Bir anti-insülin programına ihtiyacınız var mı?

Şu kesin: İnsülinin yokluğu kadar çokluğu da mühim bir problem. Azlığı ya da yokluğu da; aşırılığı yani çokluğu da başta şeker hastalığı olmak üzere pek çok probleme zemin hazırlıyor.

Haberin Devamı

Özellikle insülin fazlalığının ve insülin direncinin çok yaygın bir problem olma yönünde ilerlediğini de biliyoruz. Peki neden tehlikeli bu aşırı insülin yükü?
Her şeyden evvel o yük sizi daha erken yaşlandırıyor. Kronik hastalıklara, dahası bazı kanserlere davetiye çıkarıyor.
Peki nasıl kuşkulanacağız aşırı insülin yükü altında olduğumuzdan? Yanıtı biraz uzun. Özeti ise bu yazıda...

BENDE DE İNSÜLİN PATLAMALARI VAR MI?

Eğer;
- Karın çevrenizde yağ birikiminiz varsa (bel kalınlığınız erkeklerde 102 cm’den, kadınlarda 88 cm’den fazla ise)
- Kolesterolünüz ve özellikle trigliserit seviyeleriniz yüksekse
- Kan basıncınız yükselme eğiliminde ise
- Tatlı ve alkolü canınız çok sık çekiyorsa
- Gün içerisinde, özellikle öğle yemeklerinden sonra kendinizi çok yorgun ve bitkin hissediyorsanız
- Ekmek, pizza, pilav ve makarna en favori yemeğinizse
- Gece uykunuzdan kalkıp özellikle tatlı ya da nişastalı bir şeyler yemek isteğindeyseniz
- Sabah yorgunluğundan çok şikayetçiyseniz...
Büyük olasılıkla insülin direnci ve hiperinsülinemi sorununuz var demektir.

Haberin Devamı

NASIL TEŞHİS EDİLİYOR?

Lütfen sabah aç karna bir laboratuvara gidin, “açlık kan şekeri ve insülini” değerlerinizi kontrol ettirin, “insülin direnciniz” var mı yok mu öğrenin.
Açlık insülininiz 8’den, açlık şekeriniz 100’den yüksek, insülin direnci değeriniz 2,5’den fazla ise anti-insülin programını hemen devreye sokun. Peki o programda neler mi olmalı? Buyurun...

ANTİ-İNSÜLİN PROGRAMININ ÖZETİ

1- Beslenmenizde her türlü şekeri sınırlayın (fruktoz, sukroz, glukoz)... Yoğun beyaz un kullanılarak yapılmış besinleri yemeyin: Beyaz ekmek, kekler, makarnalar, krakerler, mısır-patates cipsleri, donut, tahıllar...
2- Tuzu çok az kullanın. Özellikle tuzlu-unlu ve tuzlu-nişastalı ürünleri azaltın (krakerler, tuzlu bisküviler, cipsler)...
3- Yağsız protein kaynaklarına yönelin: Balık, hindi, tavuk. Bu besinler insülin karşıtı bir madde olan glukagonun yapımını hızlandırırlar.
4- Karbonhidrat alımınızı sınırlayın. Kompleks karbon-hidratlara ağırlık verin. Özellikle daha çok sebze kullanın.
Meyvelerin yoğun şekerli olanlarını yemeyin. Glisemik değeri düşük meyve ve sebzeleri tüketin.
5- Düzenli egzersiz yapın. Hızlı yürüyüşler en iyisidir. 40-60 dakikalık yürüyüşü haftada en az 4-6 kez tekrarlayın. Ayrıca ağır bir yemek yediyseniz, 30-60 dakika sonra 30-60 dakikalık ek yürüyüşler yapın.

Haberin Devamı

YENİ TIP YAKLAŞIMI: İNTEGRATİF TIP

Modern tıp hastalıkların patojenetik yapısı ile (Patos: Anormal... Genos: Gelişme...), geleneksel tamamlayıcı tıp ise hastalıkları önleyen sağlığın gücü, yani sanojenesisi ile (Sanos: Sağlık... Genos: Gelişme...) ilgilenir.
Aslında sanojenetik ve patojenetik güçler arasında kıyasıya bir mücadele vardır. Eğer sanojenetik güçler daha başarılı olursa patojenetik güçler yenilir, vücut sağlıklı kalır. Sanojenetik güçler daha da geliştirilirse ruhsal ve bedensel olarak mükemmel sağlığa ulaşılabilir.
Unutmayalım ki soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, yediğimiz besinlerde binlerce hastalık yapıcı patojenetik faktör var. Eğer sanojenetik güçleriniz iyi çalışıyorsa siz bunları yenebilir ve sağlığınızı koruyabilirsiniz.
Modern tıbbın temel kusurlarından biri, sadece hastalıklarla ilgilenmesi, sağlıklı olma hali ve sağlığı güçlendirmeye ilgi duymamasıdır. Çalışmalarını tamamen hastalıkları ve hastalık belirtilerini tedavi etmeye yoğunlaştırmıştır.
Ayrıca modern tıp, bilimsel tıptır. Her şeyi kimyasal olarak analiz etmiş, fiziksel olarak ölçmüş ve kaydetmiş, matematiksel olarak hesaplamıştır. Pek çok görüşe göre, modern tıbbın en önemli gücü olan bu “mutlak bilimsel olma kaygısı” aynı zamanda en önemli zaafıdır. Çünkü vücutta ölçülemeyecek çok şey mevcuttur. Örneğin beyin fonksiyonlarının pek çoğu ölçülemez.
Modern tıp göremediği, dokunamadığı, ölçemediği sorunları hastalık olarak kategorize edemezse, ruhsal ya da duygusal sebeplere bağlar. Önemsemez ya da görmezden gelir. Ona göre, bilinen fizyolojik değerler içerisinde kaldığı sürece, bedensel değerlerin hepsi normal ve sabittir. Oysa bu değerlerin normal olması, vücudun stres altında olmadığını veya bir hastalık başlangıcında bulunmadığını garanti etmez.

Haberin Devamı

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ EKSTRESİ DAMAR DOSTUDUR

Üzüm çekirdeği ekstrelerinden birçok şekilde yararlanılabilir.
- Kalp koruyucudur.
- Kansere karşı direnç sağlar.
- Varis tedavisinde yardımcıdır.
- Ayak kramplarını azaltabilir.
- Cinsel gücü destekler.
- Katarakt ve makula dejeneransını geciktirir.
- Allerjik belirtileri hafifletir.
- Antioksidan etkisi ile yaşlanmayı yavaşlatır.
- Genellikle günde 1 veya 2 kez 100 mg. alınması yeterlidir.

YEŞİL ÇAY MÜTHİŞ BİR ANTİOKSİDANDIR

Yeşil çayın insan sağlığı açısından yararları eskilerden beri bilinmektedir. Yeşil çay kanserin önlenmesinde, yüksek kolesterolün düşürülmesinde, damarların korunmasında önemlidir. Kanlı ishal ve soğuk algınlığına karşı koruyucu etkileri vardır.
Her gün yeşil çay içilen ülkelerde kanser daha az görülmektedir. Özellikle sindirim sistemi, akciğer ve meme kanserine karşı etkili olduğu söylenir, ancak bunun nedeni bilinmemektedir. Yeşil çayın içindeki aktif maddeler kan dolaşımını düzenlemede ve damar yapısının korunmasında Aspirin kadar etkilidir. İçinde bulunan tanen, ishali önler ancak bu etkisinin daha iyi olması için uzun süre demlenmesi gereklidir.
İçerdiği kafein, merkezi sinir sistemini uyardığı için dikkati artırır. Yeşil çayın içinde teofilin, kafein ve birçok polifenol bulunur. Bunların içinde en önemli madde polifenollerdir. Polifenoller C ve E vitaminlerinden daha iyi bir antioksidandır.
Bir fincan yeşil çayda 300-400 polifenol ve 50-100 mg. kafein bulunur.
Dekafeinize yeşil çay ürünlerindeki polifenol miktarı artmıştır (yüzde 60’dan yüzde 89’a). Günde ortalama 3 fincan yeşil çay tavsiye edilen miktardır.

Haberin Devamı

ZARAFETLE VE BİLGECE YAŞLANIN

“Zarafetle yaşlanmak” kadar “bilgece yaşlanmak” da önemli...
Eğer bilgece ve zarafetle yaşlanan, kendiyle barışık, çevresinde sevilen ve sayılan biri olmayı arzu ediyorsanız, işe yaşlanmanın neden ortaya çıktığını doğru anlamakla ve insan olmanın değerini kavramakla başlamalısınız.
Yaşlanmayı yozlaşmak, çürümek ya da ihtiyarlamak değil, olgunlaşmak ve bilgeleşmek gibi algılamalısınız. Özenle yaratılan her şeyin yaşlandıkça değer, anlam ve güç kazandığını unutmamalısınız. Yaşlandıkça hayatınıza zenginlik katmaya, iç dünyanıza yeni güçler kazandırmaya, önleyemeyeceğiniz bedensel çöküşleri kazanacağınız ruhsal güçlerle tamamlamaya, hayatta kalmanın güçlü yanlarını kavramaya çalışın.
Önleyici sağlık tedbirlerini unutmayın, hastalıkları önlemenin onları tedavi etmekten çok daha kolay ve ucuz olduğunu aklınızda bulundurun. Düzenli sağlık taramalarınızı her yıl yaptırmayı, sağlığınıza zarar verecek yanlışlardan ısrarla kaçınmayı da unutmayın.

 

Yazarın Tüm Yazıları