"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Demir kilo yapar mı?

Demir eksikliği; halsizlik, bitkinlik, saçlarda matlaşma, el ve ayak üşümesi gibi sorunlara yol açıyor. Demir içeren haplarla tedavi söz konusu oldu mu kilo alma kaygısı, konuya zaten duyarlı olan kadınları çok etkiliyor. Ama demir destekleri asla kilo aldırmıyor.

Demir yetmezliği ve sonucunda oluşan kansızlık özellikle kadınları ilgilendiren yaygın ve mühim bir sağlık sorunu. Hal böyle olunca demir içeren haplarla tedavi söz konusu oldu mu kilo alma kaygısı, konuya zaten duyarlı olan kadınları çok etkiliyor.
Her şeyden önce şu bilgi önemli: Kadınların demire erkeklerden daha çok ihtiyacı var. Yetişkin bir erkeğe günde 8-10 mg demir yeterken, kadın için günlük gereksinim 15-20 mg civarında.
Demir eksikliği, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, hızlı ve düzensiz kalp atımları, nefes darlığı, saçlarda matlaşma, kırılma ve dökülme, tırnaklarda çukurlaşma, soyulma, solgunluk, el ve ayak üşümesi, gıda maddesi olmayan şeyleri yeme (pika) gibi sorunlara yol açıyor. Aşırı eksiklik yüzünden depresyon benzeri yakınmalarıyla psikiyatrik tedavi görenler bile olabiliyor.
Eksikliğin nedeni beslenme ile yeterince demir alamamak olabileceği gibi (Vejetaryenlik, hamilelik, yanlış diyetler...), depoların tüketildiği kayıplar (Regl düzensizlikleri, sindirim sistemi kanamaları...) veya kullanım bozuklukları da olabiliyor.
Tedavi sırasında kullanılan demirin kilo aldıracağı endişesi yaygın olsa da demir destekleri asla kilo aldırmaz. Eksik olan demirin yerine konması sonucu yakınmaların düzelmesinden kaynaklanan iyilik hali sayesinde dengeli beslenmeye başlayan kişiler olmaları gereken sağlıklı kiloyu korurlar.

BİR BİLGİ
Hıçkırık hastalık belirtisi mi?

Hıçkırık karın ve göğüs bölmesini oluşturan kas yapısının (diyafram) tekrarlayan istemsiz kasılmaları sonucu oluşur. Geçici hıçkırık ataklarını çoğumuz yaşamışızdır ama bu durum kalıcı ve tekrarlayıcı olduğunda can sıkar.
Hıçkırığın nedeni çoğu zaman belirlenemez. Bazen midenin gerilmesi, bazen aşırı sıcak ya da soğuk maddelerin yutulması, zaman zaman da alkol tüketimi hıçkırığı başlatır.
Uzun süren hıçkırıkların reflü hastalığıyla ilişkili olma ihtimali vardır.
Ayrıca bağırsak hastalıkları, pankreas bezi iltihaplanmaları, karaciğer tümör metastazları, safra kesesi problemleri de uzun süreli hıçkırık nöbetlerine yol açabilir.
Kalp ve akciğer zarının iltihaplanması, zatürree, akciğerin orta kısmında meydana gelen tümörler, böbrek yetmezliği de hıçkırık sebebi olabiliyor.
Beynin arka kısmından kaynaklanan kanama ve tümörler de hıçkırık nedenidir.
Özetle uzun süren ve sık tekrarlayan hıçkırık nöbetleri bir doktorun kontrolünü gerektirir. Hıçkırığın ilaçlarla tedavisi ya da baskılanması mümkündür.
Geçici rahatlamalar için öğürmenin uyarılması, ezilmiş buz yutmak, kuru ekmek yemek, bir kâğıt poşet içine derin bir şekilde solumak fayda sağlayabilir.

BİR NOT
Fazla su içmek tansiyonu yükseltir mi?

Sağlık sorunlarına çözüm bulmak umuduyla başvuranların ilginç soruları olur. Çok su tüketirse tansiyonunun yükseleceğinden korkan orta yaşlı, yüksek tansiyonlu bir kadına verdiğim yanıtı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Su ile kan basıncı arasında yakın bir ilişki vardır. Bedenimizin neredeyse yarısı sudur! Damarlarımızı dolduran sıvı yani kan da önemli oranda su içerir.
Her hücremizde su temel öğelerden biridir. Kan basıncını, kalbin pompaladığı kan miktarı ile bu kanın içinde dolaştığı damarların çeperindeki direnç belirler.
Yeterince su tüketilmediğinde, beden susuz kaldığında ve böbreklerden süzülen sıvı miktarı azaldığında böbrekler bu durumu bir “uyarı” olarak algılar, beyne haber verir.
Beyin, damarların çeperini daraltarak önlem almaya çalışır. Damar çeperindeki basınç artacağından kan basıncı olumsuz yönde etkilenir.
Özetle ihtiyacımız kadar su tüketmek, tansiyonu yükseltmediği gibi normal sınırlarda kalmasına da yardımcı olur.

BİR UYARI
Omega-3’ün depresyonla ilişkisi var mı?

Beynimizin önemli bir bölümünü Omega-3 yağları oluşturuyor. Omega-3 eksikliğinden her organımız, her dokumuz, her hücremiz etkileniyor ama en çok etkilenenlerin başında “beyin” geliyor.
Beynin Omega-3 ihtiyacının arttığını, Omega-3 rezervlerinin azaldığını gösteren işaretlerin başındaysa unutkanlık ve depresyona eğilim var.
Gebelik öncesi ve gebelik sürecinde yeteri kadar Omega-3 alamayan hamilelerde, beynin Omega-3 rezervlerinin bebek tarafından alıp götürülmesi nedeniyle doğum sonrası dönemde beyin ciddi bir Omega-3 açlığı çekebiliyor.
Bu eksiklik doğum sonrası depresyonla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle çocuk doğurmayı düşünenlerin daha hamile kalmadan, çok erken bir dönemde tıpkı folik asit desteği yutar gibi DHA desteği, yani Omega-3 desteği de almaları lazım.
Bu desteğin hamilelikte de sürdürülmesi de bir zorunluluk. Bedeninde yeteri kadar Omega-3 yağ asidi, özellikle de DHA’sı olmayan bir annenin karnındaki çocuğa yeteri kadar DHA vermesi de mümkün olmuyor.
Oysa DHA doğacak bebeğin göz ve beyin gelişimi için olmazsa olmaz maddelerin başında geliyor. Zaten bu nedenle de kadın doğum uzmanları hamilelik döneminde kullandıkları vitaminlerin DHA’lı olanlarını tercih ediyor.
Çocuk sağlığı uzmanları bebek doğar doğmaz DHA takviyesi verme yönünden de değerlendirmeler yapıyor.
Özetle Omega-3 ile depresyon eğilimi arasında yakın bir ilişki var ve bu ilişki emin olun çok ama çok önemli.
Pek çok psikiyatri uzmanı depresyon tedavisi yaparken günde 1-2 gram Omega-3 desteği de kullanıyorlar, ki bence son derece doğru bir yaklaşımdır bu.

BİR NOT
Zeytinyağı kanserden korur mu?

Gerçekten de zeytinyağı kullananlarda bazı kanserlere yakalanma riskinin azaldığını gösteren bulgular var. Yunanistan, İspanya, İtalya ve Amerika’da yapılmış güvenilir çalışmalar, özellikle meme kanseri ile yağ tüketimi arasında bir bağlantının olabileceğini düşündürüyor. Doymuş yağ (hayvansal yağlar, margarinler) tüketenlerde meme kanseri sık görülürken, zeytinyağı tüketenlerde oran bir hayli azalıyor.
Diğer taraftan çalışmalar düzenli olarak zeytinyağı yiyenlerde kalın bağırsak, prostat, mide ve pankreas kanserine yakalanma riskinin de daha az olduğunu gösteriyor.
Zeytinyağının kansere karşı sağladığı bu avantajın muhtelif nedenleri olabilir. Bunlardan biri kimyasal yapısı olmalıdır.
Zeytinyağı tekli doymamış yağlardan çok zengindir. Doymamış yağ oranı ise margarin, tereyağı ve diğer hayvansal yağlardan düşüktür. Zeytinyağında bulunan güçlü antioksidan maddelerin (polifenoller, E ve C vitaminleri) ve “skualen” isimli maddenin de etkili olabileceği kabul ediliyor.
Çok güçlü bir anti tümör madde olan skualen, zeytinyağında bol miktarda bulunuyor.

X