"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Düşme, üşütme, hareket et

80’li yılları 3 yıl önce geçen bir hanımefendiyi yıllardır keyifle izliyorum. Maşallah zıpkın gibi. Her gün 3 km yürüyor. Beyni pırıl pırıl. Kalbi saat gibi çalışıyor. Sosyal bir kulübün başkanlığını yürütecek kadar aktif. İşte o hanıma son görüşmemizde söylediğim 3 mühim öneriyi bugün yaşı 50’yi geçen herkese yeniden hatırlatmak istedim.

İYİ yaşlanmak isteyen herkesin özellikle 50’li yıllardan sonra “düşmeme, üşütmeme ve tembellik etmeme”de dikkatli ve kararlı olmaları lazım.

 

Nedeni şu…

 

Basit bir “düşme” onlarda ciddi yaralanma, kırıklar ve sakatlıklara yol açabiliyor.

 

Neticede yatağa düştüler mi çıkmaları –maalesef- kolay olmuyor.

 

Yine bu yaş grubundakilerde sıradan bir “üşütme” önce nezleydi, gripti derken ağır bir zatürre ile sonuçlanabiliyor

 

(Gençliğinizde 2-3 günde ayakta atlatabildiğiniz basit bir soğuk algınlığı, altmışlardan sonra ağır bir zatürre depremine dönüştüyse “Hoş geldin yaşlılık!” diye yazan ANDRE MAUROIS çok haklıdır).

 

YAN GELİP YATMAK YASAK

 

Diğer taraftan yaşlanınca “tembellik etmek” de çok kötü bir seçim.

 

“Yaşlandım artık” diyerek bir kenara çekilmek, beyni, eklemleri, dolaşım sistemini paslanmaya terk etmek yanlış bir tutum.

 

Sık sık tekrarladığım “AYAKTA KAL, HAYATTA KAL” tavsiyesi hepimiz için son nefesimizi verene kadar geçerlidir.

 

Yaşınız ne olursa olsun yan gelip yatmak da, evde pineklemek de yasak!

 

Fırsat buldukça yürünecek.

 

Eklemler, kemikler, kaslar, kalp-dolaşım sistemi ve akciğerlere iş yüklenecek.

 

Bir kez daha tekrarlayalım: “Düşmek, üşütmek, tembellik etmek yok!”

 

DÜŞMELERİ ENGELLEMENİN

 

Özellikle görme ve işitme problemi olanların, kas ve eklem sorunu yaşayanların, nörolojik hastalığı bulunanların, beyni etkileyen ilaçlar (uyku hapları, antidepresanlar, sakinleştiriciler) kullananların “düşme” konusunda daha çok dikkatli olmaları lazım. İlk 9 önlem şunlar olabilir...

 

1. Yerde kaygan bir şey olmasın, dökülenler derhal silinip temizlensin.

2. Sağlam basabilmek için topuksuz lastik tabanlı ayakkabılar giyilsin. Çıplak ayak ya da çorapla dolaşılmasın.

3. Zeminlerde ayağa takılabilecek gevşek kablolar, kaygan örtüler, halılar olmasın.

4. Merdivenler, yürüyüş yolları iyice aydınlatılsın, yatak odaları ve banyolarda gece lambaları yakılsın.

5. Sık kullanılan eşyalar kolayca ulaşılabilen el altındaki dolaplara yerleştirilsin.

6. Banyo küvetlerine tutamaçlar takılsın, en iyisi küvet yerine duşlar kullanılsın. Banyonun zeminine kaymayan örtücüler serilsin.

7. Kullanılan ilaçların içinde baş dönmesi, denge bozukluğu, sersemlik, uyku yapan varsa daha da dikkatli olunsun.

8. Hareket şart! Basit, kolay ve etkili hareketlerin başında da “YÜRÜMEK” geliyor. Saat başı ev içinde yapılacak 3-5 dakikalık yürüyüşler bile yeterli olabiliyor.

9. Gözler ve kulaklar düzenli olarak kontrol edilsin, kusur varsa düzeltilsin.

 

BEL/KALÇA ORANINIZ KAÇ?

 

SANIRIM şunu hepimiz öğrendik: Her kilo aynı değil!

 

Yağların nerede depolandığı çok mühim bir ayrıntı.

 

Bacak ve kalçalarda değil de karında depolanan yağların hastalık riski var.

 

Bu tür yağlanmalar tansiyona, şekere, kalp krizine, bunamaya giden yolun başlangıcı olabiliyor.

 

Karından kilo alınıp alınmadığını anlamanın en doğru yolu “bel/kalça oranı”nı belirlemek.

 

Yapacağınız şey son derece basit…

 

- Karnınızı gevşek bırakarak belinizi en dar yerinden (genelinde göbek deliğinden) ölçünüz.

 

- Kalçanızı da en geniş yerinden (genelinde karınla birleştiği kemik çıkıntısının en uç kısmından) ölçün.

 

- Bel ölçüsünü kalça ölçüsüne bölün.

 

- Eğer bulduğunuz rakam kadınsanız 0.8’den, erkekseniz 1’den büyükse kilo sorununuzun daha ciddi olduğunu düşünün.

 

Not: Bel çevresi 88 santimden büyük olan kadınlar ve 100 santimden geniş olan erkekler için de aynı risk söz konusudur.

 

SİNİRLENİNCE BİLE BAŞINIZ AĞRIYORSA...

 

BAŞ ağrısı sık görülen bir sorun. Başımızı ağrıtabilecek yüzlerce sebep var, çoğu da önemsiz şeyler.

 

Örneğin uykusuz kalmışsak başımız ağrıyabiliyor.

 

Uzun süre aç kalmak da baş ağrısı yapıyor.

 

Tansiyonun yükselmesi, şekerin inip çıkması, göz merceğinin bozulması gibi sağlık sorunlarında da baş ağrısı ilk ve tek işaret olabiliyor.

 

Sadece hava lodoslu olduğu için veya üzüldüğü, öfkelendiği, incindiği için başı ağrıyanlar bile var.

 

Bütün bunlar iyi de baş ağrılarının tehlikeli, hatta ölümcül olabilmeleri de söz konusu.

 

Özellikle şiddetli ve giderek belirginleşen baş ağrıları mühim bir sorun olarak görülmeli.

 

Zira bu tip ağrıların bazılarının arka planında giderek büyüyen bir beyin tümörü de söz konusu olabiliyor.

 

Keza kafa içi basıncını arttıran başka hadiseler de –örneğin beyin kanamaları, beyin içi sıvının artması- varlığını sadece şiddetini giderek arttıran inatçı bir baş ağrısı ile ifade edebiliyor.

 

Beyin zarının iltihaplanması (menenjit) de kendini baş ağrıları ve bulantı, kusmalarla gösteriyor. 

X