"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

D vitaminimiz neden az?

Akşam sofralarının da, konu komşu, dost sohbetlerinin de değişmez gündemlerinden biri, sağlık konularıdır. Hele bir doktor da varsa, laf döner dolaşır, sağlığımıza gelir. Geçen hafta işte böyle bir sohbet ortamında dikkatli bir hanımefendi ilginç bir soru yöneltti. Soru şu: “D vitamini eksikliği yeni bir moda galiba. Kiminle konuşsam ‘D vitaminim düşük’ diyor, destek alıyor. Bunun nedeni var mı?” O hanımefendi ve diğer konuklara şunları anlattım...

D vitamini eksikliği, pek çok sağlık sorununa davetiye çıkaran önemli bir problem. Her ülkede ve bizim ülkemizde hızla yayılan bir sorun. Çocuklarda da, yetişkin ve yaşlılarda da neredeyse her iki kişiden birinde bu sorun var. Peki eskiden de var mıydı?
Yanıtı net olarak vermek kolay değil ama muhtemelen vardı ama ne biz hekimler farkındaydık ne de siz hastalar. Çünkü yakın bir zamana kadar D vitamini tayinleri -25 hidroksivitamin D- kolay yapılabilen analizler değildi. Pahalıydı. Her yerde yapılamıyordu, sadece bilimsel araştırmalar için gerekli olduğunda yapılan incelemelerdi.
Şimdi durum değişti. Artık D vitamini tayinleri ucuz, kolay ve her yerde yapılabiliyor. Sigorta sistemleri tarafından da ödeniyor. Böyle olduğu için de “kimin D vitamini yüksek, kimin düşük” anlamak kolaylaştı.

BİZ DE YENİ ÖĞRENDİK!
Bir diğer saptamam da şu oldu: 15 yıl öncesine kadar bırakın toplumda yeterli bir D vitamini eksikliği bilincinin varlığını, biz hekimlerde bile D vitamininin önemi konusunda yeteri kadar bilgi birikimi ve dikkat yoktu.
Biz de sizin gibi D vitamini eksikliğinin sadece çocuklar için önemli olduğunu düşünüyor, eksikliğin yalnızca kemik gelişimi ve diş sağlığı bakımından önemli olduğunu sanıyorduk.
Gelişmeler bize de yeni şeyler öğretti: D vitamini beynin, sinir sisteminin, damarların, bağışıklık sisteminin ve daha pek çok bedensel işlevin önemli bir oyuncusuydu.
Bedenimizde yeteri kadar yoksa bağışıklığımız zayıflıyor, kansere, şekere, bellek problemlerine, depresyona, damar sertliğine ve daha birçok hastalığa yakalanma ihtimalimiz artıyordu.
Bu iki gelişme, bizi ve hastalarımızı, daha da önemlisi hastalanmamayı düşünen herkesi D vitamini konusunda dikkatli olmaya yöneltti.
Bence siz de, biz de dikkatli olmaya devam etmeliyiz. Zira bu “TOPLUMSAL BİR SAĞLIK SORUNU”dur.

SONUÇ

Son yıllarda daha çok kişiye daha sık ve daha güvenli yöntemlerle D vitamini analizleri yaptırdığımız için şimdi eskiye oranla çok daha fazla kişide D vitamini eksikliği olduğunu görüyoruz.
İyi ki de böyle olduğunun farkına vardık, bu sayede D vitamini üretmek için daha çok güneşten faydalanacak ve/veya D vitamini desteklerinden faydalanıp yukarıda anlattığımız sağlık sorunlarının pek çoğunun önünü kesmiş olacağız.

UNUTMAYIN

D vitamini nasıl kazanılır?
D vitamini eksikliği, gıdalarla giderilemez. En güçlü D vitamini kaynaklarını her gün yeseniz de toplam ihtiyacınızın ancak yüzde 10-20’sini karşılarsınız.
Temel çözüm şu: “Güneşlenmeyi, güneşten istifade etmeyi, cildimizi güneşle buluşturmayı” öğreneceğiz.
Güneşlenmek dendi mi sadece yaz aylarında bir, bilemediniz iki haftayla sınırlı olacak şekilde kumlara uzanmayı anlıyoruz. Çoğumuz bu imkânı da bulamıyor, bulsa da uygulamıyor.
Oysa sorunu “kısa süreli güneşlenmelerle” çözmek mümkün değil. Çünkü bu sürede cildinizin üretip depoladığı D vitamini size ancak en fazla 1-2 aylık bir stok sağlayabiliyor. Önemli olan güneşten (yıl boyu) fırsat buldukça, ritmik bir şekilde istifade etmenin bir yolunu bulmak.
Güneşten istifade etmek için ille de soyunup dökünmeniz gerekmiyor. Sadece dirsek ve dizden itibaren el ve ayaklarınızı haftada 3-4 kez -iki kez bile yeter- yarım saat güneşle buluşturabilseniz -ben 15 dakikaya bile razıyım- bu da işe yarıyor.
Bir diğer problem de şu: Güneş ile cildimiz arasında şehir yaşamının getirdiği bazı engeller de var. Bir kere gün boyu zaten kesin ve net bir şekilde güneşten uzağız. Evden çıkıp toplu taşıma araçlarına biniyor, otobüsten önünde indiğimiz çalışma binalarına girip gün boyu kapalı ortamlarda yaşıyoruz. Çalıştığımız ortamların bize güneşin gönderdiği UVB ışınlarını ulaştırabilmesini engelleyen pek çok engel var. Mesela hava kirliliği.
Hava kirliliğinin artması ile ortamda olan karbon parçacıkları UVB’yi adeta kapıyor ve cilde ulaşmasını engelliyor. Yani sokakta gezseniz bile güneşli havalarda dahi cildinizi güneşle buluşturmanız bir hayli zor.
Ayrıca bize habire güneş korumalı ürünleri satmaya çalışanlar kafamızı karıştırıyor, “güneşten koruyucu ürünleri kışın bile kullanın” diye dayatıyor.
Yaşlanmak da önemli bir problem! Yaş ilerledikçe cilt güneşle buluşsa bile gençlikteki kadar D vitamini üretmeyi beceremiyor.
Kilo sorununun yaygınlaşması da ayrı bir konu. Birçok klinik araştırma, kilo fazlası olanlarda D vitamini eksikliğinin daha yaygın olduğunu net ve açık bir şekilde ortaya koydu.
Özetle D vitamini eksikliği, sürpriz bir gelişme değil. Hatta yeni bir sorun, yeni bir problem gibi de görülmemeli. Zaten vardı, giderek artıyor ve artacak! Ama biz yeni farkına vardık.
Bu konuda da yaygın bir toplumsal bilinçlenme ihtiyacı içindeyiz ve tabiî ki ilk görev biz doktorlara düşüyor.

BİR BİLGİ

D vitamini neden düşer?

6 ay önce normal olan D vitamini seviyelerinin geçen hafta yaptırdığı kan analizinde neredeyse yarıya indiğini görüp telaşlananlar da boşuna üzülüyorlar.
Vücudumuz, daha doğrusu hücrelerimiz, dolayısıyla doku ve organlarımız işlerini aksatmadan yapabilmeleri için vitaminlere ihtiyaç duyuyor. Mesela D vitamini olmadan kemikler kalsiyumu kullanamıyor, bağırsaklar ememiyor, böbrekler kalsiyum dengesini sürdürmede zorlanmaya başlıyor.
Kısacası vücut, metabolizmasını ve daha pek çok işini aksatmadan sürdürmeye çalışırken, bizim güneşlenerek cildimizde ürettiğimiz veya bedenimize haplarla yüklediğimiz D vitamininden faydalanıyor.
Eğer biz güneşlenme imkânı bulamazsak ve D vitamini takviyeleri alamazsak, kanımızdaki D vitamini seviyesi doğal olarak azalmaya başlıyor.
Yani kışa girerken sahip olduğunuz 50 ünite civarındaki değerin, 4-5 ay sonraki tahlilde 25’e inmesi normaldir. Çünkü siz, yerine yenisini eklemeden deponuzdaki D vitaminini kullanmışsınızdır.
Eğer bir an önce eklemeye başlamazsanız, yani güneşlenmez ya da D vitamini desteği kullanmazsanız, çok değil 3-4 ay içinde rezerviniz 10-15 üniteye kadar inebilir.
Aynı durumun B12 vitamini için de söz konusu olduğunu unutmayın ve B vitamininden zengin beslenmeye ama yılda bir kez tıpkı D vitamininde olduğu gibi B12 vitamininde de -hatta folik asitte- “Rezervlerim yeterli mi?” sorusuna cevap aramayı unutmayın.


X