"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Neden yorgunuz

Farkında mısınız bilmiyorum, en çok şikâyet ettiğimiz şey yorgunluk. Tatile gidip eğlendik, kafa dağıtıp dinlendik, stres atıp gevşedik ama hâlâ yorgunuz. Yeteri kadar uyuyup dinleniyor, işi gücü hafifletiyoruz ama yorgunluğumuz bir türlü geçmek bilmiyor. Peki, o zaman sorun ne? Neden yorgunuz? Bu işi nasıl çözeceğiz?

FİZİKSEL Mİ, PSİKOLOJİK Mİ?
Daha önce de yazdım, yorgunluğun farklı birçok sebebi var ve onları basitçe üç ana başlıkta toplamamız mümkün. Yorgunluk bazen “fiziksel” sebeplerle ortaya çıkıyor. Yani fiziki bir problem tetikliyor yorgunluğu. Kalp iyi pompalamıyor yoruluyorsunuz, ciğerler yeteri kadar oksijen emip karbondioksit atamıyor yorgun düşüyorsunuz, böbrekleriniz görevlerini yapamıyor halsiz kalıyorsunuz, karaciğer hastalanıyor bitkinlikten kıvranıyorsunuz.
Fiziksel sebep bazen bir romatizmal hastalık, bir kas zafiyeti, bir sinir hasarı da olabiliyor. Sadece bu ana başlığın altına en az yüz sağlık sorununu sığdırmanız mümkün.
“Psikolojik” sebeplerle de yorulabiliyoruz. Kimi depresyonu, kimi stresi, kimi paniği, kimi ruhsal gerginliği nedeniyle yorgun düşüyor. Sorunu biraz daha büyük olup da ciddi psikiyatrik problemler nedeniyle yorgun düşenler de yok değil. Kısacası bu başlığın altında da onlarca sağlık sorunu ya da hastalık var.
MOTİVASYONEL OLMASIN
Benim söz konusu etmek istediğim yorgunluk tipi ise ikisinden de farklı. Bana göre son zamanlardaki yorgunluk salgınının önemli nedenlerinden biri “motivasyon yetersizliği”. Yorgunluk uzmanları bu tür yorgunlukları “motivasyonel yorgunluk” başlığı adı altında topluyor ve şöyle açıklıyorlar: Kendinizi bir araç gibi düşününüz ve bedeninizi de bu araca benzetiniz. Araç yepyeni, sapasağlam olabilir. Ruhsal dengenizi de aracın deposuna koyduğunuz benzin –yakıt- gibi kabul ediniz.
Siz o sağlam ya da yeni arabanıza uygun yakıtı da tıka basa doldurabilirsiniz. Ama ne arabanızın güçlü, kuvvetli, yeni sağlam olması ne de yakıt deposunun tıka basa dolu bulunması arabanızı harekete geçirmez.
Çünkü üçüncü bir şeye daha ihtiyacınız var: Kontak motorunu çevirip arabayı harekete geçirmek. Motivasyon denen şey de zaten basitçe bu. Yani sizi harekete geçiren, size “başla!” komutunu veren o basit anahtar hareketi.
Eğer motivasyonunuz yoksa istediğiniz kadar karnınız tok sırtınız pek olsun çıkıp dolaşmak, parklarda bahçelerde gezmek, boğazda bir tur atmak ya da alışveriş yapmak, komşu ziyaretinde bulunmak, kahveye gidip arkadaşlarla tavla, pişti, bilardo oynamak aklınıza bile gelmez. Dahası işe gitmekten bile vazgeçmeyi düşünmeye başlarsınız. Bence son zamanlarda hepimiz ciddi bir motivasyon eksikliği yaşıyoruz ve bu işin bir çaresini bulmamız lazım.


BİR CEVAP
Sağlıklı hayat mı, kaliteli yaşam mı?
Sağlıklı bir hayat sürüp kaliteli yaşamın standartlarını yakalayabilmek hepimizin hedefi olmalı. Aslında iki kavramın iç içe de olması gerekiyor ama hangisine öncelik verileceği konusunda bir kafa karışıklığının olduğu da yadsınamaz.
Öncelikle şu nokta iyi bilinmeli: Kaliteli bir yaşam sürmek daha doğrusu yaşam kalitesini arttırmak gelir düzeyimiz ne olursa olsun herkesin hakkı ve kaliteli hayat zannedildiği gibi sadece parayla pulla satın alınabilecek, sadece eğitimle ulaşılabilecek bir şey değil.
Zengin ama çok düşük yaşam kalitesi standartları ile yaşamını sürdürenlerin de, mükemmel düzeyde eğitim almış ama son derece kalitesiz yaşam koşulları ile boğuşup duranların da sayısı oldukça fazla.
Sağlıklı hayata gelince... Sağlıklı hayat her şeyden önce bedensel, ruhsal, sosyal ve moral bir iyilik halini içine aldığı için önemli. Bu dörtlüye “iyi bir çevre” koşulunu eklemek de zorunlu.
Yaşam kalitesini arttırmak bunlar olmadan olmuyor. Ama sağlıklı olmasına rağmen yaşam kalitesini bir türlü yükseltemeyenler de yok değil. Şekeri tansiyonu mükemmel, uykusu olağanüstü, stresi düşük mü düşük, beslenmesi bir hayli iyi, hatta neredeyse organiğe yakın, yaşadığı çevre olabildiğince temiz ve güvenli ama yaşam kalitesi yetersiz olanlar da var.
Bu insanlar eğitim sürelerinin yetersiz kalması, alt yapı hizmetlerinin olmaması, iletişim, ulaşım gibi olmazsa olmaz iyi hayat standartlarının sağlanamaması nedeniyle hayat kalitelerini bir türlü yükseltemiyorlar.
Netice olarak sağlıklı hayat da, kalitesi yüksek bir yaşam standardı da hepimize lazım ve biri olmadan diğeri yeteri kadar işe yaramıyor, beklenen faydayı sağlayamayabiliyor.

BİR NOT
İnsülin neden önemli?

İnsülin yaşamsal bir hormon, kandaki şeker dengesinden tutun da protein ve yağ metabolizmasına kadar pek çok şeyi o düzenliyor ama ne var ki azlığı da çokluğu da bir dert. Azlığının önemli bir problem olduğunu 1900’lü yılların başında öğrenmiştik, yeteri kadar insülin üretemeyenlerde şeker hastalığı ortaya çıkıyordu.
2000’li yıllar bize yeni bir bilgiyi daha öğretti, insülinin fazlalığı da bir problem ve o da tıpkı insülin azlığı gibi bizi hasta ediyor, insülin fazlalığı (hiperinsülinemi) ile bağlantılı hastalıkların başında da “yetişkin tipi şeker hastalığı” ile “kilo-obezite sorunu” geliyor. Ama insülin fazlalığının zararları sadece diyabetle de sınırlı değil.
Yeni bin yılın salgın hastalıkları olarak kabul edilen “kronik hastalıkların” hemen tamamı insülin fazlalığı ile ilişkili. Hipertansiyon da, damar sertliği de, bellek bozuklukları da bir yerlerden hiperinsülinemi/insülin fazlalığı ile bağlantılı, yani akrabalık ilişkileri içinde. Ardı ardına yayınlanan çalışmalar gösterdi ki insülini yüksek olanlarda hipertansiyona yakalanma ihtimali daha fazla.
İnsülin fazlalığı Alzheimer ve diğer bellek sorunlarını davet ediyor. Hiperinsülinemililerde kalp krizi ve inme riski insülini düşük olanlara kıyasla kat be kat yüksek.
Kısacası fazla insülin daha erken ve daha hızlı yaşlandırıyor ve ömrü kısaltıyor. Peki bütün bu olumsuz gelişmelerin nedeni ne? En önemli neden insülin fazlalığının vücuttaki yangısal süreçleri yani mikrobik olmayan iltihabi süreçleri tetiklemesi, tıbbi adıyla “inflamasyona” yol açması!
İnflamasyon süreçleri esnasında salgılanan farklı pek çok madde ve bu maddelerin oluşturduğu reaksiyonlar hücre, doku ve organlarda mesela damarlarda, eklemlerde, sinir iletim sistemlerinde hasara yol açıyor. Neticede de insülinin fazlası bizi hasta ediyor.

X