"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Beslenmede ibre bitkilere mi kayıyor?

Hayvansal besinleri tümüyle reddetmeyelim ama orta yaşlar sonunda bitkisel besinlere ağırlık verelim. Zeytinyağını, bakliyatı, sebze, meyve ve tam tahılı daha bir ön plana çıkaralım.

Sebze, bakliyat, tam tahıl ve meyve ağırlıklı beslenenlerin kronik yaşlılık hastalıklarına (diyabet, hipertansiyon, bellek kaybı, kalp ve beyin damarlarında kireçlenme veya tıkanma) daha seyrek yakalandıkları, neticede de daha uzun ve sağlıklı bir ömür şansı yakaladıkları anlaşılıyor.
Bilimsel veriler böyle olunca da beslenme ibresi hayvansal gıdalar yerine bitkisel zenginliklere kayıyor.
Net ve açık bulgu şu: Aşırı et ve doymuş yağ tüketiminden uzak kalabilmek yaşlılıkta da sağlıklı kalmayı kolaylaştırıyor.
Kısacası son yıllarda estirilen “Her gün sabah 5-10 yumurta (!), öğlen ve akşam 10’ar parça pirzola (!) ve de bolca iç yağı, kuyruk yağı, tereyağı” gibi tavsiyelerden uzak duralım!
Hayvansal besinleri tümüyle reddetmeyelim ama orta yaşlar sonunda bitkisel besinlere ağırlık verelim. Yumurtaya, balığa, kırmızı et ve tereyağına karşı olmayalım ama zeytinyağını, bakliyatı, sebze, meyve ve tam tahılı daha bir ön plana çıkaralım...

Hangi demir

Demirin de azı karar, çoğu zarar. Yeteri kadar demir kazanmayınca “kansızlık” problemi başlıyor. Aşırı demir birikiminde ise beden hızla paslanıp erkenden yaşlanıyor, karaciğerde, pankreasta biriken demirin fazlası “maraza(!)” çıkarmaya başlıyor.
Doğru olanı hayvansal ve bitkisel demiri dengeli olarak kazanabilmek. Bu nedenle etli sebze ve bakliyat yemeklerine yönelmek.
Hatta yaş ilerledikçe hayvansal demirden uzaklaşıp bitkisel demir kaynaklarına yönelmek. Bu yaklaşımın hem daha kontrollü demir kazanımı açısından hem de demir birikimine bağlı hızlı yaşlanma ve aşırı oksidasyon baskısı altında kalmaktan bizi koruyabilir düşüncesindeyim.

Akdenizlinin sofrasında neler var

Akdeniz mutfağı lezzete, dikkatli bir ön hazırlığa, düşük kalorili besinlere, son derece keyifli ve eğlenceli bir sofra kültürüne dayanıyor.
Bu mutfakta balık, et dengeli tüketiliyor. Tahıllarda çeşitlilik var. Tam tahıllar (bulgur, köy ekmeği) çok yeniyor.
En önemlisi ise sebzeler. Taze ve mevsiminde sebzelerle yapılan salatalar, zeytinyağlılar hemen her yemekte bulunduruluyor.
Meyve konusunda da dikkatli davranılıyor. Karpuz, elma, üzüm, kayısı, portakal, mandalina bu mutfağın favori meyveleri.
Akdenizliler süt ürünlerini de çok seviyorlar. Özellikle yoğurdu sofralarından asla eksik etmiyorlar.
Bakliyat asla ihmal edilmiyor. Nohut, bezelye, kuru fasulye bol yeniyor.
Zeytinyağı ve tereyağı dengesi de mükemmel bir kurguda. Oran dörtte bir, üçte bir şeklinde. Toplam yağ tüketiminin yüzde 25-30’unu tereyağı, yüzde 70-75’ini zeytinyağı oluşturuyor.

Bir statin bir koenzim mi

Kardiyologların önemli bir bölümü kötü kolesterol LDL’nin yüksekliğini azaltmak için mutlaka bir statin hapı kullanmakta kararlıdır.
Haklılar mı? Tartışmalı bir konu. Bana göre statin kullanımını gerekli kılan koşulları iyi belirlemek şartı ile bu ilaçlardan da faydalanmak tabii ki mümkün.
Ama her kolesterol artışına statin hapı ile hücum etmek de çok doğru bir yaklaşım değil. Bir sorun da şu: Statinler koenzim seviyelerini ciddi biçimde azaltıyor. Koenzim azalması ise özellikle kalp kaslarının daha erken ve daha kolay yorulması demek.
Ne var ki statin kullanırken rahat davranan uzmanlar statinlerle birlikte koenzim takviyesi yapmakta tutucu, en azından çekimser davranıyorlar.
Oysa CoQ10 aynı zamanda LDL’nin oksitlenmesini de engelleyebilen bir molekül. Diğer taraftan statinlerle birlikte CoQ10 verdiğinizde sadece bir eksiği yerine koymuyor, kalp hücrelerinde oluşabilecek bir enerji açığını da önlemiş oluyorsunuz.

Makarna mı mantı mı daha sağlıklı

İkisinin de kendine has lezzeti, besleyici yönleri var. Eğer İtalyan mutfağına tutkun biriyseniz makarnayı, Anadolu mutfağını tercih ediyorsanız mantıyı tercih edin. Makarnayı tercih ettiğinizdeyse onu az pişirmenizi, mümkünse yoğurt veya kıymayla tüketmenizi tavsiye ederim.
Zira az pişmiş ve proteinle evlendirilmiş (!) makarnanın lezzeti daha fazla, zararı daha azdır. Az pişmiş makarnanın “kan şekerini aniden yükseltip insülin patlamalarına yol açma” ihtimali azalır.
Mantıya gelince... Mantı bir hamur işi mucizesidir.
İçine yerleştirilen kıyma ve üzerine eklenen yoğurt mükemmel bir “karbonhidrat-protein evliliği” örneğidir. Lezzet de, besleyicilik de, zarar verme ihtimalini azaltma mantığı da 10 numaradır.
Kısacası mantıda sadece lezzet değil, mantık da var. Dolayısıyla mantıyı makarnaya tercih etmek lazım.

 

X