"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Bulgur mu kinoa mı?

Bol proteinli nasıl olsa diyerek kaşık kaşık tükettiğiniz kinoadan da karbonhidrat aldığınızı lütfen unutmayın. Ayrıca kinoa bulgura göre daha fazla yağ içerir.

Kinoalı salatalar özellikle üst gelir grubundakilerin vazgeçilmezlerinden biri oldu. Kinoayla biz yeni yeni tanışıyoruz ama oldukça eski bir besin. Üzerine çok fazla “sağlık büyüsü” eklenen bu enteresan gıda gerçekte de yazılıp çizildiği ölçüde “efsane” bir ürün mü?
İsterseniz gelin önce şu bilgiyi bir kenara not edin: Bol proteinli nasıl olsa diyerek kaşık kaşık tükettiğiniz kinoadan da karbonhidrat aldığınızı unutmayın.
Hesap olarak 2 çorba kaşığı pişmiş miktarı 1 ince dilim ekmek yerine geçer. Ayrıca kinoa bulgura göre daha fazla yağ içerir. Sodyum oranı da bulgurdan daha yüksektir.
“Kinoanın daha çok protein içermesi daha tok tutmaz mı?” diye soranlara, bulgurun posa içeriğinin daha yüksek olması içinizi rahatlatsın.
Ayrıca bulgur, kuru fasulye ve bir bardak ayran menüsünün şahane tamamlayıcılığını unutmayalım. Kinoa alamadık, yiyemedik, çok mu kaybettik diye düşünenlere kuru fasulye, yanına bulgur pilavı ve cacık menüsünü öneririm.
Bulgurun “siyez bulguru” veya “frig bulguru” gibi son derece sağlıklı ve hoş lezzetli olan türleri de var, aklınızda olsun. Yanıtım: Bulgur...

İnsüline direnç ne zaman başlıyor?

Siz sandalyeniz ya da koltuğunuzda oturmaya başladıktan ya da televizyon seyrederken kanepenize uzandıktan çok değil, 30 dakika kadar sonra kalça kaslarınız insüline direnç göstermeye başlıyor.
Bu tatsız gelişme ise sizi önce insülin direnci sonra kilo meselesi, nihayetinde de Tip 2 diyabet yani şeker hastalığına uzanan tehlikeli bir yolculuğa çıkarıyor.
Okumanız bittiyse şimdi lütfen ayağa kalkınız ve yürümeye ya da masanızın hemen yanında 20 tekrarlı bir çömelme egzersizi yapmaya başlayınız. Şu bilgi açık, net ve kesindir: Yaş 40’ı geçince “ne yaptığınız ne yediğinizden” daha önemlidir.

Hamilelere DHA desteği şart mı?

Çocuk sahibi olmayı düşünen her kadının tıpkı D vitamini, B12 vitamini veya folik asit gibi bedenindeki Omega-3 rezervini bilmesi, eksiklik olduğunu düşünüyorsa yerine koyması lazım. Annelerin aynı dikkati bebeklerini emzirirken de sürdürmeleri lazım.
Çünkü anne karnındaki bebeğin de, anne sütüyle beslenen yeni doğanın da beyin, sinir sistemi ve göz dokuları başta olmak üzere sağlıklı gelişimi için Omega-3 yağlarına özellikle de DHA’ya ihtiyacı var. 
Yeteri kadar DHA’ları olmadan sağlam beyin, güçlü sinir sistemi ve göze sahip olabilmeleri mümkün değil. 
DHA (ve EPA) ihtiyacını karşılamak için de tek şansları annenin Omega-3 rezervlerinden yararlanmak.
Bu nedenle çoğu gelişmiş ülkede çocuk doğurmayı düşünen anneler ve anne adayı hamileler için hazırlanan vitamin desteklerinin içine mutlaka DHA da ekleniyor.
Ayrıca süt verme döneminde de annelerin DHA’dan zengin beslenip DHA destekleri almaları tavsiye ediliyor. Diğer taraftan gebelerin DHA desteği almaları kendi sağlıkları için de önemli.
Çünkü yeteri kadar DHA rezervi kalmayan annelerde “doğum sonrası depresyonu” problemine daha sık rastlanıyor.
Kadınlar daha çocuk doğurmaya karar verdikleri andan itibaren omega-3 zengini besinlerden daha sık ve çok faydalanmaya başlasınlar, imkanları varsa da DHA desteği kullansınlar.

İtirazım var!

İtirazım ilaçlara külliyen (!) karşı çıkıp her sağlık sorununu ilaçsız ve sadece “beslenme” önlemleri ile çözebileceğim derken ot, çöp, hap, şurup tüccarlarının eline düşen iyi niyetli okurlarıma...
Çoğu iyi niyetli olsa da, en az ilaçlar kadar toksik olabilen bu ürünleri hastalarına pervasızca önerebilen doğa dostu meslektaşlarıma...
Hepatiti lavanta, prostatı brokoli suyu, kalp yetmezliğini alıç tohumu ile tedavi etmeye kalkıp bypass’lı, stend’li koroner arter hastalarına; statin grubu kolesterol haplarını çok yüksek kolesterol rakamlarına rağmen tamamen yasaklayıp onları doymuş hayvansal yağların bataklığına atanlara... Bu yanlışlara itirazlarımı bundan sonra daha sık gündeme getireceğim.
Ayrıca önemli olduklarından benim de zerre kadar şüphe etmediğim magnezyum, B12, D vitamini, selenyum, çinko, C vitamini, probiyotik takviyeleri ile kanserden ülsere, astımdan migrene, Haşimato’dan sedefe neredeyse her türlü sağlık sorununu çözmeye kalkan iyi niyetli sağlıklı yaşam dostlarına itirazlarımın açık nedenlerini yakında “sağlık zabıta” (!) notları ile açıklamaya çalışacağım.

Çinko işe yarıyor mu?

Tekrarda fayda var. Kış kapıda. Bağışıklık sistemine destek şart. D vitamini, Umklaoba, Sambucus, C vitamini, magnezyum derken çinkoyu unuttuk sanmayın. O da en az öbürleri kadar mühim. Özellikle bağışıklık yanında cinsel sağlık, saç, tırnak, cilt sağlamlığı söz konusu olduğunda çinko hemen “ben de varım” diyor.
Bu nedenle beslenmede çinko zengini besinleri mesela bakliyatları, mesela deniz ürünlerini, mesela yumurtayı, kırmızı eti, kuruyemişleri ihmal etmememiz gerekiyor.

X