli bir sorun da şu: Şeker hastalarının yaklaşık yarısı şeker hastası olduklarının yıllarca farkına bile varmıyor. En az 8-10 yıllık bir süre ‘gizli şeker’ dönemi yaşanıyor ve bu ‘kayıp yıllar’da da diyabetik tahribat sağlığımızın canına okuyor, diyabet hükmünü bu ‘erken’ ya da ‘gizli şeker’ aşamalarında da sürdürüyor.

ERKEN TEŞHİS ÖNEMLİ

Şeker hastalarının % 90’ından fazlasını ‘önlenebilir diyabet tipi’ olan tip 2 diyabet oluşturuyor. Elimizdeki imkânlar ise bu hastalığın daha tohum halindeyken teşhisini sağlayabiliyor. Açlık-tokluk şeker –insülin ve hemoglobin A1c (HbA1c) testleri gibi basit incelemelerle diyabet yolun en başında 10 yıl öncesinde fark edilip fazla kiloların verilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi ve düzenli aktivitenin bir hayat tarzı haline getirilmesi ile yok edilebiliyor.

SONUÇ: GEREKENİ YAPIN

Tavsiyem şu:
Çocuklarımızı ve bizi tehdit eden sağlık sorunlarının çoğu ‘ne yiyip içtiğimiz’ ve ‘ne kadar hareket ettiğimiz’ gibi basit iki konu ile birebir ilişkili. Gelin ikisini de ciddiye alalım. Gelin bir şeyler yapalım. Yapalım çünkü bu ikilide oluşturduğumuz her düzelme bize ‘yol-su-elektrik’, yani ‘daha güçlü damar, sinir, kemik, kas, iskelet sistemi’, ‘daha güzel uyku, daha sağlıklı bağışıklık, daha iyi bir cinsel yaşam, daha sağlam bir bellek’, kısacası ‘daha güzel bir hayat’ olarak geri dönecektir.

UYKU GECENİN NÖBETÇİ DOKTORUDUR


Derİn ve güzel bir uykunun ne anlama geldiğini hepimiz öğrendik diye düşünüyorum ama hatırlatmaya devam edeceğim. İyi ve güzel bir uykunun becerikli ve tecrübeli bir nöbetçi doktor görevi de üstlendiğini unutmayın. Siz mışıl mışıl uyurken bedeniniz müthiş bir tempoyla doku onarımı yapmakta, o gün oluşan söküğü, yırtığı, harabiyeti tamir etmektedir. Ve yine siz uyurken bağışıklık sisteminin eksikliğini yerine koymakta, damarlarınızda oluşan harabiyeti bir bir ortadan kaldırmakta, kansere karşı geliştirdiği koruma sistemlerini daha bir aktifleştirmektedir.

UYKUYU ÖNEMSEYİN

Cinsel hormonlarınız dahil her türlü hormon üretimi yeni baştan dengelenmekte, otomatik sinir sistemleriniz (sempatik ve parasempatik sinir sistemleri) yeniden akort edilmektedir. Uyku her organ için önemli ama birincilik beyne verilmelidir. Beyin uyumadan asla dinlenip rahatlayamaz. Beyin uyurken de çalışıp kendisini ertesi günün streslerine, endişelerine olabilecek diğer ruhsal problemlerine göre sistemini yeni baştan düzenler. Uzmanlara göre çoğumuz bu düzenlemeyi ‘rüya olarak’ yaşarız. Son sözüm şu: Uykunun yararını ondan mahrum kaldığımızda anlarız.


Aktivite çok önemli

Sağlıklı ve zinde biri olmanın formülünü sadece beslenmeye indirgemek doğru değil. Özellikle yaşınız ellileri geçmişse en az beslenme hatta ondan daha da fazla dikkate almanız gereken bir nokta daha var: Aktivite. Aktivitenin sağlığımıza verdiği destek de çok yönlü. Daha da önemlisi bu destek yaşlanma sürecinin başladığı kırklı yaşlardan sonra çok daha mühim.

ORTA YAŞA DİKKAT

Bilhassa 50’li yaşlardan sonra her bedenin en az antioksidan zengini besinler, kaliteli protein, vitamin ve mineraller kadar planlı programlı bir aktivite desteğine de ihtiyacı olduğu kesin. İster yürüyün, yüzün, ağırlık kaldırın, ister bisiklete binin, golf, tenis oynayın, ister evinizin etrafında, parkta, bahçede, boğazda, dağda, bayırda kısa ya da uzun turlar atın fark etmez, hareketin her türlüsü yoğunluğu ne olursa olsun sağlık defterinize artı puanlar olarak yazılıyor.

YÜRÜYÜN, BUNAMAYIN

Farklı ülkelerde, farklı araştırma merkezlerinde yapılan pek çok araştırma gösterdi ki yaşlılıktaki bunamayı önlemek için zerdeçal, ceviz, nar, siyah üzüm kadar düzenli yürüyüş yapmaya da ihtiyaç var. Yetmişli, seksenli yıllarda da sağlam kemik, kas ve eklemlere sahip olmak için omega-3 zengini besinler, kalsiyum deposu gıdalar kadar esneme ve denge egzersizleri de yapmalı. Kalbinizin tıkır tıkır çalışması ise ne sadece düşük kolesterol şeker seviyeleri, ne yalnızca tansiyon kontrolüyle mümkün, ona mutlaka ama mutlaka aktivite desteği de vermelisiniz.

YAPTIKÇA KEYİF ALIN

Anlatmak istediğim şu: Düzenli fiziksel aktiviteyi sadece kilo kontrolü için gerekli bir zorunluluk olarak görmeyi bir kenara bırakmanın zamanı çoktan geldi. Bir ayrıntı da şu: Aktiviteyi sürekli kılmak istiyorsanız onu keyifli hazlarınızdan biri haline getirmeye çalışın. Yaptıkça keyif alın, keyiflendikçe yapın ve fayda versin diye yaptığınız hiçbir egzersizin ağrılı bir yorgunluk maratonuna dönüşmesine izin vermeyin. Hedefinize ulaşabilmek için sadece bahçenizle ilgilenmek, çarşıya, pazara yürüyerek gidip gelmek, işe, komşuya ulaşım araçlarıyla değil de yürüyerek gidip gelmek, merdivenleri daha sık kullanıp elinize geçen her fırsatı bir ‘aktivite hazzına’ dönüştürmek yeterlidir. Alıp verdiğiniz nefesleri derinleştirmek, trafikte kırmızı ışıkta beklerken karın kaslarınıza egzersizler yaptırmak, televizyonda dizi izlerken kol kaslarınıza küçük ağırlıklarla aktivite uyarılarında bulunmak bile kafidir. Yalnız değil, grup aktiviteleri yapmaya yönelin ve aktivitelerinizin içine birazcık eğlence, birazcık da yarış yerleş-
tirin.

Doğru dinlenmeyi biliyor musunuz

En az doğru beslenme ve düzenli aktivite kadar önemli bir nokta da ‘dinlenmek’dir. Dinlenmeyi –maalesef- yan gelip yatmak gibi düşünenler de var ama işin aslı farklı. Dinlenme gevşeyip rahatlamayla ve iyi bir uykuyla da taçlandırılmalı. Hatta uykuyu sadece uyku sözcüğüyle sınırlamayıp ‘şekerleme’ de yapmalı. Araştırmalara göre –daha önce de yazdım diye hatırlıyorum- öğleden sonra biraz kestirmek kalp hastalığına yakalanma riskinizi azaltıyor. Bazı uzmanlara göre Akdeniz’e kıyısı bulunan ülkelerde koroner kalp hastalığına yakalanma olasılığının Kuzey Avrupa ülkelerine oranla daha düşük olmasının nedeni biraz da bu ‘siesta keyfi!’.

‘ŞEKERLEME’ YAPIN

Gün ortasında yapılan kısa süreli kestirmeler –şekerlemeler- aslında kronobiyolojimizde de yazılı olan bir özellik. Çünkü beden saati öğleden sonra 14-00-16,00 arasında da çok değil 15-30 dakikalık bir şekerleme yaparsa daha verimli çalışma eğiliminde. Dinlenme denince süreci sadece uyku ile de sınırlamamak gerektiğini belirttim ama bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Dinlenmek mutlaka ‘rahatlamak’ sözcüğünün hakkını da vermiş olmalı. Dinlenme süresince zihinlerde birikmiş düşünsel toksinlerden arınmanın da bir yolu aranmalı. Eğer dinlenmeyi bir ‘ruhsal bagaj boşaltma süreci’ haline de getiremezseniz ne kaslarınızdaki gerginliklerden, ne kalp atışınızdaki hızlanmalardan, ne midenizdeki, bağırsaklarınızdaki kramplardan paçanızı kurtarabilirsiniz.

RUHUNUZ DA DİNLENSİN

Kısacası dinlenmek mutlaka ama mutlaka beyni de içermeli, düşünceleriniz de dinlenebilmeli! Yoksa zihniniz endişe uyandıran, korku çağrıştıran, anksiyete yaratan imgelerle dolup taşarken istediğiniz kadar tatil yapın, yan gelip yatın, hatta masaj yaptırın faydasını göremezsiniz. Önemli bir nokta da şudur: Herkesin dinlenme biçimi ya da dinlenmeden yararlanma şekli farklıdır. Herkes kendi gerginliğine, yorgunluğuna, zihinsel ve/veya bedensel durumuna göre bir dinlenme tarzı ve süreci oluşturmalıdır. Kısacası dinlenmek yalnız bedensel değil, ruhsal/zihinsel de olmalıdır. Ve her aktivitemiz gibi dinlenmeye de azıcık eğlence, azıcık keyif ve bolca da huzur bulaşmalıdır.

X